Köşe Yazıları

“KRAL ÇIPLAK!”

“KRAL ÇIPLAK!”
Gökkuşağı Köşesi Banner

2012 yılında Kadıköy’de, şimdilerde kafeler/barlar tarafından işgal edilmiş bir sokakta, küçücük bir dükkânda çalışıyordum. Maaşım asgariye yakın, evim yürüme mesafesinde, Zeynep Kamil Hastanesi’nin dibinde asma katlı bir dükkândan bozma şirin bir fakirhane, bana göreyse malikaneydi.

Aldığım maaş 1300 liraydı… Öğle yemeği için patronum herhangi ödeme yapmazdı. Yirmi dakikada evime yürüyerek gider, akşamdan hazırladığım yemeği yer, köpeğimi beş dakika gezdirir sonra gerisin geri yürüyerek dönerdim işe.

İnanır mısın o maaşla ev kiramı, faturalarımı, hafta sonları sinema/tiyatro gibi etkinlikleri ödüyor, yüzme dersleri alıyor, yazları ülke dışına tatile gidebiliyor, üzerine para bile biriktirebiliyordum! Görsen küçük dilini yutardın… Anladın mı şimdi ekonomiyi?

Kıt kanaat, kanaatkar amma velakin ağzım hep kulaklarımda… “Fakir ama mutlu” derler ya o hesaptı benimkisi.

Günlerden bir gün çok acıkmış, eve bir an önce gitmek için otobüse binmiştim. Bineli üç dakika olmamış, bir durak anca gitmiştim ki trafik kilitlendi. Otobüsten inip yürümek istedim.

İleride tekinsiz bir kalabalık vardı. Siyah giyimli kulaklarında telsiz olan üç beş tane adam önümü kesip;

– “Bundan sonra geçiş yok,” dediler.

– “İyi de evim şu karşıki sokakta, işten öğle yemeğine geldim,” dedim.

– “Cenaze var, geçemezsin!” 

– “Yaa başınız sağ olsun, fakat geçmem lazım. Eve gitmem, yemek yemem lazım. Köpeğim, köpeğimi gezdirmem lazım,” diye bir münakaşa başladı.

Onlar beni iteliyor, ben yorgunluktan yere kapaklanmak üzereyken arkadan amirleri olduğunu düşündüğüm buyurgan bir ses bağırdı: “Bırakın geçsin!”

Mezarlığın köşesini dönüp cemevi sokağına girene kadar onlarca güvenlik güçlerine mensup üniformalı veya sivil saydım. O gün o hengameye sebep olanın devlet erkânının en büyüğü olduğunu öğrendim. Annesinin cenazesi için yolları kapatarak kul hakkı rekoru kırmasına sinirlenmiştim açıkçası.

Bu gevrek gülüşmeleriniz ne zaman biter efendiler? Bu hadsiz bakışlarınız? Ayağının altına sözüm ona cenneti serdiğiniz anneleriniz size öğretmedi mi hiçbir şey? Yoksa siz sazı bozuk, ağzı leş olmayı, üç öğün kul hakkı yemeyi, bir araya geldiğiniz, kendinden başka herkesin varlığını tehdit eden yapılardan mi öğrendiniz?

Yiyin efendiler yiyin…

“Kral çıplak” diye bağırası geliyor içimdeki çocuğun ya da Midas’ın berberi gibi daha fazla sessiz kalamayıp ucubeliğinize, yara sandığınız mabadınıza söveceğim için için. Yetmiş yedi alem dile gelse gerçeklere aymayacak bir azınlığın azmışlığını izliyorum her yerde. Onlar azınlık, evet! İçlerindeki korkunun yarattığı bu öfkeyle ve safları bizden daha sıkı tuttukları için bastırıyorlar sesimizi/sesinizi.

Bir kadın öldürülüyor, aynı yıl onlarca kız çocuğu dünyaya geliyor. Bir abdalın da dediği gibi; “Bir ölür, bin diriliriz.” Yeter ki senci, benci, zenci; oncu, buncu, yolcu; sağcı, solcu… erkek, kadın, lgbti+ diye ayırmadan. Hancının kapısını inatla yumruklamalı…

Halkını beğenmeyen kendi buyursun gitsin! Ne deniyordu? Dünya beşten büyüktür.

Toplanın bir yumruk gibi tek ve hür, beş parmak gibi kardeşçesine, indirelim o beş kardeşi “EN BÜYÜK BENİM” diyenin yüzüne.

NAKHAR

YORUMLAR (2)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL