Köşe Yazıları

“KARAGÜN DOSTU”

“KARAGÜN DOSTU”
Gökkuşağı Köşesi Banner

Yaralarımızı gösterir gibi faturalarımızı gösteriyorduk birbirimize. Marketlerde sürekli zamlarla değişen fiyat etiketlerinden söz ediyorduk aramızda ve fiyat etiketleri bizi sürekli yalancı çıkarıyordu dosta düşmana. Bütün gün deli gibi çalışıyorduk oysa. Fiyat etiketlerini değiştiren market görevlileri de çalışıyor. “Geçinemiyoruz.” Eylemlerinde görevli polisler de. Oysa okullar bitirmiştik, kurslar görmüştük, iş tecrübelerimiz sayfaları doldurmuştu, ama işsizdik, beş paramız yoktu. Biz yine de işimizi kaybetmekten korkuyorduk. Biz yine günü kurtarmak için, boğaz tokluğuna bir anlamda, tencere kaynasın diye hani, işler yapıyorduk. Geçti mi? Geride mi kaldı o günler? Yok. Açlığımız artık haber bültenlerine bile konu olmuyor. Pörsüdüğü için üzülerek çöpe bıraktığımız lahana bir başkasının tenceresine giriyor. Ne kiralarımızda, ne erzağımızda bir indirim oldu. Yıkılmadık, ayaktayız mı diyoruz? Alıştık mı diyoruz? Diyor muyuz bir şey, duyuyor muyuz? Yok.

Yoksulluğumuz haber bültenlerine bile konu olmuyor artık. Yokluğumuz hissedilmiyor. “Her şeye ne kadar zam geliyor değil mi?” “Hayat ne kadar pahalı?” “Allah sonumuzu hayır etsin.” Filân falan. “Rızkımı veren hüdâdır.” Filan. “Komşunun oğlunu işten atmışlar, muhtarın kızı bir yıldır işsiz. Aman kızım, aman oğlum işinize dört elle sarılın.” Hayat Üniversitesi “Ne iş olsa yaparım abi” bölümüne işsizler alınacak ilanları mı dolaştırsak elden ele? Gözlerimizin feri sönüyor. Aç ayı işini yapamaz olmuş, oynamıyor. Biz oynuyoruz ama! Açken, yok “yoksulken” oynuyoruz. Her havaya geliyoruz hem. Çocukların eğitimi, geleceği, sağlığı, beslenmesi. Ev kirası, faturalar, yiyecek, içecek, giyim kuşam masrafları işte. Bağlıyor bizi. Ama biz bunların hiçbirine yetemiyoruz, yetişemiyoruz da. Günü filân da kurtarabildiğimiz yok. Zaman, açken de geçiyor, tokken de geçiyor. Açlığımızı düşünürken daha yavaş geçmesin diye ne yapıyoruz? Oynuyoruz. Açsak da oynuyoruz, yorgunsak da oynuyoruz. Çocukların geleceği diye bağlandığımız yerden çıkamadığımız gibi ne çocukları görebiliyoruz ne onlar geleceğini görebiliyor. Yok. Güneş sisteminin döngüsünde tutulmalar, geri gitmeler, ilerlemeler filân var. Bizde yok. Olmuyor. Bizim döngümüz de bu, evet. Öyle içselleştirilmiş, öyle alışılmış bir döngüdeyiz ki yörüngede ilerleyip farkında değiliz yörüngede olduğumuzun. “Derya içre olup deryayı bilmeyen balık gibi.” Hani. Unutulmak değil de unutmak, koyuyor insana. Unuttuğumuzu bile unutuyoruz hem. Oynuyoruz aç, yoksul; gece gündüz farklı farklı bahçelerde. Dirençliyiz halâ… Unuttuğumuzdan belki.

Dokuz yıl önceydi. Vay be dokuz yıl mı olmuş, ne çabuk mu geçmiş zaman, ne güzeldi o günler değil mi? Ne güzeldi? Unuttun değil mi? Gezi yargılanamazdı, gezi mahkûm edilemezdi. Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, Can Atalay, Yiğit Ali Ekmekçi, Hakan Altınay, Mine Özerden on sekiz yıl hapis cezasına, Osman Kavala ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırıldı. Osman Kavala iki yıldır hapis. Gazeteciler hapis. Gazeteciler sürgün.

Her alandan herkes, her alandan herkes için iddialarda, suçlamalarda bulunuyor. Soran, soruşturan yok. Suç sokakta, suç gazetede, suç televizyonda, suç internette, suç ağır bir iklim koşulu gibi hâkim. Suç sorusuz, sorular cevapsız kalıyor. Davalar sonuçsuz. Sonuçlar adaletsiz. Açlık olsa kimse bakmazmış bunlara, aç insan midesinden başka bir şey düşünmezmiş. Karnımız doymaz mı adalet olsa? Tenceremiz kaynamaz mı? Çocukların geleceği, eğitimi, beslenmesi, sağlığı diye bağlandığımız yerden bir hayat çıkmaz mı? O adam, şu kadın sinemaya, tiyatroya, konsere gitmez mi? Çalışmak, deli gibi çalışmak için çok daha dirençli, güçlü olmaz mıyız? Adalet karagün dostu olmaz mı? Herkes için eşit, kimseyi ayırmadan doyurmaz mı bizi? Diyor ki Hasan Hüseyin Korkmazgil *Karagün Dostu şiirinde.

  • “Biliyorum matarada su

  • torbada ekmek

  • ve kemerde kurşun değil şiir

  • ama yine de

  • matarasında suyu

  • torbasında ekmeği

  • ve kemerinde kurşunu kalmamışları

  • ayakta tutabilir…”

Adalet!

Tutmaz mı ayakta bizi? Direnç vermez mi?

Diyor ki Nâzım Hikmet ‘Büyük İnsanlık’ şiirinde

“…Büyük insanlığın toprağında gölge yok

sokağında fener

penceresinde cam

ama umudu var büyük insanlığın

umutsuz yaşanmıyor.”

Can ANAR

YORUMLAR (2)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

  1. Behice diyorki:

    Yazılarınızı okumak için etken medya sayfasına mı girmem gerekiyor yoksa tip ten mi takip edeyim bilemedim aydınlatırsanız sevinirim yaş durumundan pek bilemiyorum bu işleri başarılarınızın devamını dilerim

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL