Köşe Yazıları

“SU”

“SU”
Gökkuşağı Köşesi Banner

Çenesinin altına bağladığı eşarbı açıp, bir ucuyla boynundaki teri silmeye başladı. Terden alnına yapışmış beyaz saçlarıyla, gizlenemeyen bir kederin taşıyıcısı olduğu yüzündeki derin çizgilerden anlaşılıyordu. Elindeki üzüm dolu poşeti masaya koymuş, nefesinin normale dönmesini beklerken mırıldandı: “Şuracıkta biraz soluklanayım hanım kızım”.

O sırada pazar girişine park etmekte olan araç sahibini uyarmakla meşguldüm. Elimle oturmasını işaret ettim. Birkaç dakika içinde işimi bitirip geldiğimde, masada kendisi için bıraktığım suyu içmediğini fark ettim. Öylece oturmuş, sıvası dökülmüş duvara pür dikkat bakıyordu. Birbirine paralel raylar gibi uzanan çatlakları işaret etti birden: “Şu çatlaklar; yönünü şaşırmış karıncanın yolunu belirliyorlar”.

O dönem, kapalı pazarın girişinde bulunan güvenlik noktasında çalışıyordum. İşçisi, esnafı, memuru, öğrencisi her kesimden insanın bir araya geldiği koşuşturma, beni öylesine yoruyordu ki cümleler ağzımdan ezbere dökülüyordu. Zamanla insanları görmezden gelmeyi öğrenmiştim. Dolaptan bir bardak soğuk su alıp döndüm. Ağustosun kavurucu sıcağında yolu oradan geçen ya da pazar yapan bir çok insanın ‘varsa bir bardak su’ ricalarına alışmıştım.

Beni görünce, kalkmaya davrandı; “Seni meşgul ettim, hadi bana müsaade” dedi. Gitmek istemesi beni nedense üzmüştü. Sesinde, yüzünde, bakışlarında insanı saran bir keder ve anlatmak istemediği bir öyküsü var gibiydi.

‘Suyunu iç gidersin teyze’ diye üsteledim. Aldı bardağı elimden, sadece dudaklarını ıslatacak kadar küçük bir yudum içti, sonra da bardağı masaya koyup elinin tersiyle, bu yeterli der gibi itti.

“Çocukların var mı?”

“Var, iki tane.”

“Beyin ne iş yapar?”

“Öğretmendi….”

Gözlerinde bir hayıflanma ifadesi fark ettim.

“Yoksa öldü mü?” dedi, kafasını olumsuzca salladı.

“Hayır. Biz ayrıldık.” Bunu çok mahzun bir tınıyla söylemişti dilim, kendiliğinden.

“Evlendi mi yoksa?” sözcükleri döküldü bu kez dudaklarından.

Biraz da utanmış gibi eğdim başımı, zor duyulur bir sesle cevapladım sorusunu: “Evet”

“Senin için ölmüş tabi” dedi, ağırlaşan havayı dağıtmak ister gibi. Bakışları dalgınlaşmıştı. Derin bir iç geçirdikten sonra devam etti:

“Benim oğlum da öğretmendi. Gencecik bir fidandan farksızdı. Çok da iyi bir kalbi vardı yavrumun. Seksen öncesi olaylarında, sağ-sol davasından… Vurdular… Sokağın ortasında! Hastaneye götürülürken su istemiş, vermemişler. Kurşun yarasına su verilmezmiş.”

Onu dinlerken ayaklarından dizlerime doğru hızla ilerleyen bir üşüme hissettim; bedenim buz kesmişti. Aklımdan Zeze’nin acıya dair sözleri geçiyordu:

“Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.”

Yaşlı kadın; yanı başında akan nehre aldırmayan, gövdesi kurumuş bir ağaç gibi, kökleriyle direniyordu.

“Annemi çağırın” demiş. ‘Annem dayanamaz bana su verir,’ diye düşündü herhalde… Koştum gittim. Doktorlar ‘su verme’ dediler. Kurşun yarasına su verilmezmiş…”

Pazarın keşmekeş kalabalığı sessizliğe bürünmüş. İçimdeki sancı büzüşüp kalmıştı. Ağlamamak için dışarıdaki kalabalığa çevirdim bakışlarımı, Aklıma anneannem geldi. Ne zaman ona bir rüyamı anlatsam, “Gördüğün kötü rüyaları suya anlat, su alır gider” derdi.

Ölüm değil, boşluğuna bıraktığı ateş topu, büyük acılara, pişmanlıklara yol açıyordu. Üstelik telafisi, özrü, ertelenmesi yoktu. Ben gözlerimi sağa sola kaçırırken, o bir beşik gibi sallanıp durdu yanı başımda. Sanki bir an dursa, içindeki bebek uyanıp, çığlığıyla göğü yaracaktı…

Kalkmaya davranırken, “Özellikle her banyoda yıkanışımda, aynı acıyı duyarım” dedi. Gözlerindeki nemlenmeyi saklamak ister gibi başını eğip, yutkundu. Çatallandı sesi: “Susadıkça, onun acısı yenileniyor gibi gelir.”

Öyle ki, bu acı yastıkta kafasını bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok etmişti.

Sonra yürüyüp gitti.

Ama sözleri hala yankılanıyor zihnimin duvarlarında.

Birgül ERGÜN

YORUMLAR (1)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL