Köşe Yazıları

“Ölmüş De Ağlayanı Yok”

“Ölmüş De Ağlayanı Yok”
Gökkuşağı Köşesi Banner

İlhan Selçuk, bir yazısında Türkiye’de muhalif olmanın zorluğunu anlatırken -aşağı yukarı ve benim hatırladığım kadarıyla- şöyle bir örneğe başvuruyordu:

Eğer bir kişi ya da grup iktidardayken onu eleştirirsen senin eleştirini engellemeye çalışan çeşitli mekanizmalar devreye girer. Bunlardan en yaygın olanı yargı, bir eleştiri yapıyorsun hop mahkemedesin, bir eleştiri daha yapıyorsun hop mahkemedesin, her eleştiriden bir dava çıktığı için muhalif kalemin yoruluyor, yorulmasa bile yavaş yavaş yıpranma emareleri göstermeye başlıyordur.

Bu yıldırma mekanizmalarından da yılmazsan senin kaleminin sapını kıran başka tedbirler devreye giriyor, bu tedbirlerin en yaygını muhalif kişiyi işinden etmek yani o insanı ekmeğiyle terbiye etmeye çalışmak. Meselenin ahlaki boyutuna hiç girmeyeceğim, oralara bulaşırsak işin içinden çıkamayız.

Bu kişi ya da grup iktidardan düştüğü zaman, muhalif de derin bir oh çeker, “Tamam artık rahat ettim, dilediğim gibi eleştiri yaparım.” demeye kalkar ama nafile. Bu sefer de başka bir baskı mekanizması devreye girer. Bu baskı mekanizmasının adı da mahalle baskısıdır. Bir şey dedin mi lafı ağzına tıkarcasına başlarlar: “Ulan yakışır mı sana düşmüş adamları eleştirmek, düşene vurmak kolay… Sıkıyorsa yenilere sallasan.” derler. Mertlik belasına artık iktidardan düşeni de eleştiremez hâle gelirsin.

Gel zaman git zaman iktidardakiler ve ondan nemalananlar bir bir bu hayattan ayrılmaya başlarlar. Muhalif de sevinmeye başlar. “Ulan artık yazayım da tüm millet şunların ne mal olduğunu görsün.” der. Ama avucunu yalar. Bu sefer de dinî baskı devreye girer. “Ölünün arkasından kötü konuşmak olur mu hiç, yakışır mı senin muhalifliğine bu.” derler. Sen de çaresiz susarsın. Artık gösteremesen de “Ben muhalifim.” diye bir kuytu köşede kendini avutursun.

Peki bunları neden anlattım? Çünkü İlhan Selçuk’tan kopya çekerek anlattığım bu “muhalif” karakterini -üzülerek söylüyorum- kendime çok yakın buldum. Şöyle açıklayayım:

Ben kimi zaman birilerini rahatsız eden “muhalif” düşüncelerimi paylaşıyorum. (Gerek şiirlerime, gerek düz yazılarımda, gerek sosyal medya hesaplarıma, gerek de sosyal hayatımda)

Tepkiler genelde şu şekilde oluyor:

“Seni takip ediyorum ama şunu neden eleştirmiyorsun?”, iyi de güzel kardeşim belki de o konu hakkında bilgi-birikimim yok, birikimimin olmadığı bir konuda düşünce paylaşmak muhaliflik değil cahillik olmaz mıydı? Üstelik ben Superman miyim, her konuya yetişeyim? Ama illa merak ediyorsan o konu hakkındaki düşüncemi sor, varsa bir bilgi-birikimim cevaplayayım, tartışalım.

Senin böyle bir faşist olduğunu bilmiyordum.”, en ifrit olduğum da bu tepkidir. Bu insan tipinin kafasındaki faşist tanımı kısaca: “benim gibi düşünmeyen insandır” yani bu tip insan kendi düşüncesini bir put gibi görüp diğer tüm düşünceleri de bu puta göre konumlandırdığı için kendisi gibi düşünmeyenleri faşist olarak görme eğilimindedir. Çok ciddiye almam bu tipi.

“Demek sen de komünistsin.”, buradaki “komünist” lafı bir ideoloji olarak değil, “namussuz insan” lafzında kullanılır. Aslında ciddiye almamak gerekir bu insanı sonuçta hakaret ediyordur. Ama insan dostunu, arkadaşını nasıl ciddiye almaz? Üstelik bu “dost”un mantalitesine göre sırf bir haksızlığı dile getirdiğin için sen “namussuz”, o ise haksızlıklara karşı susma cesaretini gösterdiği için kendisini “namuslu” addederken.

Bunlar farklı düşünce tipine mensup insanlardan gelen tepkiler, hakaret edenleri, sosyal medyadan silenleri, sokakta görüp yolunu değiştirenleri saymıyorum bile. Ancak merak ediyorum, neden biri de çıkıp:

“Bu adam benim gibi kurulmuş bir saat değil, meseleleri farklı açılardan görüp değerlendirebilir,” demiyor? Onun yerine “bu adam faşist, komünist, gerici vs.” demeyi tercih ediyor? Mantıksal olarak baktığımız zaman bir insanın aynı anda hem komünist hem faşist hem de gerici olmasına imkân yok ama gene de yaftalıyorlar. Aslında bu yaftaların da psikolojik bir altyapısı var.

Şöyle ki, bu insanları bu ifadeleri kullanmaları kafalarındaki düşman ideoloji kalıplarına uygun olduğu için zihinsel konforlarını da rahatsız etmemiş oluyor. Böylece karşılarındaki insanı (yani beni) düşmanlaştırarak kendi düşünce putlarının sarsılmasına engel oluyorlar.

Olsun diyorum gene de, canları sağ olsun. Bu ülkede muhalif olmanın bir Don Kişotluk olduğunu ben zaten biliyorum. Bu insanlar için artık yapacak bir şeyimin kalmadığının da farkındayım. Artık tek ümidim, belki onlar değil ama onlardan sonra gelecek olanlar benim dediklerimi anlamaya çalışır, düşüncesi. Zaten “anlamaya çalışmak” da küçümsenmeyecek kadar önemli bir gelişme değil midir?

Kaan EMİNOĞLU

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL