Köşe Yazıları

NORMAL, GÜZEL, ESTETİK VE BLA BLA BLA

NORMAL, GÜZEL, ESTETİK VE BLA BLA BLA
Gökkuşağı Köşesi Banner

Estetik, güzellik, toplum, normlar… İnsanlar… Kavramlar! Bugün yeniden bazı şeyleri reddederek buluşuyorum sizinle. Sonuçta insan var olduğu müddetçe daha doğrusu insan düşündüğü müddetçe reddetmek olacak. Neden reddettiğimi, neyi reddettiğimi, yoğunlaşıp kimliğe bürünen duyguyu anlayabilmek adına bu yazı içimde yetecek kadar yoğrulsun, en iyi şekilde kabarsın ve ben ona ‘güzel’ bir şekil verebileyim diye uzun bir süre bekledim. Uzun sürenin ne kadar olduğunu da bilmek isterseniz, köşeyi yazmaya başladığım ilk günden beri bekliyorum. O kadar uzun! Bir kelimeyi bulamadığı için senelerce şiirini bitirmeyen şairler varken elbette benim dokuz hafta beklemem, evrende bir toz zerresi kadar kalıyor. Yine de bir fikri doğru anlatabilmek için dokuz hafta beklemek de benim gibi sabırsız ve yedi aya ulaştığında içerde kalmaya dayanamayıp erken doğmuş genç bir yazar için oldukça zor ve keyifliydi.

Nihayetinde o gün geldi çattı. Bugün yolda yürürken, “Evet Burku, artık vakti geldi!” dedim. Koşar adımlarla yazabilmek adına bulduğum ilk kapalı alana girdim. Şansıma bugün sevgililer günü ve böyle bir günde bu yazıya başlamanın da tesadüfi olmadığına kanaat getirdim… Birini sevmek de, birçoğumuz için ruhuna bakmadan önce dış görünüşünü beğenmekten geçiyor. Yaşadığımız bu çağda (her çağda olduğu gibi) toplum neyi ‘normal’ ve ‘güzel’ olarak kabul ettiyse, biz de onu beğeniyoruz. ‘Normal’ kelimesi de toplumun onayladığı duygu, durum, görünüş ve davranışların tamamı demek asla yersiz olmayacak. Toplumun onayladığının biraz dışına çıkıldığında size yabancılaşırlar. Biraz daha dışarıya çıktıysanız ve açık görüşlü biri sizi fark ettiyse bu duyulmanıza ve görülmenize sebep olabilir. Bazen hızla ve bazen çok yavaş keşfedilebilirsiniz, sizi önceden uyarmalıyım. Bu da yine kendinizi ne kadar hızlı keşfettiğinizle doğru orantılı olarak ilerliyor. Ve başardınız! Fark edildiniz! Şimdi size, önceden de sizi ve yaptığınız her işi beğendiklerini söyleyecekler. Bu adım oldukça keyifli… Kızmayın, konudan çok uzaklara bağımsız kulaçlar atmayacağım. Evet, ‘normal’imizi toplumla kol kola belirledik. Sıra ‘güzel’in anlam arayışına ve tanımına geliyor. Platon bizlere güzelliğin mutlak olduğunu ve ideal bir güzelliğin var olması gerektiğini açıklamıştı. Platon’dan bu yana birçok şey değişti. Değişmeyen tek şey bana kalırsa, bir şeylerin ya da birilerinin güzel olduğunu ya da olmadığını savunurken bu fikri çok hızlı bilgiye dönüştürüp kabul edişimiz ve bu bilgi için herkesin fikrinin farklı olabileceği bir dünyayı silerek kendimizi haklı çıkarma çabamızdır. Bu çabada elbette çoğunluk yani ‘toplum’ kazanacak. Şimdi sıkı durun, bu tanımlamaya çalıştığım kelimelere bir kelime daha ekliyoruz. ‘Estetik’. Bu kelime de, Yunanca ‘aisthesis’ sözcüğünden geliyor ve ‘duymak, algılamak’ anlamına geliyor. Yani normal olduğunu kabul ettiğimiz anlar, yüzler, karakterler ve sanat eserlerini (yani normal kabul edilen her şeyi) güzel buluyoruz. Sonra da bu güzellikler estetik dediğimiz kavramın kulağına fısıldıyor: “Ben güzel olanım…” Ve evet! Güzeli kabul ettik! Güzeli bulduk! Üzülerek bildirmem gerek; topluma uymazsanız ‘güzel’(!) olamazsınız. Kendinizi güzel hissetmenizin tabi ki bir önemi yok. Sakın yanlış fikirlere kapılmayın…

Bu kavramları anlatırken size araya eleştiri tozları serptiğim için yargılamayın beni. Ya da fikir, düşünce, yapı sizin olduğu için yargılayabilirsiniz ve ben buna karışamam. En azından toplumun normuna uymayıp sizlere bu yazıyı okurken dilediğinizi yapabileceğiniz ve dilediğinizi hissedebileceğiniz vaadinde bulunuyorum. Ve hatta bunlardan ‘güzel’ bir satış stratejisi bile çıkarabilirsiniz.

Bilmiyorum, biliyor musunuz; bir dönem vücut hatları oldukça belirgin ve toplu kadınlar beğenilirdi. Dönemin sanatçıları, bu kadınlara bakarak tablolar yaptılar, bu kadınları şiirlerinde betimlediler. Bu kadınlar için şarkılar söylendi! Zayıf kadınlar dışlandı, kabul edilmedi ve kendilerini çirkin hissettiler. Geçmişin nefesinizi kesen tozlu sayfalarını hızla geçip günümüze geldiğimizde de çark tam tersi şekilde çalışıyor. Şimdiyse kemikleri seçilebilen, zayıf, kendini yukarıda az önce bahsettiğim ‘güzel’ ve ‘estetik’ kavramı için aç bırakan kadınlar beğeniliyor… Üstelik yalnızca kadınlar değil, biz toplum ve hatta Dünya olarak erkekleri de hapsettik bu durumun içine. Bu kadınlar ve erkekler için bu dönemin sanatçıları, tablolar yapıyorlar, şiirlerinde betimliyorlar ve şarkılar yazıyorlar. Elbette yazsınlar. Elbette yapsınlar o tabloları ancak zayıf olmanın biraz ötesine geçen her genç kadının ya da genç erkeğin kendini çirkin hissetmesi ne kadar doğru? Peki ya bu kadınları kendine rol model alan, kendini aç bırakmayı ‘normal’ kabul etmiş bu kadınları izleyen ve bu sebeple bulimia olan yeni nesil gençleri nasıl iyileştireceğiz? Sağlıklı olmaktansa zayıf olmanın değerli olduğu bu dünyada bence el ele verip önce normallerimiz üzerine düşünmeli ve değiştirmeli, sonrasında güzeli tanımlamaktan vazgeçmeli ve estetik kavramını derinleştirmeliyiz. Biz yüzeysel kaldığımız için kavramlar da suyun üstünde öylece dolanmaktan öteye gidemiyorlar. Elbette yetmiyor! Yetmiyor ve sanata da aynı şeyi yüklüyoruz. O da yetmiyor! Mobilyalara, kalemlere, telefonlara… Ne kadar korkunç farkında mısınız? Her şeyin en güzelini bulma çabamız son bulmuyor. Asla bitmeyen bir yarışın içinde gibiyiz. “Üç Güzeller” efsanesi bunun için en güzel örneklerden biri. Hayal edin, bir grup başarılı ve farklı güzelliklere sahip kadınların olduğu ortama bomba gibi düşecek ve üzerinde ‘EN GÜZELE’ yazan bir elma fırlatıyorsunuz. Bu zamanda bile bunun için savaşlar yaşanacağına dair bir belge hazırlar ve altına imzamı atabilirim. Güzelliği koyduğumuz yeri görebiliyor musunuz? Peki ya aklımız? Ruhumuz? Onlar neredeler?

Ah sevgili okur… Sevgimizi bile güzellik ve görüntü çizgisinin bir adım ötesine koyamıyoruz. Sevgilimiz, ruhumuzun koştuğu ve buluştuğu kişi mi, bunu da bilmiyoruz. “Sevgilimiz güzel mi?” sorusundan çok, “Sevgilimiz ruhumuza dokundu mu?” diye sormalıyız kendimize.

Keşke bu kavramları hayatımızda doğru yerlere koymaya hemen şu anda başlayabilsek… Keşke biraz kilolu diye hoşlandığımızı kabul etmediğimiz o kadın ya da o adamla konuşabilsek. Keşke sanatı, ruhumuza göre değerlendirebilsek. Keşke toplumun normalini küçük bir çocuk öldürüldüğünde de bu kadar birbirimizin gözüne soksak. Keşke genç kadınları kullanarak güçlenmekten vazgeçsek. Keşke erkekler tüm yaşamın sorumluluğunu alırken onları yalnız hissettirmekten vazgeçsek. Keşke… Geri kalan keşkeleri doldurmayı size bırakacağım. Bunları sıraladıktan ve dile getirdikten sonra dünyayla birlikte değişebileceğimize ve dönüşebileceğimize inanıyorum ben. İlk adımı bugün hallettik. Dile getirdik. Şimdi sıra geri kalanında…

Gürsev Burku AKPINAR

YORUMLAR (4)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

  1. Gülcan PANDORA diyorki:

    Sevgili Burku, yazını birkaç kez okudum ve her seferinde ilk kez okuyormuş gibi keyif aldım. Aklına ve yazılarına hastayım doğrusu. Dilime ve fikrime tercüman olmuşsun, öncelikle bunun için tebrik ediyorum seni.

    Yazının ana fikrine gelecek olursam: “Popüler Kültürde Kadının Metalaştırılması” ile ilgili bir çok yazı okudum şimdiye dek. Sadece okumakla kalmadım elbette, kendi tecrübelerim ve konu hakkında yaşantım boyunca oluşan fikrim de yazık ki çok iç açıcı değil. Bir deyimim vardır yazınla örtüşen… Derim ki: “Güzelliği tek tip ilan ettikleri için malesef kadınlar aynı fabrikadan çıkmış gibi geziyorlar ortalıkta” Bu belki kötü ya da ağır bir eleştiri olabilir bilemiyorum, fakat ihtimallere rağmen açık sözlü olmayı da tercih ediyorum doğrusu. Yüzyıllardır kadınların ve kadın bedeninin bir ‘meta’ olarak kullanılması zaten beni zıvanadan çıkarıyor. Bu da tabi apayrı bir yazı konusu olur(!) Toparlamak gerekirse: Evet her dönem güzellik kriterlerini belirleyen ne olduğu belirsiz bir güruh var… Ve onları destekleyen, o kriterlere uymak için deliren, çırpınan milyonlarca da kadın. Kadının kendine yaptığını bir başkası yapamaz bu hayatta. Nerede kaldı zeka, nerede kaldı ruh, nerede kaldı belirlenen formun haricinde iken kişinin kendine güvenmesi, kendini sevmesi, değer vermesi? Ne bunlar kaldı sayılır, ne de bunları öncelikli seçenek gibi gören kitleler… Hoş genelleme yapmak da doğru değil ya, neyse. Bence ben susayım… Özetle: Aklına sağlık canım benim… Yine keyifle okuduğum bir yazı olmuş. 💜 Genç bir yazarsın ve ters orantılı olarak inanılmaz güzel bakış açın ve analiz yeteneğin var, bunun için de ekstra tebrik ediyorum seni.

    Kalemin hiç susmasın… 🙏

    • Cem diyorki:

      Vücudun metalaşmasında cinsiyet ayrımının da yavaş yavaş kalktığını düşünüyorum. Bugün ekseriyete baktığımızda erkek bedenindeki güzelliğin de bir kalıba sokulduğunu kabul edelim. İşin aslı, insan canlısı şekli kaygılarından bırakın kurtulmayı, üzerine ekleyerek devam ettiriyor yaşamını;üzücü…

      • Gürsev Burku Akpınar diyorki:

        “Üstelik yalnızca kadınlar değil, biz toplum ve hatta Dünya olarak erkekleri de hapsettik bu durumun içine.”
        Evet, artık erkekler de metalaştırılmaya başlandı ve bu cümle de bunun kabulunden yansıyan bir cümleydi… Ne yazık ki haklısınız, hem üzdüğü hem de bitmediği konusunda… Bitmiyor giderek çoğalıyor tüm bu şekil ve estetik kaygıları ve ütopik gelecek fakat yine de bu kaygıların dönüşüp insanca yaşamaya değer verileceğine inanmak istiyorum… 🙂

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL