Köşe Yazıları

SİZİN ARAF DEDİĞİNİZE BİZ CENNET DİYORUZ

SİZİN ARAF DEDİĞİNİZE BİZ CENNET DİYORUZ

Uzun yılların ardından, dinlediğim şarkılarda şunu farkettim ki ayrılık sonrası öfkeyle yazılan şarkı sözleri çok nettiler ve genellikle herkes tarafından da seviliyorlardı. Çünkü insanlar kabullenmek yerine kestirip atmanın çok daha kolay bir yol olduğunu düşünmekten kendilerini alamıyorlardı. Koparılan kanayacak, kabuk tutacak ve en nihayetinde iyileşecekti. Ancak ardında bıraktığı iz çok daha keskin sınırlarla oturacaktı zihne. Yeni tanışılan yabancıların korkulu gözlerinde ön yargı ile dans eden endişeleri muştulayacaktı. Ama olsun! Anı kurtarmak atalarımızın bize aktarılan en ilkel dürtülerinden biri zaten. İlerisini düşünmenin lüzumu yok…

Ayrılık sonrası sevgiliden yarım kalanların şarkıları ise derin bir keder duygusu oluşturuyordu dinleyenin dimağında. Derin ve savunmasız bir ruhu sarsabiliyor ve hatta onu karşısına çıkacak bundan sonraki herkes için bir ruh emici haline dönüştürebiliyordu. Şarkıların efsunu insanın içine işlemeyiversin; kitaplardaki gibi demlenmeden ve şiddetle etkisini gösterebiliyordu.

Derin ve savunmasız ruhların yarım kalanların şarkılarını sevmeyişlerinin de bir matematiği vardı aslında. Hayatlarını kendileri yaşamamış, sahneye en önden atılmamış, geleni kovmuş, gidene neden diye sormamış ve hatta onları uğurlamamış, kimsenin aynasından kendi membaına bakmamış ve doğal olarak da kendileriyle yüzleşmemişlerdi. Kendileri olma yolculuğunda yarım kalmışlardı ve önlerine çıkan herkesi de yarım bırakmak için and içmişlerdi. Sevgiliden yarım kalanlara da öfkelerinin böyle dineceğine inandırmışlardı kendilerini. Çünkü söz konusu yarım kalmaksa sadece onlar bu payenin acısından beslenebilirlerdi.

Peki ya biz önce yarım kalanlar?

Ardından boş kalan yarılarını kendileriyle dolduranlar?

Hem yarım kalanları,

Hem öfkeyle kestirip atanları,

Hem de savunmasız olanları anlayanlar?

Bizler hem diğerleri hem de bizim gibi olan diğerleri için kocaman bir muammaydık. Tarafın, girizgahın, nihayetin ardındaki o yerde huzura dair ne varsa onlara sarılıp, ömrümüzü demlendiriyorduk.

Bir güzel sözün,

Bazen bir öpücüğün,

Hiçbir şey olmasa bile güzel bir meltemin kucağında,

Bizler gibi olan birine,

Hasbelkader denk gelebilme ümidinde…

Ama öyle tüm ömrümüzü bu bahse yatırmış gibi yaşamadan,

Günün en güzel nektarına biat ederek…

Bu yüzdendir ki biz arafını kendi cennetine dönüştürenler; Fatma Sezen Yıldırım’ın Rüyası’na da, Nazan Öncel’in Demirden Leblebi’sine de aynı mesafedeyiz.

Serhat Emin ALACALI

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL