Köşe Yazıları

“YANILABİLEN DUYULARIMIZ”

“YANILABİLEN DUYULARIMIZ”

Geçen yazımda okuyarak bilgi edinebilmemiz için bazı gereklerden bahsetmiştim. Bu yazımda duyu organlarımız ile bilgi edinirken, nasıl yanılabileceğimiz üzerinde duracağım.

Son zamanlarda yapılan araştırmalar, çok daha fazla sayıda duyu organımız olduğunu söylese de; eskiden beri insanların kendileri dışından bilgileri beş duyuları ile aldıkları kabul edilir. Bunlar görme, işitme, koklama, tatma ve dokunma duyularıdır. Ancak yine çok eski tarihlerden beri bilinen bir şey, bu duyularımızın yanılabileceği ve aldatılabileceğidir. Yani duyu organlarımız vasıtası ile edindiğimiz bazı bilgiler yanlış olabilir. Bu yanlışın oluşmasında duyu organlarımız ile ilgili üç önemli sebep vardır.

1 – Bu beş duyumuz vasıtası ile edindiğimiz bilgiler özneldir.

2 – Bu duyuları edindiğimiz organlar bozulabilir.

3 – Bu duyularımız kasıtlı olarak yanıltılabilir.

Görme duyumuzu gözlerimiz vasıtası ile kullanırız. İki kişinin gördüğü mavi rengin tamamen aynı olup olmadığını bilemeyiz. Renk körlerinin kırmızıyı yeşil, yeşili kırmızı gördükleri sanılır. Oysa öyle olsaydı, renk körlüğü onlar için bir problem olmazdı. Renk körlüğünde esas problem, bu iki rengin aynı renkte veya çok az bir ton farkı gibi görünmesidir. Bu yüzden renk körleri bu iki rengi birbirine karıştırır ve mesela trafik ışıklarında sıkıntı yaşarlar. Bunun dışında, insanların gözleri sonradan da bozulur, hatta işlevsiz hale gelebilir. Yakını ve -veya uzağı göremeyebiliriz. Gözlük kullanmamız, ameliyat olmamız gerekebilir. Aksi halde günlük yaşamımızda ciddi sıkıntılar yaşarız. Gözü kasıtlı yanıltmaya en güzel örnek sihirbazlıktır. Hepimiz şapkadan çıkan tavşanı görürüz. Ama o tavşanın oraya nasıl girdiğini göremeyiz.

İşitme duyumuz için kulaklarımız vardır. Çalan bir müzik bazılarımızı rahatlatırken, bazılarımızı huzursuz eder. Bazılarımız bazı seslere dayanamaz. Mesela kara tahtada kayan tebeşir sesine… Kulaklarımız da gözlerimiz gibi bozulabilir. Mesela benim bir kulağımda sürekli tıslama sesi vardır. O kulağım bazı ses tonlarını duymuyor. Bu durum bazen iyi duyamadığım şeyleri tekrarlatmama sebep oluyor. Kulağı da yanıltmak mümkündür. Bir arkadaşımızın sesi ve konuşmasını taklit eden biri telefon edip, onunla konuştuğumuzu sanmamıza sebep olabilir.

Burnumuz ile kokuları alırız. İnsanlar farklı kokulardan hoşlanır. Mesela bazıları çiçek kokularını, bazıları ise yemek kokularını sever. Burnumuz hasar görürse iyi koku alamayabilir. Covid-19 geçiren bazılarının da koku alma duyuları zarar gördü. Burnumuzu kandırmak için herkesin kullandığı parfüm ve deodorantlar var. Hatta parfümün eski dönemlerde uzun süre yıkanmadıkları için normalde kötü kokan insanların, kokularını bastırmak için bulunduğu söylenir.

Yiyeceklerin tadına dilimizle bakarız. Herkesin farklı yiyeceklerden hoşlanmasının sebebi, büyük oranda yiyeceklerin tatlarının farklı algılanmasıdır. Dilimiz de hastalık gibi sebeplerle tat alma duyusunu kaybedebilir. Ve dilimizi kandırmak için son zamanlarda kullanılan Monosodyum Glutamat diye bir şey var. Bu tuz benzeri madde hem konulduğu gıdanın daha lezzetli algılanmasını sağlıyor, hem de doyma hissini baskılayarak daha çok yemek yemeyi sağlıyor.

Dokunma duyumuzu sadece elimizle değil, bütün derimizle algılarız. Bazılarımız en ufak bir esintide üşürken, bazılarımız karlı havada ince giysiler ile dolaşabilir. Bu duyunun sonradan azalması olabilir ama olmaması çok nadir ve doğuştandır. Bu duyudan yoksun olan insanlar, mesela elleri yandığı halde hissetmiyorlar. Biz bu duyumuzu genelde kendi kendimize kandırırız. Yazın denize girerken, yavaş yavaş girmek yerine birden atladığımızda mesela… “Deniz soğuk ama alışıyorsun,” sözü bu kandırmanın başarılı olduğunu gösterir. Çünkü denizin sıcaklığı birkaç dakikada değişmez ama bizim o sıcaklığı algılamamız değişir.

Gördüğünüz gibi duyu organlarımız vasıtasıyla dışardan aldığımız bütün bilgiler şüphelidir. Bu durumun Descartes de farkındaydı. O daha ileri gidip, bu gelen bilgileri işleyen beynimize de güvenemeyeceğimizi tespit etti. Böylece tutunabileceği sağlam bir bilginin peşine düştü. Sonunda “Düşünüyorum, o halde varım,” diyerek en azından “Düşünen bir Descartes’ın var olmasının” kesin bir bilgi olduğu sonucuna vardı.

Bizim elbette her şeyden şüphelenerek yaşamamız imkansızdır. Hatta her şeyden şüphelenmek bir hastalıktır. Ama bir olay, bir söylem, gördüğümüz bir şey, mevcut bilgimizle ters ise veya bir tutarsızlık fark ettiysek; “İnanılmaz” diye tanımlıyorsak, inanmak yerine araştırmalıyız.

Aydın ROZENTAL

YORUMLAR (1)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

  1. Nakhar diyorki:

    Belli sebeplerden medyada karşılaşılan; gerçeklerle ilgisi olmayan görsel ve videoların, birkaç duyumuza hitap ediyor oluşu, o haberin doğru olduğu kanaatine götürüyor insanları. Okumayan, anlamak için çaba göstermeyen toplumun da bütün duyularını kapatıp kutuplaşması da ne yazık ki iletişimi zorlaştırıyor. Yazı bu anlamda yerini bulmuş.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL