Köşe Yazıları

“SOSYAL ETKİ”

“SOSYAL ETKİ”

Bağdat’taki görevi bitip Amerika’ya dönen bir askere sormuşlar: “Irak’tayken (savaş-şiddet ve ölüm ortamında) seni en çok ne korkutmuştu?” Asker şu yanıtı vermiş: “İnsanların yaşadıklarını normal görmesinden, hatta heyecan ve keyif verici bulmasından korkmuştum.”

İçinde bulunduğumuz sosyal yapının, düşüncelerimiz, davranışlarımız üzerindeki etkisi öylesine yoğundur ki… Yeni girdiğin ve önceki yaşadığın toplumsal özelliklerden farklı bir yapıdaki ortama, zaman içinde ve farkında olmadan adapte olduğunu, uyduğunu görürsün.

Örneğin yolsuzluk, hırsızlık yapanların, haksız kazançla zengin olanların, hak etmediği statüyü elde edenlerin olduğu ve yaptıklarının yanına kâr kaldığı, hesap verilmediği toplumsal düzenlerde, bunu yapamayan dürüst insanlar da kendini aptal hissedip zamanla bozulmaya başlarlar. Ve en eğitimli, dürüst insanlar bile bu zehirli toplumsal iklimden etkilenip sorunlu, yanlış, kötü tavırlar sergileme eğilimine girerler.

Ya da yerlere rastgele çöp atılmış bir yere gittiğinde, önceden atma alışkanlığın olmadığı halde atmaya başlarsın. Tersi de geçerli; çöp atılmayan bir şehre gittiğinde sen de atmazsın. Trafik kurallarına uyulmayan bir yere giden biri, önceden bu alışkanlığı olmadığı halde kural ihlal yapmaya başlar. Veya Hindistan’da kural tanımayan biri Japonya’da veya Almanya’da kurallara uymaya dikkat eder. Bir başka boyuttan bakacak olursak; din, dil, ırk, milliyet vs. ayrımlarının keskin yaşandığı ülkelerde de toplum bu yönde hemen kanalize olur. Farkında olmadan o ayrışmanın içinde bulur kendini. Bu ayrım durumundan rahatsızlık duyan, buna karşı düşüncede olanlar bile, bir süre sonra mensup olduğu taraftan yana tavırlar sergiler. Bu doğrultuda artan şiddet ise ülkenin normali olmaya başlar. Tüm bunların sonucunda bir “anomi” hali ve “anomik” toplum oluşur. Yani kuralsızlığın kural olduğu, kaosun yaşandığı, toplumsal normların, değerlerin geçerliliğini yitirdiği durum hükmünü sürdürmeye başlar. Yazının girişinde aktardığım askerle ilgili anekdot bu anlamda oldukça düşündürücü. Toplumdaki düşünüş, yaşayış, olaylar, şiddet ve benzeri ortam her nasılsa; bu da süreklilik arzediyorsa, zaman içinde bu normalleşmeye, kanıksanmaya başlar. Hatta keyif alınır hale gelir. Kötülüklerin kendisinden daha fena olan, buna toplumun alışmasıdır. Böylece bireysel ve toplu şiddet de normalleşir. Normalleşmiş şiddeti eski haline dönüştürmek ise çok zordur. Anormalin normalleşmesi daha çok demokrasi ve hukuk kültürünün yeterli olarak yerleşmemiş olduğu ülkelerde otoritenin de etkisiyle oluşmaktadır.

Demokratik, çoğulcu yönetim anlayışındaki uygar ülkelerde yönetenler, kolay kolay bunu gerçekleştiremezler. Ülkedeki egemen popüler kültürün de bu yöndeki katkısı çok büyüktür. Hele eğitim seviyesi düşük, okumayan, düşünmeyen, sorgulamayan ülkelerde; rezilliklerin sergilendiği televizyon programlarının, hamaset ve mafyatik filmlerin, dizilerin, şarkıların ve medyanın etkisi, okulların etkisinden çok daha fazladır… Sorunların uygarca tartışıldığı, uzlaşmazlıkların konuşarak, olmazsa hukukla ve adaletli olarak çözüldüğü toplumlarla, bunun tersi olan toplumlardaki sosyal iklim de elbette buna göre farklı olur.

İşte toplumsal psikolojilerle oluşan bu yapılar insanları sarmalayıp içine alır. Çünkü bir arada bulunan insanlar birbirlerine huy aşılarlar. Bu sosyal etkidir. Bunun özeti de bizim bir atasözümüzde anlamını bulur: “Üzüm üzüme baka baka kararır.”

Varol KARA 

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL