Köşe Yazıları

KOŞ YOKSA…

KOŞ YOKSA…
Gökkuşağı Köşesi Banner

Bana çok hızlı yürüyorsun diyorlar, gülüyorum. Varmak istediğim çok yer var Abidin. Baltık Denizi’nde yüzecektim 2018’de, seçim oldu biletler iptal. Roma’yı görecektim 2019’da, pandemi koptu biletler iptal. Lviv’e gidelim bari dedim vize yok nasılsa, savaş çıkıverdi iyi mi? Her milletin içinde, çamaşır suyu gibi pirüpak, saf olduğu iddiasında bulunan beyazlardan kırıma uğradık biz kırmalar. Sonra hep helalleştik.

Koşar adım yürümem, yetişmem lazım benim. Her sabah, bugün bunu yapsam iyi olur, dediklerim var kendim için. Birileri çekiştiriyor ellerimizden eteklerimizden hep. Tam da burada dökeceğim eteğimdeki taşları.

“Bu işin yarın değil, bugün bitmesi lazım.” diyen de bizden; öğle yemeği saatinde bile çalışmaktan gocunmayan mazbut ablamız da. İşini kusursuz yapmaya çalışan, “Bu iş böyle yapılmaz!” diye söylenmeye sonuna kadar hakkı olan çıkıntı ablamız da bizden. “Bu kadar paraya bu kadar çalışırım.” diyen provokatör de. Kendini farklı bir sektörde kamera önüne atan da. “Yakında evleneceğim ben ya!” diyen de. “Emekli olacağım; emekliyim ki zaten ben. Yeni evliyim; yeni çocuğum oldu, çocuğuma iyi bir gelecek için…” diyenler de. “Tuzum kuru benim, olsa da olur olmasa da” diyen de. Kısaca tüm mecburiyetler bizden. Seyircilerine diyor ya mahallenin muhtarı “Nasılsınız fakirler?” Mecburiyetlerimiz gibi umudumuz da baki demek ki!

Gözlerimi kapadım, kulaklarımı tıkadım koşuyorum ben ayaklarım mabadımda ama neden? Arkadaş buluşmalarına yetiş, düğünlere, cenazelere, bayramlaşmalara, hanukalara, paskalyalara, cemlere yetiş, davete git, davet et… Yetiş babam yetiş. Dizlerimiz kanadığında saatlerce anıra anıra ağlardık biz çocukken yaa. Şimdi kolumu evden çıkarken kapıda bırakıyorum, bacağımı serviste, yarım yamalak aklımı da yitiriyorum işler yetişsin diye… Bir damla gözyaşı dökecek vaktim yok ama savaş var Abidin! Hiçbir şeye zaman bırakmayan el oğlu, mahalle kavgası yapıyor olan bizim tencerede kaynaya kaynaya buharlaşan suya oluyor iyi mi? Artık bitmesi gereken çok acılar çektik Abidin. Yetmedi mi? Yeşilçam’ın Gırgıriye’si hak getire! Gel helalleşelim. Adı hafta sonuyla özdeş annelerin acısıyla bey amcalar helalleşecek. Yazması bir türlü doğru yazılmamış hanım ablaların dertleriyle bey amcalar helalleşecek. Bir bitmediniz. Sağın merkezle hesaplaşması, merkezin sağ ile helalleşmesi… Ortada kuyu var yandan geç bir TİP’ler… İnanmıyorum ben! diye inatlaşan koca koca insanlar. Bana ne ya, bize ne? Ağlamak istiyorum anıra anıra saatlerce dizlerim kanıyor, diye.

Annemin eteğine yapışıp peşinde çok koştururdum küçükken, çok yorulurdum. Annem de hızlı yürürdü benim gibi. Kus geldi kustum, düş geldi düştüm, gör geldi gördüm ama yeter! Hangi harfin kuşağıyız biz alfabede, dünya dillerine sığdıramadığınız? Anne bak ebemkuşağı hepinizin ilk memleketi değil midir ebenizin elleri? Alın bu bilgiyi gidin kumda oynayın şimdi…

Şşş biraz sessizlik…

Yazıyorum artık Abidin, inanır mısın?

Çiziyorum sık sık aklımın boş duvarlarını, delirmeme az buçuk kaldı çünkü. Yeteneklerime sarılıyorum Abidin, olması gerektiği gibi. İçeri daha da içeri bakıyorum artık. Bir zamanlar belki ailemden birinin, belki bir arkadaşın, belki ağzının içine baktığım bir yastıkta kocayacağımın, bir sevgilinin sen ı-ıh yapamazsın, gül gibi işin var ne gerek var diye diye nefes aldırmadığı söndürülmüş tüm mumlarımı, bir bir yakıyorum şimdi içimdeki karanlığa. Ben yalnız değilim Abidin. Ben var içimde. Biz bize yeter miyiz bilmem de ben kendime yeterim Abidin. Elini tutup kışın ortasında bahar havası aldirdigim çocukluğum var artık. insan kendi içine dönmedikçe buyuyemiyor çünkü. Şarkı bile söylüyorum ulu orta bu kötü sesimle. Umurumda da değil, sonra kahkahayı koyveriyorum. Lafımı da koyveriveriyorum tam da gediğine cuk diye.

Savaş var Abidin ama karşısında dağ olsa dayanamayacak özgürlük arzusu da var. Tarlalara ve ufka yazılacak adı olan, bir adım öne çıksın. Sadece tabelalara yazınca çok boş görünüyor. Gözüme sokulsa da aklımda kalana bakarım. Taşa toprağa, suya buza, kuma cama şekil vereni gördüm de herhangi birine can verebileni göremedim henüz. Tüm yasalar akıl tutulmasıyla can alma üzerine kurulu. Belki de bu yüzdendir cemaatlere değil, Allah’ın bir kulu ve onun bir parçası olduğum için sadece ona itikadim. Belki size cemaatlerden hikâyeler de anlatırım bir gün gör bakalım o zaman kazın ayağı nasıl da perdeli. Gözünüzdeki perdeleri açarım belki güneş girer içeri.

Çok hızlı koşan ama ikide bir duran Afrika yerlileri gibi bekleşiyoruz bakalım başımıza daha ne gelebilir ki? Sözümona bu yerliler ruhları geride kaldığı için bekliyordu. 68 kuşağının ruhunu mu bekliyoruz, çiçek çocuklarını mı? Kim yetişebilir 90 sonrası jenerasyonun hızına? Bekleme yapma ticari! Akıl süzgecimizde kalanlarla, tam yol ileri kaptan.

Yelkenler fora!

Vira bismillah.

Ya da sizi mahallenin delilerine dahil edelim. Son ki üç dört;

Do – bir küllah dondurma

Re – masmavi bir dere

Mi – derede bir gemi

Fa – gemide bir tayfa

Sol – papatyalı bir yol

La – güneşten bir damla

Si – Ayşe’nin kedisi…

NAKHAR

YORUMLAR (3)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL