Köşe Yazıları

“BİZLER ÜVEY EVLAT”

“BİZLER ÜVEY EVLAT”
Gökkuşağı Köşesi Banner

Toprak damlı, küçük pencereli, tahtadan merdivenli evleri olan: dağların ortasına kurulmuş küçük bir köyün, hayalleri büyük, ufku açık çocuklarıydık. İlk öğretmenlerimiz elleri kalem tutmamış, kitabı sayfalarındaki resimlerle tanımlayan anne-babalarımızdı.

Dağın eteklerinden kıvrıla kıvrıla köye inen, yağmurda, karda, çamurdan çukurlar oluşan yollar kasabayla aramızda uzadıkça uzuyordu. Elektriğimiz, telefonumuz biz ilkokulu bitirdikten sonra geldi. İlkokulumuza bir öğretmenin gelmesi neredeyse ilk yarıyılın ortalarına denk geliyordu. Buraları bilmeyen, bu kendi kaderine terkedilmiş köye gelmeden gitmek isterdi. Gelen öğretmenlerse burada kalıp başka bir yere gitmemek isterdi. Hem de buradaki yaşamın bütün zorluklarına rağmen.

Akdağmadeni/Sıtma köyü – Yozgat

 

Dış dünya diye tanımladığımız bir iki kasabayla bile köyümüzün bağı kışın altı ay tamamıyla kesiliyordu. Yazdan biriktirdiğimiz kendi mahsulümüzü kilerlerimize doldurup kışı çıkaracak kadar çay şeker yağ alıp kışın soğuk yalnızlığına sığınıyorduk. “Çünkü ölsek kimselerin haberi olmazdı.”

Zira birkaç kilometre uzaklıktaki bir başka köye verilen değer inançlarımızdan dolayı olsa gerek bize verilmiyordu.

Gösterilen bütün çabalar, bütün girişimler bir greyderin senede bir iki kez gelip iki üç metrelik toprak yolu yüzünden temizleyip gitmesinden başka bir ise yaramıyordu. Devlet ve hükümetlerin üvey evlatlarıydık hep.

Uzun kış akşamlarını gaz lambasının loş ışığında kendirden dokuma kilimlerin üzerinde oturarak uzak şehirlerin hikayesini babalarımızdan, geçmişin zorluklarına rağmen hayata nasıl tutunulacağını annelerimizden öğreniyorduk. Her olan şeyin hayırlı bir yanı olurdu hep. Olmayansa hayırsız olduğu için olmazdı. İnsan olmak, önemli olandı. Kimseyi suçlamıyorduk.

Kış demek aynı zamanda kendi görüşümüzde, kendi inancımıza göre yapılan Cem’ler için en müsait zaman demekti. Bütün köylü birleşir herkes gönlünden kopanı katar, köyün okulunda kadın erkek, çoluk çocuk toplanır sıcak sobanın etrafında küçükten büyüğe dizilerek oturulurdu.

Dede konuşmalarını yapar, dualar edilir türküler eşliğinde semahlar dönülürdü. Çocuk aklımızda en çok yer eden şey ise bu Cem’ler sırasında güvenlik için hep dışarıda birkaç bekleyen olurdu. “Neden dua ederken bizi korumak için bekliyorlar?” sorusunun cevabını biraz büyüdükten sonra öğrendik. Bizi hayatın hiçbir alanında önemsemeyenler inancımızı önemsiyor, kabul etmiyorlardı. Ve bizler onlardan, onların şerrinden korunmak zorunda kalıyorduk.

Biz üvey evlattık çünkü, külkedisiydik. Çok çalışıp gizli kalması gereken, hatta yokmuş gibi davranılan…

CHP Lideri sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun elektriğinin kesilmesinden dolayı yaşananlar ve yazılanlar beni otuz sene öncesine götürdü.

Birincisi Kemal Bey elektrik parasını ödeyemediği için değil “Ödeyemeyenleri görsünler” diye bir eylem yapmıştı. Bu bizim duyarlılığımızdan ileri gelen bir yönümüzdür.

Parantez içinde diyorum ki; “Elektriksiz günlerimiz bugünlerimizden çok daha huzurlu ve iyiydi.”

İkincisi ise yapılan, yazılan terbiyesizce, ahlaksızca yazılar. Bizde insana saygı vardır, hoşgörü vardır, ahlak vardır. Yaratılan her canlıya aynı gözle bakılır. İnanç bizim içimizdedir ve inancımıza kimseleri bulaştırmayız.

Sizler elinizden önce içinizi yıkayın. Önce ruhunuzu temizleyin… Belki o zaman gerçekten ibadetleriniz kabul görür.

İnsanın fakiri maddi gücü olmayan değil, içinde insanlık taşımayandır. İnsanı, insan olarak değerlendirmeyen, kendinden olmayana karalayan dünyanın en zavallı insanıdır.

Üzülerek bu hafta bu konuya değindim, af ola…

Sağlıcakla kalın…

Birgül SOLMAZ 

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL