Köşe Yazıları

SÜRÜLEŞ (ME)

SÜRÜLEŞ (ME)
Gökkuşağı Köşesi Banner

Bizden önce geliştirilmiş, belirlenmiş, kabul edilmiş; birbirine benzer düşünce, inanç, görenekler, eğitim, kurallar, koşullar, her duruma göre gösterilen davranış şekilleri ve benzeri şeylerle şekillenir toplumlar. Bu çok yönlü kültürel ögeleri sorgulamadan benimseyip uymak, topluluk olmanın (sürü olmanın) gereğidir.

Bunun da bir baskı mekanizması oluşturması doğası gereğidir.

Bu topluluk dinamiği, sosyal bir varlık olan insanın psikolojisindeki beğenilme, kabul görme, dışlanma ve yalnızlık korkusuyla bu görünmez baskıya uyar. Hiç kafa yormadan kabullendiğimiz birçok şeyin doğruluğu tartışmalıdır aslında.

İnsanlar çoğunluğun yaptığından etkilenir ve aynı şeyleri çoğu kez doğru olmasa da yapar. İşte bu sürü psikolojisidir. Öğrenmekle gelişen bağımsız düşünce yapısıyla, sadece görüneni değil, görünmeyeni de sorgulayarak (en azından birçok noktada) sürüye uymaktan uzak kalınabilir. Bilinçle oluşan bu düşünce biçimi ve kişilikle sürü dışında kalmak ve bir ölçüde onları (tek tek de olsa) etkilemek zor da olsa olanaklıdır. Ancak, bu noktada yeni ve farklı olanın topluluk tarafından baştan reddi bir refleks gibidir, bu unutulmamalı.

Edebiyatçı Charles Mackay şöyle der: “İnsanlar, hep söylendiği gibi sürü halinde düşünür, sürü halinde çıldırırlar, ancak akıllanmaları tek tek ve yavaş yavaş olur.” Evet sürüye uymanın konforu, güveni, rahatlığı, garantisi yanında; bu döngüden kurtulmanın zorluğu, tehlikesi, zahmeti, huzursuzluğu, eziyeti vardır. Çünkü bu noktadan itibaren, sürüyle ters düştüğün andan itibaren “Öteki” oluyorsun. Herkes de bilir ki öteki olanın başına gelmeyen kalmaz. “Linç”e kadar uzanır bu yol; ki, linç de sürü olmanın, o psikolojinin, cehalet kültürünün sonucudur.

Ayrıca linç, kitlesel akıl yitimi, toplu idraksizlik, barbarlık, ilkellik, hukuksuzluk, aklın fikrin firar etmesi, nefretle coşmanın, yok edici bir girdap haline gelmenin, insanlığın kara delik olma halidir. Linç sürüsüne katılanlar cesaretlerini bilinçsizlikten alırlar. “Neden” diye sormazlar. Kolay tahrik olur, yürü denince yürür duruma kolayca gelirler.

Değersiz ve her türlü kötülüğü yapacak bir ayak takımı olarak güruh haline dönüşürler. Zira bunun sebebi olan kötü eğitim ya da eğitimsizlik, cehalet; ne vicdan, ne merhamet, ne de empati geliştirmiyor insanda… Sosyal topluluk içindeki insanlar sürüden ayrılmayı kolay kolay göze alamazlar. Arkadaş, aile, çevre baskısından kaynaklı olarak, doğru olmadığını bildiği şeyi yapar, farklı düşünce açıklamaktan kaçınır, görme tarzını buna uydururlar.

Grup ve liderle paralel düşünürler. Doğru olup olmadığını sorgulamadan, en zahmetsiz, risksiz hamleyle sürüye uyarlar.

Karar vermekte zorlandığında kendine güvenmekten uzak, hemen topluluğa uyarlar. Beyin düşünmeden karar verdiği için de alınan kararlar sağlıklı olmaz, o başka…

Diğer yandan çoğunluğa uymak beyne kolay gelir ve onu fazla yormaya gerek kalmaz. Topluluğa uyduğunda sonu kötü olsa da pek suçluluk hissedilmez.

Kendisini sadece bir topluluğun; yani bir bölgenin, şehrin, cemaatin, takımın, inancın, partinin vb. üyesi olarak gördüğü ülkede, bağımsız düşünce yapısı oluşturmak ve yaşama aktarmak çetin bir şeydir. Bu birey olmaktır; ki bu da zor gelir insana.

Çünkü kültür, eğitim sistemi ve günlük yaşamın akışında farklı olmak hoş karşılanmamakta, ceza ve dışlanmayla sonuçlanmaktadır. Kabul görmek için, istemediği şeyleri bile kabul etmekten başka çare görmez. Birbirine bakılarak yapılan davranışların, yapılan işlerin sonu, riski, acısı, kaybı ve tehlikesi de pek hesap edilmez. Nasıl olsa, “Elle gelen düğün bayram.” Bu atasözü bile bu doğrultuda bir sürü düşüncesi ve davranışıdır.

Asch adlı bir psikolog, konuyla ilgili yaptığı bir deneyle çok çarpıcı bir sonuç ortaya koymuştur.

Asch, algı konusunda bir test yapacağını söylediği beş deneği bir masa etrafında toplamış ve onlardan kendilerine gösterilen karttaki bir çizgiyi diğer karttaki üç çizgiden biriyle eşleştirmelerini istemiştir. Ancak araştırmada bir gerçek denek ve dört tane de araştırma asistanı yer almıştır.

Araştırmanın başında üç kişi arka arkaya yanlış cevap vermiş ve bu durum gerçek denekte rahatsızlık yaratmış, ancak yine de doğru cevabı söylemiştir. Ancak daha sonraki aşamalarda denek, yanlış olduğu çok açık olan grup tercihlerine uyum göstermeye başlamıştır. Deneyden sonra yapılan değerlendirme görüşmesinde, deneğe tercihinin nedeni sorulmuştur. Verilen cevapların ikiye ayrıldığı görülmüştür. Bir grup denek, “Herkes öyle dediğine göre ‘ben yanılıyorum’ diye düşündüm” demiş; diğer grup ise davranışını, “Herkesin içinde aptal durumuna düşmemek için, ben de onlara uydum” diyerek açıklamıştır.

Varol KARA

 

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL