Köşe Yazıları

“Kurtaracağız Diye Geldiler… İçine……..”

“Kurtaracağız Diye Geldiler… İçine……..”

“Yarası olmayan şifacı, iyileştirici olamaz. Çünkü gerçek iyileştirici güç, yaranın kendisinden gelir.”

 Carl G. Jung

Güzel söz…

Ne yazık ki geldiğimiz hayatta saçma sapan badirelerle yaşıyoruz… Hayatın zaten zorlayıcı kendine dair getirilerinin haricinde, bir de zorunda bırakıldığımız bir yaşam tarzı… Binbir takla atarak yaşamaya çalışma eylemi… Ayakta kalmak ve sürünme evresine gelmemek için canhıraş bocalama!

Yaşam, binlerce daldan oluşan bir ağaç gibi ve tutunmaya çalıştığımız bir dal var, üstelik sürekli çatırdıyor. O binlerce güçlü dalın arasından ne hikmetse sadece cılız olana denk geliyoruz. Çünkü güçlü dalların sahipleri belli. Tutulmuş her biri ve senin bir kenarından tutup düşmemek için verdiğin mücadele asla umurlarında değil. İrili ufaklı dilimlenmiş pastanın büyük dilimlerinin hep aynı kişilere düşmesi gibi!

Parsellere böldüler yaşamı. Onlar ve biz… Haa, bir de onlardan faydalananlar, sırtlarını sıvazlayanlar, kendi menfaatleri adına pohpohlayanlar. ‘İstemem, yan cebime koy’cular. Sözüm ona solcular!

Hayır, pesimist değilim! Farkındayım sadece. Düştüğümüz değil ama düşürüldüğümüz kuyunun dibindeki suyun durgun değil de, kocaman bir girdap halinde olduğunun farkındayım. Etrafıma baktığımda gördüğüm asık yüzlerin sebebinin farkındayım… Eşe, dosta, ahbaplarıma nasılsın diye sorduğumda, aldığım idare eder cevabının altındaki asıl mesajın farkındayım.

Geçtiğimiz günlerde İnternette denk geldiğim bir haberde: Türkiye’nin mutsuz ve sinirli ülkeler kategorisinde dünya genelinde üçüncü sırada yer aldığını okumuştum. Şaşırdım mı bu habere? Yok… Neden şaşırayım ki? Böyle bir analize denk gelmedim ama üçüncülükte yer almamızı sağlayan o güruhun içinden biri olduğumdan mütevellit çıkan sonucun gerçek olduğundan eminim. Biliyor musunuz, bu sıralamada halayın başı bile olabilirim!

Herkes gergin, hepimiz… Mesela ben, “A” diyenin ağzının ortasına çarpacak haldeyim.

Bu günler geçer mi? Geçerse izi kalır mı? Refaha kavuşacağımız günler olacak mı? Yoksa bundan sonra hep böyle mi devam edecek, edecekse ne zamana dek, hiçbir fikrim yok doğrusu. Bildiğim bir şey varsa o da: durumun ‘aslında’ farkında olup da hiçbir şey yokmuş gibi davranan, aşırı pahalılığı ve ülkenin geldiği kaos durumunu muhaliflerin uydurması olduğuna kendisini inandırmış etkisiz bir sistemin egemenliği altında olduğumuzdur.

“Ne Ceket Kaldı, Ne Metelik Cebinde Ceketin. Kurtaracağız Diye Geldiler, İçine Sıçtılar Memleketin.” 

Neyzen Tevfik 

Çıkmaza soktular, dara düşürdüler. “Din” dediler, “Allah” dediler verdiler afyonu, uyuttular milleti. Öyle toparlayacağız, böyle düzelteceğiz, “halkımız endişelenmesin, zamları indireceğiz” dedikçe bindirdiler, vatandaşın kendi yükü yetmiyor gibi, vergiler, ot, bok diyerek kendilerini de milletin omuzuna bindirdiler. Utanmadan bir de çıkıp: zamları Allah tayin ediyor gibi SAÇMA SAPAN cümleler kurdular. Gülüyoruz bunlara, gülüyoruz… Bilin bakalım neremizle?

Lafla peynir gemisi yürümez kardeşim. Ordan azalt/buraya aktar, bu planlar bir işe yaramaz… Üretmek zorundasın. Türkiye’nin toprakları üretime hazır, üret kardeşim, üret!!!

Dünyanın, tarımcılık ve hayvancılık alanında en kıymetli topraklarına sahipsin sen! Üret, ürettir, teşvik et! Çiftçinin hakkını ver, çiftçiyi motive et! Üretimle kurtulur bu halk ama tabii kime ne diyorsun?

Bakınca şöyle geriye hep aynı konulardan şikayet ediyor olsam da, bu şikayetleri dile getirmekten de, bu şikayetleri kaleme almaktan da vazgeçmeyeceğim. AKP’lisi, CHP’lisi, o ya da bu’su kim olduklarının hiçbir önemi yok nazarımda… Çünkü ülke bugün bu halde ise tek suçlusu asla AKP ya da AKP’nin izlediği politika değil, bu yanlış politikaların hayata geçmesine fırsat veren herkestir. Ben de dahil belki buna!

“Rüşvetçi, politikacıları, düzenbazları, hırsızları ve hainleri seçen halk, kurban değil suç ortağıdır.” 

George Orwell

Gözden kaçmayan bir şey var ki Türkiye bugün monarşik sistemle yönetiliyor. Nedir Monarşi: “Mutlak monarşi, yasama ve yürütme kuvvetlerinin hükümdarda toplandığı bir hükûmet sistemidir. Bu sistemde, devlet içinde tek ve en büyük otorite sahibi hükümdardır. Yasama, yürütme ve hatta yargı yetkisinin sahibi ‘hükümdar’dır (monark, kral, padişah…)”

Kral, padişah, hükümdar!…. Çok merak ediyorum, bugün Cumhurbaşkanı bir şekilde görevden ayrılmak zorunda kalsa babadan oğula geçirirler mi bu tek başkan sistemini? Yapamazlar demeyin, neler neler için “O kadar da değil!” dedik de geldi başımıza bir bir. Ama sesli, ama sessiz…

“Zalimlerin çarkı, cahillerin çalışmayan kafalarıyla döner.” 

Victor Hugo 

Paylaştığım şu son söz sizce de dönemin özeti değil mi sevgili okur? Ne kadar da acı değil mi?

Siz de biliyorsunuz, çok şey var yazacak ve fakat yine: “Ahh halimize, vah halimize” diyerek susturuyorum kendimi.

Kalın sağlıcakla! Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

Gülcan PANDORA

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL