Köşe Yazıları Yaşam

YAŞAM HAKKINI SAVUNMAK-1

YAŞAM HAKKINI SAVUNMAK-1
Gökkuşağı Köşesi Banner

Değerli okurlarım ilk yazımda da belirttiğim üzere yazı önceliğimi mümkün olduğunca ekolojiye ve ekoloji sorunlarına vereceğim. Kafamda tasarladığım bir yazı vardı fakat çok yüzeysel geçeceğini düşündüğüm için bir yazı dizisi şeklinde yazmak, hatta konunun uzmanları ile röportaj yaparak etraflıca birinci ağızlardan paylaşmak sizlerin meseleyi çevrecilikten daha öte olduğunu anlamanız açısından gerekli gördüm.

2008 yılında memleketim Bartın’da başlatılan bir imza kampanyasını öğrenmem ve yaşadığım İstanbul’a taşımamla başladı bu ekoloji merakı bende. Daha doğrusu içinde bulunduğumuz durum sorumlu birer vatandaş olarak bizleri topraklarımızda neler yaşandığına dair bilinçlenmeye itti. Başlangıçta bir termik santral yatırımını/girişimini “Vaaay! İşsizlikten kırılan memleketimde iş sahası,” diye alkışlarken kendimi bir anda iş yerimde, gittiğim mekanlarda ve etkinliklerde imza toplarken buldum. Oraya geleceğim…

Öncelikle belirtmek gerekir ki ülkede yapılan atılımların hiçbiri nedensiz değil. Mutlaka önünde ardında bir sebebi vardır. Benim ilgi alanıma giren ekoloji sorunlarının kök nedeni olan enerji atılımları hele ki; asla “Hadi şuraya bir yatırım yapalım da millet faydalansın,” şeklinde yapılmamaktadır. Örneğin 2006 yılında Meksika’da yapılan Dünya Su Forumunun hemen akabinde Mayıs 2007’de dönemin Enerji Bakanı Hilmi Güler’in “Fırat ve Dicle dahil 12 13 nehirimizi satacağız” açıklaması, gelen tepkiler üzerine yine dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Veysel Eroğlu’nun söylemi yumuşatarak “Akarsu herkesin malı satılamaz. Biz sadece 49 yıllığına kullanım haklarını kiraya vereceğiz” açıklaması tesadüf olmasa gerek. Hatta gerçekleşen su forumlarının akabinde Karadeniz’de pıtrak gibi çoğalan HES projeleri de tesadüf değildir sanırım. Zira bir büyüğümüzün tabiriyle “Su akar Türk bakar,” deyişi tarihe karışmalı su boşu boşuna akmamalıydı.

Gelelim yazı dizimizin ilk teması olan termik santrallere. Bu alanda da durum farklı değil. Gelişmiş dünya ülkeleri hızla kömürlü termik santrallerin şalterlerini indirip alternatif enerji alanlarını genişletirken biz ne yapıyoruz? 1950 ve 60’ların ömrünü doldurmuş teknolojisi olan termik santralleri “Enerjide dışa bağımlılıktan çıkıyoruz” gibi süslü söylemlerle yeni ve sağlıklı bir teknolojiymiş gibi iç politika malzemesi yaparak hayat geçirmeye çalışıyoruz. Halen mevcutta 28, planlanan ise 30 termik santral var ve bunlar faaliyete geçerse Çin’den sonra en çok kömürlü termik santral olan ülke konumuna geçeceğiz.

Burada ön bilgilere bir es verelim. Ve benim güzel memleketim Bartın’a geçelim. Tarihi 3000 yıl öncesine dayanan, balıkçılık ve turizm kenti Amasra’nın yıllardır bu iki sektör dışında aynı zamanda kömür madeninin olmasını da atlamayalım. Ki babamda 25 yılını bu madende harcamış bir emekçidir. Amasra tarihinin 3000 yıllık geçmişi ve üstünde yaşamış milletlerin izleri dışında, İstanbul’un fethinden 7 yıl sonra Cenevizlilerin kontrolünde bulunan Amasra’ya fetih düzenleyen Fatih Sultan Mehmet bugün seyir tepesi adı ile anılan mevkiye geldiğinde şehre hayran kalmış ve lalasına “Lala lala Çeşm-i Cihan bu mu ola?” diyerek hayranlığını dile getirmiştir. Hatta Ceneviz kalesine haber göndererek “Bu kadar güzel bir yeri zarar vererek ele geçirmek istemiyorum. Kalenin anahtarını bana getiriniz,” demiştir. Padişahları bile kendine hayran bırakacak kadar güzel bir coğrafya işte burası. Amma velakin bu coğrafya sözde “Enerjide bağımsızlık, milli yatırım, bölgedeki işsizliği bitirme,” vb gibi yumuşak karına çalışan söylemlerle, ilkin 2000 yılında bir mobil santral akabinde de 2005 yılında ciddi bir termik santral tehdidi altına girmiştir. İşte burada bir çıngar kopar ve 16 yıldır süren mücadelenin fitili ateşlenir.

Şimdilik bu kadar yeter, devamı gelecek.

Sağlıcakla kalın.

Ergin BOZKURT

YORUMLAR (1)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL