Köşe Yazıları

TOPLUM NORMLARI VE DİL

TOPLUM NORMLARI VE DİL
Gökkuşağı Köşesi Banner

“Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı.” (Tanrısal Söz-1 / İncil)

Yaratılışta tek bir dil var iken -yani öyle varsayıyoruz- süreç içinde onlarca dil, lehçe olmasında bütün kültür ögelerinin etkisi var mıdır? Coğrafya kader midir? Coğrafyanın dile etkisi var mıdır? Ne bileyim, mesela; Karadeniz’deki insanların konuşma tarzına; hırçın dalgaların, güneşsiz günlerin ve hatta dağların kıyıya paralel olusunun etkisinin olduğunu düşünen bir ben miyim? Bir dil aracılığı ile iletişim kurmak Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisinin neresindedir? İnsanlar iletişim kurmadan da yaşayabilir mi? Zor. Dinimiz dilimizi ne kadar etkiliyor? Çok. Göz, gök, göl gibi yuvarlak olan kelimelerin “Gö” ortak köküne sahip olması tesadüf mü? Çoğu zaman gün içinde onlarca kez kullandığımız “Âmin” kelimesinin Mısır Tanrısı Amon’dan geldiğini biliyor muydunuz?  Bazı kelimelerin sadece belli bir bölgede kullanılması sizce de hayranlık uyandıran garip bir şey değil mi? Kullanılan dilin (üslup anlamında) Sosyal Psikolojideki yeri nedir?

İnsanların evrimsel süreçte dillerinin farklılaşmasında ki en önemli etken farklı sosyal ortamlar ve gruplar oluşması ve bu farklı toplulukların farklı ihtiyaç ve öğrenmelere sahip olmasıdır. Kültürleşme ile etkileşim içindeki kültürlerin bütün ögeleri gibi dil de sürekli değişim sağlamaktadır.

Dil bir iletişim aracıdır. Bütün canlılar iletişim içindedir. Yapılan son araştırmalar bitkilerin de kökleri aracılığı ile iletişim sağladığını göstermektedir. İnsanlar dil aracılığı ile kendileriyle ve diğer canlılar ile iletişim kurarlar. İletişim aynı zamanda bir kültürel etkileşim aracıdır. Dil ve kültür karşılıklı etkileşim halindedir. Dil kültürün etkisi ile sürekli bir oluşum sürecindedir. Bu karşılıklı etkileşim, yaşamanın ön koşullarından biridir. Aksi takdirde insan yalnızca kendisi ile kalakalır. Normal kelimesi norm kökünden gelir ve biz toplum normlarına uyan şeylere normal deriz. Norm ise en kısa tanım ile belli bir toplumdaki yazısız kurallar bütünüdür. İletişimsizlik gibi bir durum psikoloji bilimine göre normal kabul edilmez. Çünkü psikoloji bilimi davranışları inceleyip tanı koyarken toplum normlarını baz alır ve hiçbir toplumda (fizyolojik bir sorunu yok ise) iletişim kurmamak normal değildir. İnsan etkileşim kurmak zorundadır. Kendi öznel dünyasında kapanan insan kendi öz bilincini kuramaz.  İnsanlarla etkileşim içinde olmayan biri tek başına kendi üzerine bir şey düşünemez.  Etkileşim kurmayan bir insan genel olarak bir şey düşünemez. Dil insanın kendiyle de iletişimini sağlar. Dil insanın düşünmesini sağlar. İnsan toplum içindeki durumunu dil aracılığı ile düşünür. İnsan duygu ve düşüncelerini nesnelleştirmek adına kendi öznel alanından çıkmak zorundadır. Bu bakımdan dili kullanmak yaşamanın ön koşuludur.

Dil gelişimi, doğumdan itibaren başlar ve yaşam boyu devam eder. Dil ve öğrenme arasında önemli bir ilişki vardır. Dil, öğrenmeyi kolaylaştırır. Öğrenme sürecinde ise çocuğun dili gelişir. Çocukta dil gelişiminin önemli özelliği ilk dönemlerin evrensel oluşudur. Farklı dilleri konuşan toplumların çocuklarında dil gelişiminin benzerlik gösterdiği görülmüştür. İlk yıllardaki bu evrensellik 18-32 aydan sonra kültürün ve sosyal sınıf farklılıklarının etkisiyle yok olur. Evrimsel süreçte insanların kullandığı dil yeni öğrenmelerle sürekli değişim göstermiştir ve yine öğrenme yolu ile nesilden nesile aktarılmıştır.

Dil bilimci Humbold bir ulusun dilinden o ulusun kültürüne, dünya görüşüne inilebileceğini savunur. Ona göre dil bir ulusun ruhunun dış görüntüsüdür. K.Vossler “Dil kültürün aynasıdır” diyerek aynı düşüncelere destek vermektedir.  Aslında dili yaratan hayat, daha doğrusu sosyal hayattır. Bir dili öğrenmek o kültürü öğrenmektir, sözü bu açıdan gayet anlamlıdır. İngilizce öğrenen bir yabancı; party (parti), date (randevu) gibi kelimelerle o dile ait ilişkileri de öğrenmiş olur. Örneğin; namus kavramını duymayan yabancı bir sosyoloğun Türkiye hakkında yapacağı her değerlendirme eksik ya da yanlış olacaktır. Belli gruplarının, toplumların değer yargıları vardır ve bir şeye verilen önem o konu veya durumla alakalı kavramların o dildeki anahtar sözcükler haline gelmesini sağlar. Bir dildeki kelimelerin önemi ve kullanılma sıklığı da kültürel değerlere göre değişir.

Anne çocuğuna bir oyuncak verir. “Bak sana oyuncak bir yavru denizanası aldım” der. Böylece çocuk, oyuncak ile beraber yavru, deniz, ana ve denizanası kelimelerini duyar. Deniz ve ana kavramlarını önceden biliyorsa “denizanası” dendiğinde zihnindeki şemalara göre özümseme yapar. Fakat dil her zaman böyle bir eşya gösterilerek öğrenilmez. Bebek etrafında manasını anlamadığı birtakım sesler duyar. Zamanla onların bir şeye tekabül ettiğini öğrenir. Dil de canlı bir olgudur. Bir insan yeni bir şey öğrendiğinde nasıl ki onu zihnindeki şemalara göre özümsüyor ise bir toplum da genel olarak kültürleşme ile öğrendikleri yeni kelimeleri mevcut kavramlar ve söylemlere adapte ederler. Örneğin; insanlar Eski Mısırda yardım dilerken tanrı Amon’a sesleniyorlardı. Kutsal kabul ettiğimiz dinlere göre yaratıcı olarak kabul edilmeyen Amon’un adı kültürleşme süreci ile yine kutsal kabul ettiğimiz dinlere mensup insanların dualarının ardından söylenir oldu. İnsanlar bunun nereden geldiğini bilmiyor bile ve insanlar için pek bir önemi de yok. Aslında o artık bir Mısır Tanrısının adı değil; o artık dua sonrası söylenmesi bir ritüel haline gelmiş bir kelimedir. Bu örnekten hareketle; Canlı varlıklar nasıl ki içgüdüsel olarak adaptasyon sağlıyorsa, canlı bir varlık dediğimiz dil de yeni kültürlere adaptasyon sağlar.

Dil toplumun en önemli normlarından biridir. Dili edebiyat bağlamında incelersek; edebiyat o toplumun dili ile var olur. Lisede edebiyat derslerinin ilk konusu “Zihniyet”tir. Toplumun zihniyetinin edebiyatla ilişkisi anlatılır.  “Edebiyat” kelimesi, Arapça “adabiyyāt” kelimesinden gelir. Kelime “adb” kökünden gelir ve sözlükteki anlamı şöyledir:

– Görgü, terbiye.

Yani özetle bu etimolojik kökenin bize mesajı şudur:

“Bir toplumun adabı, kültürü, normları ve zihniyeti ne ise dili ve edebiyatı da odur.”

Barış GÜÇLÜ

YORUMLAR (6)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

  1. Gülcan PANDORA diyorki:

    Son zamanlarda en çok duyduğum kelime “date”… Daha mı havalı oluyor acaba o şekilde söyleyince? Güzel bir yazı, güzel bir konu… Bu durumda toplumların yozlaşmasını, toplumun dilinin yozlaşmasına da baglayabiliriz elbette.
    Tebrik ediyorum sevgili Barış GÜÇLÜ

    • Barış Güçlü diyorki:

      Öncelikle yorumunuz için teşekkür ederim. ‘date’ vb. kelimelere gelirsek de bunun biraz Züppe Etkisi ile alakalı bir durum olduğunu düşünüyorum.
      Züppe: Giyinişte, konuşma biçiminde, dilde, düşüncede toplumca gülünç ve doğala aykırı bulunan yapmacıklara ve aşırılıklara kaçan (kimse).
      Züppe Etkisi olarak bahsettiğim ise bir Sosyal Psikoloji terimi. Tek başına başka bir yazının konusu olabilir. Ama özetle; Bireyin daha üst bir kültür normuna kendini ait hissetmek için sergilediği davranışlar bütünü denebilir. Bu gösterişten daha çok bireyin kendi aidiyeti veya aidiyetsizliği ile alakalı bir durum. Devamı bir sonraki yazıya artık.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL