Köşe Yazıları

“KÜÇÜK – AYKIRI – ŞUURSUZ”

“KÜÇÜK – AYKIRI – ŞUURSUZ”
Gökkuşağı Köşesi Banner

“Büyüyünce ne olacaksın?” denilince cevap çok basitti bizim için “Doktor, öğretmen…” 2013 ve sonrasında doğan armut piş ağzıma düş alfa kuşağı ise kayıtsız bir şekilde “Mutlu olacağım!” deyiveriyor. Y kuşağı mensubu olarak kuşak çatışmasından en çok nasiplenen bizler… En çok biz hak ediyoruz mutlu olmayı.

Neden? Çünkü jetonlu, çevirmeli telefonlara da, merdaneli makinelere de birkaç ağacın hayatı için birçoklarının hayatının son bulmasına da, hayatlarımızın didik didik edilmesine de, mahkûmiyetlere de, masum kalan taraflarımızın git gide törpülenmesine de her şeye şahit olduk iyi mi? Hak, hukuk, yaşamak davasına dönüşen en basit arzularımızın sonucu olarak toplumun her bir ferdine sirayet eden mutsuzluğun içinde büyüdük biz. Ve bu mutsuzluğun içine doğdu alfa kuşağı da…

“Senci, benci, oncu;

sağcı, solcu, yolcu;

batılı, doğulu, merkezci;

kadınsı, erkeksi, LGBTQ;

kapitalist, komünist, terörist…”:

diye diye kalıpların içine itile itile mutsuzluk tornasından çıkıverdik ezcümle birer örnek. Filtreler, makyajlar, sahtekârlar, provokatörler türedi adım başı. Biz sabah işine bakan, hava karardı mı yarınını kurtarmak için çabalayan insanlardık.

Trafikte Jetgiller gibi uçan araba hayalimiz vardı bizim. Kuş olsan dahi uçamazsın kanatlarımız öyle yolunuyor, yoruluyoruz hakkımız olanı hep söke söke aldığımızdan.

Candan Erçetin’in bir şarkısında dediği gibi:

“Biz milyonlarca kuştuk,

Kaf Dağı’na kanat açtık

Acı çektik yaralandık,

Bilmiyorduk aldandık…”

Dede Korkut masallarının içinde yaşıyoruz gibi değil mi sizin için de? Şökli Melik’in, Salur’un evini yağmalaması gibi köylü Melik evimizi yağmalamış; Kuru çaylara köprü kuran Deli Dumrul gibi yeterince geçemediğimiz hâlde para ödediğimiz köprülerimiz varmış; Kazan Bey’in oğlu Uruz’un tutsak edilmesi gibi oğullarımız kızlarımızın tutsak edilmiş hayalleri; Herkesin şikayet ettiği Tepegöz’ü, Aruz Koca’nın bir aslan tarafından büyütülen oğlu Basat tarafından öldürülmesi gibi… Yetiş ya Muhammed, yetiş ya Allah’ın aslanı Ali.

Tüp kuyrukları kalmadı ama nurtopu gibi bayat ekmek kuyruğu var, üstelik ekmek askıdaysa bedava! Bedava yaşıyoruz bedava! Bizim kendi korkunç masallarımız var artık. Alfa kuşağı bilmez…

Şehrin göbeğinde bir kadın, deri kıyafetler giymiş motorlu….

İbadethanede bir ayyaş, elindeki bira şişesiyle…

Bir kereden bir şey olmaz…

Soma’nın tekmecisi… daha sayayım mı?

Koskoca meydanlarda sessiz sakin tek eylemi durmak olan insanlar… DURMAK YOK, YOLA DEVAMKE! durmak da toplum sağlığına zararlı bulundu iyi mi! “Ama kardeş şeyyy, burası otobüs durağı…” Düğmeye bastığında yanan “DURACAK” yerine “İNECEK VAR” yazsak ya, bence mevcut hâliyle çok muhalif.

Adım adım 21. Yüzyılın ilk çeyreğinin sonuna doğru giderken uzaylı istilası dışında görmediğimiz ne kaldı?

Ortalık yangın yeri, yaşamak ateş pahası, ölümü görüp sıtmaya razı mı olduk ne? Aldatılmış olma hakkını kullanabilenler kârlı çıktı. Çünkü insan, aldatılabilir. O insan ama sen, ben, kimiz biz? Hiçiz, hiç! Yok hükmündeyiz, öylesine KÜÇÜK – AYKIRI – ŞUURSUZ BİR AZINLIĞIZ onlara göre. “Az, çoktur. Korkunun ecele faydası yoktur.” Dünyayı biraz olsun bilsek; güzelliklerini görebilsek, eşit & iletişimi kuvvetli toplumlarına şahit olabilsek güdülmek için değil de direnmek için heves edebilirdik belki tekrar ve tekrar. Bizim hevesimizi çaldılar.

Neydi Rengin’in şarkısı;

“Ne masallar ninniler söylediler dünya üstüne

Aldatıldık, aldatıldık dünya böyle değil

Ufalana ufalana kaç kuşak, eridik bu yollarda

Kimimiz yerle yeksan, kimimiz zor ayakta!”

Günün sonunda, trafiği atlatıp eve vardığımızda, en çok filtresiz duygular yakışıyor bize; ağlamak da, öfke de, bize en çok kahkaha yakışıyor hâlâ… Boya küpüne düşmüş maskelerimizle içimiz “YETER!” diye bağırırken, ruh halimiz otuz iki diş tekmil birden sırıtıyoruz en sahtesinden… Ağlayanın bir derdi, gülenin bin derdi olması bu yüzden işte! Ev benim olsa kapıyı üzerime kilitler otururdum, huzurum olurdu belki ama kiradayım. Kirada! Dün üç lira olan kuru ekmek, bugün dört lira. “Ekmek yemiyorum ben diyetteyim, banane!”

Huzur hakkına başvurabiliyor muyuz hanımefendiler, beyefendiler? Hayır yani, sayenizde hiç iç huzurumuz kalmadı da! Açtım kapılarımı ey huzur, bahar temizliği ile gir içeri!

NAKHAR

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL