Köşe Yazıları

Şükrediyor musunuz?

Şükrediyor musunuz?

“Hâline şükret!”

-Etmiyorum şükür.

Şükreden kişinin adı Şükrü’dür herhalde. O Şükrü’yü tanımam, bir merhabam yoktur kendisiyle. Bana bir tuhaf geliyor şükür. Neye şükür, kime şükür, kim için şükür ve neden şükür? Şükran’ı severim ama… Şükran, şükür ailesinin en sevdiğim, hatta tek sevdiğim ferdidir. Bir yola çıkacak olsam Şükran’la çıkarım. Bir kavgaya girecek olsam ve bir oyun oynayacak olsam ve canım sıkılsa yanında kim olsun dersen Şükran olsun derim. Issız bir adaya düşsem Şükran’ı çağırırım; Şükrü’yü değil. Şükrü’ye günahımı vermem ki günahım da, sevabımda Şükran’ın olsun. Yağmurlu havada su vermem Şükrü’ye. Yatacak yeri yoktur Şükrü’nün nazarımda. Ümit Yaşar Oğuzcan’ın “Ayten”i gibidir, milyon keredir Şükran.

Şükretmiyorum… Neden şükredecekmişim?

Şükran’ın sapsarı, yumuşacık beyaz, bulut gibi, pamuk gibi, upuzun saçlarını tarıyorum ben hep. Dolaşıklarını açıyorum. Düğümlerini çözüyorum. Yavaş yavaş, acıtmadan, acıtmamaya çalışarak saçlarını tarıyorum Şükran’ın. Şükrü, Şükran’ın serseri, zorba, egoist abisi sanki.  Üç kuruşa göz diken, hep kendini düşünen, Nâzım’ın dediği gibi “Hiç kimseyi, hiçbir şeyi sevmemiş; bir köpeklerle kedileri ama yalnız kendininkileri.” Şükrü’nün ayak başparmağında batık olur da acile gittiğinde sedyede kanamalı yatanı görmez. Onun canı kıymetlidir. Onun canı ayak baş parmağındadır ve utanmaz o ayak başparmak tırnağının batığı için acile gitmeye. O kadar da kör değildir Şükrü. Şükretmeye göz gerekir. Görür kemoterapi tedavisi gören kanser hastalarını. Ağrısını sızısını, acısını duyar. Hisseder bile. Şükreder sonra: “İyi ki onun gibi değilim,” der. Yanından geçen tekerlekli sandalyedeki adamı, kadını görür. Belki engelli bile değildir o; formaliteden tekerlekli sandalyededir. Taburcu oluyordur hastaneden, hastane içinde taksi tekerlekli sandalyedir. Sedyeler belki Doblo, belki kamyonet. “Ya tekerlekli sandalyedeki ben olsaydım?” der o. Empati yeteneği de vardır ama kendine kadar. Üşüyen birini görse paltosunun içine daha bir yerleşir. Aç birini görse karnı acıkır onun.  Onun gibi olmamak üzerine kuruludur Şükrü’nün hayatı. Elbette daha iyi olmak ister. Daha sağlıklı, daha mutlu, daha zengin, daha güçlü, daha huzurlu, daha zeki, daha akıllı, daha gururlu, daha umutlu, daha pratik, daha enerjik, daha sessiz, daha sesli, daha uzun, daha büyük, daha daha daha olmak ister. Başarılıdır da… Gördüklerinden daha sağlıklı, daha zengin, daha mutlu, daha büyük, daha huzurlu, daha enerjik, daha güçlü, daha akıllı, daha uzun ve daha pratiktir, daha zekidir. Daha daha dahadır.

Etmiyorum şükür!

Senden daha bilmem neyim diye şükür etmiyorum. Hepsi geçiyor çünkü. Her şey geçiyor. Ben de öyleydim. Daha kötü oldum. Gene olabilirim daha kötü. Ben de bazı daha’lardan daha kötüyüm. Neye şükredeceğim, ne için şükredeceğim, kime şükredeceğim, kim için şükredeceğim? Birinden fazla kazanıyorum, birinden sağlıklıyım, birinden mutluyum, birinden güçlüyüm, birinden uzun, birinden büyüğüm, birinden daha bilmem neyim diye mi şükredeceğim?

Sen açken tokum, sen üşüyorken sıcaktayım, sende yokken bende var, sen yokken ben varım, sen ölüyorken ben yaşıyorum, sen içerdeyken ben dışardayım, sen hastalıktan kırılıyorken ben sağlıklıyım diye mi şükür?

Hiçbir oyuna çağırmam Şükrü’yü. Hiçbir kavgaya girmem onunla, hiçbir yola çıkmam.

Şükran ne güzel oysa. Şükran hep sahada. Şükran hep dinamik. Bir ideali var Şükran’ın. Şükran mutlu, Şükran mutsuz, Şükran hasta, Şükran kısa, Şükran yoksul, Şükran zayıf, Şükran küçük, Şükran aç.

Şükrü’ye göre hep.

Ama Şükran. Hep Şükran. Gene Şükran. İlle de Şükran.

Can ANAR

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL