Köşe Yazıları

ŞEHİRLERDEN ŞEHİRLERE GEÇİŞ

ŞEHİRLERDEN ŞEHİRLERE GEÇİŞ
Gökkuşağı Köşesi Banner

Sabah dörtte, her sene yapmak durumunda kaldığım o şehirler arası yolculuklardan birini yapmak için açtım gözümü dünyaya. Sabahın dördünde gözümü açtığım dünya elbette fazlasıyla karanlıktı. Her yolculuğa çıkışımda istemsiz ilk yolculuğum, ilk vedam, ilk o kopukluk hissinin önce aklıma sonra da bedenime yayıldığı anları hatırlarım. O sıcak mı yoksa soğuk mu algılayamadığım kopukluk hissi aklımdan bedenime yayılırken bana her seferinde bir şey söylerdi.

Hatırladığım ilk yolculuğuma çıktığımda, henüz altı yaşlarında küçücük ve çok bilmiş (bunu anlamanın zor olmadığına eminim) bir çocuktum. Fethiye’den gece seferine biner, sabahına anneannemin yanında İstanbul’da olurduk. Annem milyarlarca abur cubur ve içecek alırdı yanımıza. Yolculuğu keyifli bir hale getirirdi. Artık yiyecek bir şey kalmadığında uykumuz gelirdi, kardeşim de ben de cenin pozisyonunda otobüs koltuğuna sığmaya çalışarak yatardık. Belli saatlerde otobüs yarım saatlik molalar verirdi, ben gecenin içine uyanırdım. O zamanlar keyifli gelirdi. Hiç şikayet etmezdim. Yalnızca yarım saat olmasına rağmen o günkü aklımla bana uzun geliyordu bu molalar. Ben küçücüktüm, dünya da benim aksime beş devin büyüklüğündeki tek gözlü bir dev kadar kocamandı! Bu küçüklüğe rağmen; etrafta bugünkü dik başlı halimin temellerini atan tarafımla başıma buyruk dolaşmaya bayılırdım… Bayılırdım ancak bir anda bir ürperti ipi sarardı ayak bileklerimi, kıpırdayamazdım. Ya kaybolursam? Kaybolmaktan deli gibi korkardım o yaşlarda, büyüdüğümde içimde bu denli kaybolacağımdan habersiz oluşumdan herhalde…

Kaybolma korkum git gide yerini süslü püslü, vurdumduymaz, havalı ve yeni korkulara bırakırken ben büyümeye, yaş almaya başladım. Her yaş alışımla çıktığım yolculuklar ve ettiğim vedalar şekil değiştirdi. Git gide her yolculuk farklı yönden edilmiş bir veda gibi gelmeye başladı. Nitekim her yolculuk, bulunduğun yere, sahip olduğun kişilere ettiğin veda niteliğindeydi. Yılda en az beş kere vedalaşıyordum! Yılda en az beş kere… Yolculukların neşeli anlarını kenara bırakarak gittiğim yolları ‘zorlama veda’ kelimesiyle kodlamaya doğru çok keskin bir geçiş yaptım. Henüz vedaların başka merhabalara yer açtığını kestirememiştim. Küçücükmüşüm…

Bugün artık Dalaman Havalimanı’nın kadınlar tuvaletinde maskeli yüzüne ve gözlerinin içine baktığım bu kadın, ısısını anlayamadığı o kopukluk hissiyle ‘veda etme’yi ancak şimdi kabul edebildi. Bugün kabul ediyorum vedaların verdiği hüznü ve bu hüznü hissetmemek için kaçtığımı. Daha yeni yeni görebiliyorum ‘veda etme’ durumunun, veda edeceğin kişiyi ve veda edeceğin kadar zamanı seçtikten sonra hafiflediğini… Kime veda edeceğimi, kime merhaba diyeceğimi, sevgimi vermeyi seçtiğim gibi seçebilirmişim meğer! Şehirlerden şehirlere geçmekten farklı daha derin bir yolculuğa çıktım. Hem de ısıtma sistemi çalışmayan bir havalimanında üşüyerek çıktım bu yeni yolculuğa! Belki de üşümek gerekiyordur derin yolculuklar için. Bilemiyorum. Bildiğim tek şey, kimsenin derin yolculuklara çıkmak için bir uçuşu dokuz saat beklememesi gerektiği…

Yolunuzu kendiniz için zorlaştırmamanız dileğiyle sevgili okur…

Gürsev Burku AKPINAR 

 

YORUMLAR (2)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL