Köşe Yazıları

SADDAM BANDI

SADDAM BANDI
Gökkuşağı Köşesi Banner

1990 Yılında İskenderun Demir Çelik Lojmanları’nda beş yaşında bir çocuktum.

Her hafta sonu Adana yolunda İncirlik Üssü’nden geçerken arabanın camına yapışır filmlerde, dizilerde gördüğüm gibi amerikan askerlerine, askerî uçaklara, tanklara filân merakla, heyecanla bakar dururdum. Oyun hikâyelerim gündeme göre değişir, ona göre şekillenirdi. Pek çok çocuk gibi öğrendiğimi kullanacak yer arar, yerli yersiz, doğru yanlış kullanırdım. Sokakta cephelerimiz olacağı zaman karakterlerimiz Talabani, Rafsancani, Saddam, Bush filândı ve o zamanlar pedagoglar bizim coğrafyada derslere girmez, bizim mahalleye pek uğramazdı. Yoktu belki. Oyunlarımız, rüyalarımız işgal altındaydı. Şimdilerde hâlâ açlıktan kırılan Somali’deki çocuklar o zamanlarda yemek yemediğimiz zaman gösterilen bir modeldi. Bir yandan onlar bir öcü, sallanan bir parmaktı, bir yandan sömürü fotoğrafı. “Somali’de çocuklar aç sen yemek yemiyorsun! Onlara bak da hâline şükret!” Bütün dünya imâna gelmiş onların hâline bakıp şükretmiş olmalı ki onlar hâlâ aç! Onlar hâlâ zayıflıktan kırılıyor, hâlâ içecek su bulamıyorlar. Sonra Somali dört yanı objektiflerle çevrili günâh çıkarma kabini oldu Dünya’nın.

Ezan okununca eve çağrılan çocuklardık. Namaz kılmak için değil; bir zaman birimiydi akşam ezanı. Hava kararır ve evin babası eve gelir, yemek yenir, banyo yapılır, akşam aile birarada olurdu. Televizyonda ortak bir şey seyredilirdi. Herkes de buna kendi evinde ortak olur; bu ortaklıklar biraraya gelindikçe büyür, genişlerdi. Bir dizi izleniyorsa herkes onu izliyor, bir maç, bir program, bir haber izleniyorsa herkes ona bakıyor olurdu. Buluşmalarda mutlaka konuşulur, şakası, kritiği yapılırdı.

İncirlik Üssü hareketliydi. Benim halı üzerindeki plastik askerler, polisler güvenlik sağlamaya çalışıyor, gelebilecek her türlü tehlikeye karşı teyakkuz hâlindeydi.

Bir Pazar günü gibi aklımda kalmış. Oysa Perşembe diyor Google şimdi. Akşam televizyonda siyah üstüne yeşil görüntüler ve unutulmaz mütercim tercüman sesi, sonrasında Körfez Savaşı müziği olarak zihinlerimize yerleşen Peter Gabriel’in “The Feeling Begins” parçası.

Karartma geceleri. Hedef olmamak için ışıklar kapatılıyor, üstümüzden vızır vızır uçaklar geçiyor. Televizyonda uçakların bombardımanları görülüyor.

Saddam, Adana’ya saldıracakmış. Kimyasal silahları varmış onun. Pencereler gazete kağıtları, çarşaflarla kapatılıyor hemen. Sonra çıkmış birisi demiş, “Pencere kenarlarını koli bandıyla kapatmak kimyasal saldırılara karşı koruyor.” Birisi izlediğimiz dizi gibi, haber gibi, maç gibi ortak. Şakası yok. Kolilerce koli bandı alındı. Çarşafı, gazetesi hepsi pencerelere bantlandı. Kimyasal saldırılara kapalıydık artık. Kimyasala karşı “Saddam Bandı” vardı. Saddam girebilirdi ama kimyasalları giremezdi. Koli bandı, Saddam Bandı oldu.

Bir de Saddam kapımız oldu sonra. Nasreddin Hoca kapısı gibi aynı. Bir yanında beton ağırlıkla alçalıp yükselen, dört yanı açık, nöbetsiz, nöbetçisiz bir bariyer.

Bize bir şey olmazdı artık.

Oyunlarımız işgal altındaydı, karanlıktı ve sıkı sıkıya örtülüydü pencereleri, bir savaş öznesinin ismiyle. Kahverengi bir yapışkan: Saddam Bandı… Sonra şeffaf olanı, çift taraflısı, kağıdı çıktı Saddam Bandının.

Yıllar sonra heykeli dikilecek, heykeliyle beraber kendisi de devrilecekti.

Heykelinin dikilmesi kalmamış hafızamda ama, yıkılışındaki o sloganlar, o talan unutulacak gibi değil. Bir heykelin, kamu binasından çıkarılan saksıda bir çiçeğin terlikle dövüldüğü görüntüler ürkütücü sesleriyle maaesef bir çöplüğe dönmüş belleğimde yerini koruyor.

Ben mi?

Bir oyunluk da olsa Saddam, Talabani, Rafsancani, Bush’tan hiçbiri olamadım.

Can ANAR 

YORUMLAR (1)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL