Köşe Yazıları Kültür-Sanat

ZİHİN BULANIKLIĞI

ZİHİN BULANIKLIĞI
Gökkuşağı Köşesi Banner

Her yüzyıl kendi içinde buhranları, bunalımları, yeni arayışları, yaratıcılıkları, reddedişleri ile var oluyor, anılıyor. Bu kimi zaman yerel dinamiklere özgü görünse de aslında kim bilir dünyanın neresinde hangi ülkenin veya ülkelerin etkisiyle, kimi zaman da küresel olarak yaşanan gelişmelerin etkisiyle gerçekleşiyor.  1900’lü yılların başından itibaren gerçekleşen yeni buluşların, icatların, felsefelerin, savaşların yüzyılın tümünde ve sonraki yüzyıllarda yaşanacak gelişmeler üzerindeki etkisi inkar edilebilir mi? Freud’un “Rüyaların Yorumu”, Planck’ın “Kuantum Teorisi”, Einstein’ın “Görecelik Teorisi”,  Çin Cumhuriyetinin kurulması, iki büyük dünya savaşı…  1900’lü yıllar bunlar gibi pek çok bilimsel, endüstriyel, siyasi, askeri hareketliliğin yaşandığı bir yüzyıl olmasını 18. yüzyıldan itibaren başlayan ve devam eden sanayi devrimine borçlu değil mi?  Bu söylem ve iddia pek çok şekilde uzatılabilir, desteklenebilir, örneklendirilebilir; Ama bütün bunlar bu yazının sınırlarını aşmaktadır. Üstelik tüm bu gelişmelerin sanata, sanatçıya ve sanat eserlerindeki ifade biçimlerine nasıl etki ettiklerine dair görüşlerimi de bu yazımda anlatmak gibi bir niyetim yok;  çünkü 1900’lü yılların son çeyreğini yakalayan ve çok şükür 2000’lerin ilk çeyreğine kadar da yaşamayı başarabilmiş biri olarak gözlemlerimin ve tecrübelerimin verdiği ağırlığın, çaresizliğin, huzursuzluğun etkisi altında olduğumu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Gözlem ve tecrübe demişken… Bu sabah yine her sabah olduğu gibi evdeki kedinin mama ve su kabını doldurdum -ki böylelikle onu, pencerenin önünde bekleyen diğer kedilere yönelteceğim ilgiden uzaklaştırabiliyorum-  sonra da cam önüne dizdiğim mama kaplarını doldurdum. Duyanın koşup geldiği cam önü mama zincirinin – çünkü boşaldıkça yenileniyor ve 24 saat bu zincir kopmuyor – müdavimleri arasındaki dişi kedi karnını doyurmuştu ki, bir erkek kedi geldi ve mama zincirindeki diğer kaplardan değil de dişi kedinin yediği kaptan yemek istedi. Karnı doymuş haldeki dişi kedi azıcık bir yer açıp erkek kedinin kabın içine yumulmasını seyre daldı.  Tam olarak bu anda kafam karışmaya, zihnim bulanmaya başladı. Yeryüzü ne zamandan beri insanoğlunun sadece kendi saadet zincirini kurmak, korumak için başkalarını ve hatta kendisi dışındaki tüm canlıları harcadığı bir yeryüzü olmuştu? İnsanlık ne zamandan beri ikiyüzlü, istilacı, sömürgeci bir canavara dönüşmüştü.  Hayatta kalma mücadelesiyle, başka hayatları mahvetme hırsı ne zamandır birbirine karışmış ve bir tek eylem biçimine dönüşmüştü? Dedim ya, zihnim bulandı diye… Tüm bu düşünceler ondan.

Zihnim biraz daha bulanınca, sabah sabah, laf olsun diye açtığımız haber kanalında, her gün büyük ciddiyetle birbirlerine birtakım argo kelimelerle hitap eden ve 24 saat kanal kanal gezerek yayınlardan hiç kopmayıp yaptıkları işin hakkını verenlerden son derece saygıdeğer bazılarıyla karşılaştım. Selam verdim geçtim o küçük ekrana.  Zihnim yine bulandı, dedim ya, 1900’lerin son çeyreği ve 2000’lerin neredeyse ilk çeyreği diye, bu nasıl bir çılgınlık, bilinçsizlik, eğitimsizlik, cahillik, ahlaksızlık, yüzsüzlük, çıldırmışlık eşiğidir acaba? Tuhaf… Hiç kimse kendisinin ne olduğunun, ne kadar olduğunun farkında değil, ya da umursamıyor. Hiç kimse, hiçbirimiz özeleştiri yapmıyoruz ya da yapamıyoruz; bu da bir kültür tabii, olmayınca olmuyor. Ülke, ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamayacağını bildiğinden; hatta ve hatta iki taraftan da dayak yiyeceğinden, sesi bastırılacağından ötürü gerçekleri içine akıtanların acı içinde olduğu bir zamandan geçiyor.  Hay Allah! Zihnim cidden bulanık; öyle olmasaydı ben bu yazımda Gustave Caurbet’in “Sanatçının Atölyesi: Gerçek Bir Alegori” isimli eseriyle resmi otoriteye karşı aldığı tavrın büyüklüğünden ve öneminden, Emilé Zola’nın “Başyapıt”  adlı romanına konu olan ve 1863 yılında gerçekleştirilen “Reddedilenler Salonu”ndan ve bu salonda dönemin sanat anlayışına karşı bir duruş sergileyerek eserlerini buluşturan, sergileyen avangart sanatçılardan; mesela Edouard Manet’in olay yaratan “Kırda Kahvaltı” isimli eserinden bahsedebilirdim; belki daha yakın zamanlara gelir ve günümüz sanatçılarından ve eserlerinden, günümüz sanatçılarının beslendiği veya beslenemediği kaynaklardan da bahsedebilirdim; ama zihin bulanıklığı fena. Olsun, bir dahakine… Görmek, işitmek, anlamak, sezmek, muhakeme etmek, neden sonuç ilişkisi kurmak gibi süreçlerde gezinmek insanı kaygılı yapıyor olabilir, bu güllük gülistanlık zamanlarda.

Son olarak: Etken Medya yolun açık, yazın bol olsun. Emeği geçenlere, içinden geçtiğimiz zamanlarda dayanışmanın, birlikte yola çıkıp yolculuk yapabilmenin anlamını bilenlere selamlar olsun.

Ve hepimize, zihin açıklığı dileklerimle…

Zeynep Şenay Kızmaz

 

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL