Köşe Yazıları Kültür-Sanat

MARS’IN HAYALETLERİ

MARS’IN HAYALETLERİ

Guilermo Del Toro’nun da dediği gibi, hayalet, başı ve sonu olmayan bir anıdır, belki de.

Korku sineması ile seksenli ya da doksanlı yıllarda tanışmış olanların nezdinde John Carpenter, Wes Craven ve Sam Raimi gibi yönetmenlerin ayrı bir yeri vardır kuşkusuz.

Bereket versin, Cadılar Bayramı – Halloween (1978),  Sis – The Fog (1980),  Şey – The Thing (1982), Yaşıyorlar – They Live (1988) ve Çılgınlığın Ötesinde – In the Mouth of Madness (1994) gibi bugün korku janrında parmakla gösterilen filmlerde imzası bulunan John Carpanter, Halloween,  özellikle de Michael Myers karakteri ile bana da korku sinemasının kapılarını ardına kadar açmıştır.

Şöyle ki;  hafızam beni yanıltmıyorsa eğer,  1998 yılında,  üyesi olduğum bir video kulübünden, başrolde Jackie Chan’ın olduğu komedi- aksiyon türünde –şu an adını anımsayamadığım– bir film kiralamıştım. Ama ne var ki, eve dönüp de kaseti VHS oynatıcısına taktığımda, içinden Jackie Chan filmi yerine Halloween (Cadılar Bayramı) çıkmıştı.

Ve böylece, ileride beni iflah olmaz bir korku fanına dönüştürecek ilk tohum kendiliğinden atılmış oldu.

İşte tam olarak bu nedenle, nazarımda Halloween hiçbir zaman seyret unut türü slasher filmlerinden biri olmadı.  Aksine bugün bile bu nispeten düşük bütçeyle çekilmiş ama netice itibariyle zamanla düpedüz bir efsaneye dönüşmüş 1978 yapımı Halloween yani Türkçe adıyla  Cadılar Bayramı’ndan övgüyle söz etmekteyim.

Bu arada yeri gelmişken söyleyeyim; bildiğiniz üzere David Gordon Green, süpriz bir şekilde, oyuncu kadrosunda Haluk Bilginer’in de bulunduğu (Dr. Sartain karakteri)  Halloween 2018 ile geri dönmüş ve orijinal filmin başarısını gölgeledikleri gerekçesiyle serinin devam filmlerini yok sayarak,  yeni bir tartışmanın fitilini ateşlemişti.

Tartışmalar süre dursun,  serinin  hayranlarına gergin anlar yaşatmayı vadeden Cadılar Bayramı Öldürür ya da özgün adı ile Halloween Kills’ın vizyona girmesi için geri sayım başladı. Bakalım, yeni filmde Halloween fanlarını ne gibi süprizler bekliyor?

Sözü uzatmayayım…

Sanırım hepimiz hayatımızın bir evresinde kendimize, “Başka gezegenlerde hayat var mı?” ya da “Dünya dışında başka canlılar yaşıyor mu?” diye sormuşuzdur.

İşte buradan hareketle, bu yazıda John Carpenter’ın peşine takılarak Mars’a ışınlanıyor ve bu sorulara yanıt arıyoruz.

Dünya yasaları ardında yalnızca sessizlik ve ölüm bırakıyordu.

Oyuncu kadrosunda Ice Cube,  Natasha Henstridge, Jason Statham, Pam Grier, Clea Duvall, Joanna Cassidiy, Liam Waite, Wanda DeJesus, Duane Devis, Rodney A.Grant, Lobo Sebestian, Robert Carradine, Peter Jason, Richard Cetrone, Rosemary Forshyth gibi ünlü isimlerin bulunduğu Ghosts of Mars (Mars’ın Hayaletleri),  2001 tarihli ABD yapımı aksiyon, korku, bilimkurgu filmidir.

Mars’taki ilk şehir Chryse’ye hoş geldiniz! 

Bir polis memuru olan Melanie Ballard (Natasha Henstridge), Desolation Williams (Ice Cube) adlı bir mahkûmu yakalamakla görevlendirilir ve ekip arkadaşlarıyla birlikte uzaklardaki bir maden kasabasına gelir. Ancak kasabada yolunda gitmeyen bir şeyler vardır. Ekip, normal rutinlerine bağlı kalmaya çalışsa da hiçbir şey alışılagelmiş anlamda normal değildir

Fakat çok geçmeden gerçek ortaya çıkar.  Madenciler,  eski Mars medeniyeti tarafından yeraltına inşa edilmiş gizli bir geçidi keşfederek, yüzyıllardır gömülü kalmış bir kötülüğün açığa çıkmasına neden olurlar. Ve vahşet bir anda su götürmez varlığını belli eder.

Ezgi Aksoy’un deyimiyle; korku, uygarlığa ve zamana ayak uydurur. İlk çağlarda mağaranın dışında uluyan kaplanlardan korkan insanoğlu; Orta Çağ’da ruhunu şeytana satmış cadılardan, geceleri kasabaların tenha sokaklarında gezen başsız süvarilerden korkuyordu. Kutsal kitaplarda anlatılan çeşit çeşit iblisten korunmak için umacılara iksirler yaptırıyordu. Gecenin içinden mıhlı pencerelere doğru esen rüzgâr, çocukları uykusuz bırakmak için yeterliydi. Oysa 21. yüzyılda hayaletler televizyonlardan çıkıyor, vampirler yarasaya dönüşmek yerine lüks otomobillerle seyahat ediyor ve geceleri tenha sokaklarda sadece yankesiciler geziyor. Carpenter ise bunlara ek olarak,  bizi ve korkularımızı ardı sıra Mars’a götürüyor.

Son bir şey daha…

Doğruyu söylemek gerekirse;  Ghosts of Mars, John Carpenter’ın alamet-i farikalarından biri değil. Diğer filmlerinin yanında görece biraz sönük kalıyor. Ancak şurası kuşkusuz ki,   Carpenter’ın  hayal gücünün dinamikliği,   Lance Willhoite,  Robert Kurtzman, Greg Nicotero ve  Howard Berger’ın efekt, tasarım ve kostümleri sayesinde seyir zevki yüksek “eğlenceli” bir filme dönüşüyor.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL