Köşe Yazıları

TÜNELİN SONUNDAKİ IŞIGA BİRLİKTE YÜRÜYELİM

TÜNELİN SONUNDAKİ IŞIGA BİRLİKTE YÜRÜYELİM

Bu günlerde etrafımızı sarmalamış umutsuzluğu kovalamaya çalışıyorum. Bir tüneldeyiz ve bu tünelin sonunda ışık var diyorum kendi kendime. Kim bilir belki kendimi kandırıyorum ama buna hepimizin ihtiyacı var biliyorum.

****

Bundan otuz, otuz beş sene öncesini düşünüyorum. Gelişme yolunda tepeye tırmanan bir ülkenin en son halkası bir köydeydik. Yedisinden yetmişine herkes bir ucundan sarılmıştı hayata. Zengini de yoksulu da aynı harmandan saman taşıyıp aynı çeşmeden su içiyordu. Yol desen yazın dört beş ay açıktı, o da yağmur yağıp çamur olmazsa. Öküzlerimizle ekin ekiyor saman taşıyorduk. Buğdaylarımızı su değirmenlerinde öğütüyorduk, koca koca kazanlarda buğday kaynatıp, bulgur yapıyorduk. Patatesimiz, soğanımız, fasulyemiz, pancarımız turşumuz, peynirimiz: yani yenecek ne varsa kendimiz üretiyor, kendimiz yiyorduk. Kışın bir odamız yiyeceklere ayrılırdı. Adam boyu çuvallara un doldurulur, bulgurlar, turşular, patatesler, peynirler sıralanırdı. Ne marka bilirdik, ne şikâyet. Fakirdik, öyle lüks evlerimiz, arabalarımız yoktu. Yolumuz da yoktu zaten (hala da yok). Arayan, soran da yoktu. Devletten bir yetkiliyi, ancak bizden bir alacağı varsa görürdük köyde.

– Sonra değişim rüzgârları esti bir yerlerden. Hükümetler değiştikçe vaatler de, umutlar da değişti durdu. Önce köye elektrik getirildi. Bu devletin köylüsüne ödettiği ilk faturaydı. Sonrasını hiç kimse hesap bile edemedi. Zaman içinde şatafatlı şehir hayatı gençleri içine çekti. Köyler boşaldı. Çiftçilerin elinden önce öküzleri gitti, sonra yerli tohumlarını aldılar, sonra daha fazla ürün vaadiyle kredi karşılığı borca soktular. Sonra traktörlerine haciz geldi. Ve çiftçi ve köylü üretmekten vazgeçti… –

***

Bu günlerde gerek haberlerden, gerek görüştüğüm kişilerden artık unun, yağın ve birçok temel gıdanın zor bulunduğunu ve aşırı fiyat artışı olduğunu duyuyorum. Ağır ağır gelişim dağına tırmanan ülkemiz ne yazık ki rotasını şaşırıp tepeden son hızla uçuruma sürükleniyor. Ekonomi freni patlamış araba gibi, nereye çarpacağı belli değil. Devlet borçlu, halk issiz, çaresiz. Ve kim bilir stoklarda ne zamana dek yetecek yiyecek kaldı bilinmiyor?

Ekip biçtiğimiz, odaları yiyeceklerle doldurduğumuz o günlerden: sıvı yağı, sebzeyi meyveyi arar olduğumuz bu günlere nasıl geldik?

Evet yanlış politikalar, hunharca harcanan ülke gelirleri ve değerleri, yandaşlık, ayrımcılık ötekileştirme. Bütün bunlar hepimizin gördüğü yaşadığı iliklerimize kadar hissettiğimiz şeyler.

“Kediler evden çıkınca fareler masada dans edermiş.” (Atasözü)

Peki bizlerin bunda hiç mi suçu yok? Değerlerimize yeteri kadar sahip çıkabildik mi? Yeteri kadar karşı durabildik mi başımıza geleceğini öncesinde tahmin edebildiğimiz halde? Elimizden gidenleri ahlayarak seyretmedik mi?

Yine de umut var diyorum!

Karanlık bir tüneldeyiz… Birbirimize tutunarak gidersek o tünelin sonundaki ışığa ulaşabiliriz. Birbirimize destek olursak, düşeni kaldırırsak, hastaya kol kanat gerersek atlatırız bu günleri. Şimdi var olanı paylaşma zamanı arkadaşlar.

Söyleyeceklerim bu kadar. Işığa birlikte ulaşmak dileğiyle.

Sağlıcakla kalın.

Birgül Solmaz K.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL