Köşe Yazıları

“Neden Kendimizi Dinlemiyoruz?”

“Neden Kendimizi Dinlemiyoruz?”

Neden herkesi, her şeyi dinleyecek zamanı olur da kendini dinleyecek zamanı olmaz insanın?

Bir eylül akşamında kendime sorduğum bu soru durup dururken düşmedi aklıma elbette…

Üstümde bir yorgunlukla uyandığım bu sonbahar sabahında dışarıda sis, boranla karşılaştım. Her hafta sonu erkenden kalkıp çıktığım yürüyüşe bu hafta ayaklarım beni taşımadı. Başımı kaldırdığım yatağımdan bedenimi kaldıramadım. Yorgun olan bedenim mi, ruhum mu bilmiyordum. Ne bir ağrır yerim vardı, ne de enerjik bir halim…  Bir süre yatağımın bir ucundan öbür ucuna yuvarlanıp durdum. Yastığı attım, yastığı aldım… Bir boynumun altına koydum, bir kolumun altına. Bir sırt üstü yatıp tavanı gözledim, bir yüz üstü yatıp nefesimi tuttum. Soluma döndüm duvar, sağıma döndüm kapı. Bu arada aklımda bin tane kuyruklu soru. Beynimin en olmadık yerine toslayıp öbür soruya dolaşıyor. Baktım olacak gibi değil kalkıp hafta sonu görevime odaklandım. Suratsız yapılan bir kahvaltıdan sonra takındığım en normal halimle annemi/babamı arayıp konuştum. Oğlumu öpüp gideceği yere gönderdim. Sayfa arkadaşlarıma cevap yazdım. Mailimi kontrol ettim. Eksik kalan alışverişimi tamamladım. Başlayan yeni haftayla birlikte gelen koşturmacaları bir sıraya koymaya çalıştım. Oğlumun doğum günü için ne yapsam doğru olur diye düşündüm. Kedimizin yemeğini, suyunu verip biraz ilgi gösterdim. Kuruyan çamaşırları yerine koydum. İşte yine akşam olmuştu… Suratsız, yorgun, halsiz, ama neyim olduğunu bilmeden. Bu soru da böyle girdi aklıma işte.

Ben ne zaman kendimi dinleyeceğim? Neden kendini dileyecek zamanı olmaz insanın?

***

Çocukluğumuzdan bu yana kendimizden başka herkesi dinliyor ya da dinlemek zorunda kalıyoruz. Kişiliğimiz oturmaya başladıkça, etrafa duyarlılığımız arttıkça, olgunlaştıkça büyüyor dinlediğimiz düşündüğümüz şeyler.

Sorumlulukların artıyor, arttıkça da beynini kemiren sorular çoğalıyor. Bir güne başlarken bile önce etrafındakiler için koşturmaya başlıyorsun. Bir anneysen önce çocuğunun ihtiyaçlarını gidermen gerekiyor. Eşin varsa ona kulak veriyorsun, evini, etrafını toparlıyorsun. Komşunla selamlaşıyor hâl hatır ediyorsun. İş arkadaşını dinliyorsun, patronunu dinliyorsun, müşterilerini dinliyorsun. Seni büyüten anneni, babanı daha çok düşünmen, arayıp sorman gerekiyor. Kardeşlerine, arkadaşlarına daha çok zaman ayırman gerekiyor. Sokakta düşen adamın neyi olduğu takılıyor aklına. Köpekleri neden zehirlediklerine içleniyorsun. Adaletsiz bir dünyanın bir bireyi olmaktan utanıyorsun. Savaşlarda atılan her kurşunun kaç aç çocuğu doyuracağını düşünüyorsun. Bir annenin gözyaşındaki acıyı matematiksel hesaplamaya kalkıyorsun. Bir insanı anlamak için dilin önemsizliği gözlerinde cevap buluyor. Bir günün sonunda herkese az bir hal zaman ayırmış, bir nebze dinlemiş oluyorsun. Yatağına girdiğinde vücudundaki yorgunluğa ruhundaki yük de eklenince uyku gelmeye korkuyor. Gecenin kollarında sallandıkça birbirine dolanmış sorular dökülüyor aklının en kıt kenarlarından. Ve yaşın bir mevsimi devirdikten sonra, biriktirdiğin ne kadar çözümsüzlük varsa oturduğun yerde bile yoruyor seni.

Duyarlı, çalışkan, hayırlı iyi bir insan olmak hepimizin dileği, ideali sevgili arkadaşlar… Ama herkesi dinlerken kendimizi dinlemeyi unutuyoruz hep. Bir gün bedenimizin yaşadığımızı unutmaması için önce kendimizi dinleyelim ve çocuklarımıza da önce bunu öğretelim.

Sağlıkla, mutlulukla, huzurla, enerji dolu, aydınlık bir hafta diliyorum sevgili okurum.

Sağlıcakla kalın.

Birgül SOLMAZ 

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL