Köşe Yazıları

MAHALLE YANARKEN…

MAHALLE YANARKEN…
Gökkuşağı Köşesi Banner

Rahmetli babam muzır bir adamdı. Ağzıyla evde içer, içtikçe güzelleşir, güzelleştiği yerde siyaset meydanı izleyerek sızar kalırdı. Zaman zaman annemle yatağına taşırdık. Bazen de annem salonun ortasına yer yatağını açar koltuktan yatağa babamı onun rakıyı yuvarlaması gibi yuvarlayıverirdi yere.

Annemin saçlarına sarılıp uyumayı çok severdi rahmetli babam. Annemin saçları ayaklarına değin uzanır; yıkaması, taraması, örmesi derken saatler harcardı kadın saçlarına. Eskiden film gibi annemin saçlarıyla didişmesini izlemek garip bir huzur verirdi bana. Kim n’apsındı Sabrina’nın geveze kara kedisinin kuyruğunu, annemin simsiyah uzuuun saçlarını tararken türkü mırıldanması varken… Geçiniz efendim; annemin babası atıyla gelecekmiş köyden, anneannem yelkenliyle denizden…

Babam, uyumak için toprak ananın saçlarına sarıldığında annem de saçlarını ense kökünden makasla kesti, attı. Cinayet mahalli gibi hatırladığım o an: “Ne yaptın sen kıız?” diye haykırmıştım anneme. Taraklar eskisi gibi kaliteli değildi, dişleri kırılıveriyordu annemin gür saçları arasında. “Kestim gitti… Artık ne sarılıp uyuyabilecek baban, ne de tutup sürükleyebilecek beni!” dedi o gün.

Babam öleli 17 yıl oldu… Annem 3-4 kez boyunca uzanan saçlarını tekrar tekrar kesti. Sandıklarda örgülü hâliyle “Ölünce mezarıma koyun,” vasiyetini bekliyor. Öyle ya, taraklar kaliteli değildi eskisi gibi.

Ben de annem gibi, babam öldükten sonra saçıma tarak sürmedim hiç… Bu ikimizin imza altına alınmamış bir antlaşmasıydı.

Evimiz babamın ölümünün ardından yangın yeri gibiyken, kim saçını taramayı düşünebilirdi ki?

Yıllar sonra üniversite ara tatilleri için ziyarete gittiğim bir akşam Roman komşularımızın yan sokaktaki tahta barakası bilinmeyen bir sebeple alevler içinde kalmış yanıyordu. Birkaç dakika video çekebilen eski bir telefonum vardı. Cebimden çıkarıp yangının olduğu noktaya doğru tuttuğum anda yüzüme bir şaplak indiriverdi annem. “Mahalle yanıyor aptal çocuk! Koş eve, su getir.”

O günlerde duruma içerlese de insan sonradan anlıyor davranışının vahametini…

Çevremizde olup biten hiçbir olay karşısında öyle uzaktan bakakalınamayacağını anlıyor insan mesela. Bir taraf sırf güçlü ve arsız diye mazlum ve sessiz olanın ahıyla baş başa kalıp, hakkının kimse tarafından aranmayacağını bilerek çilesinin devam etmesine izin verilmemesi gerektiğini anlıyor…

Etrafımızda mecazi yangınlar: “Hadi al tarağını da sür başına şimdi, helal süt emmişsen!”

NAKHAR

YORUMLAR (11)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL