Köşe Yazıları

KAPI DUVAR

KAPI DUVAR

Döndüğünde değişmiş olacaktı. Öyle söz vermişti kendine. Yola çıkmadan, onu görmeden, hemen bir amaca odaklanmış ve yine yolun nimetlerine kör, o at gözlüğünü takmıştı. Değişecekti. Değişimi tutkuyla arzuluyordu ancak değişimin doğrusal bir yolda hedefe ulaşmak olduğuna dair modern bir efsunun etkisi altında bu kararı almıştı. Yolun kenarındaki yemişlerin kokusu, güneşin tenindeki sıcaklığı, yağmurun ciğerlerindeki nemi, başka yolların kesişimindeki yolcuların hikayeleri duyu organlarından geri tepercesine tepmeye devam etti o yolu.

‘Deneyim’ dedi, ‘Deneyim yolda yürümektir’.

Sadece adımlarına odaklanmıştı. Önüne bakmasına gerek yoktu. Yol nasıl olsa akıyordu. ‘Akıştaydı’.

Bir anda bir adama çarpıverdi. İrkildi. Ruhundaki rahatsızlık parmak uçlarına değin yayıldı. Kafasını kaldırıp adama baktı. Adam tıpatıp kendisine benziyordu. Ruhundaki rahatsızlığın verdiği güçle arkasına dönecek oldu. Arkasındaki yol sonsuzluğa uzanan bir duvar olmuştu. Sadece kendisi, ardındaki duvar, kendisinin karşısında kendine benzeyen bir adam, adamın da ardında yekpare çelikten kapılı bir duvar vardı.

Adamla göz teması kurmaktan kaçınıyor, ona bir şeyler söylemek içinden gelmiyordu. Lanet olsun! İki duvar arasında bir adamla sıkışıp kalmıştı. Üstüne üstlük bu adam onun ikizi gibiydi. Aynalara bakmaktan nefret ediyordu zaten. Bu da nerden çıkmıştı allasen! Şimdi onca ‘deneyim’ bunun için miydi? E akışta kalmıştı ama! Aka aka aynada kendine bakma deneyimine benzer bu sahneye mi sıkışıp kalmıştı?

Kapı! Evet evet kapı! Kapıdan ileriye geçebilirse yol devam edecekti muhakkak. Bu, banyo aynasına sırtını dönüp, banyodan çıkmak kadar kolaydı.

Ama? Döndüğünde değişmiş olacaktı hani? Yolculuk tamamlanıp geri döndüğünde, ardındaki duvarı mutlaka aşmalıydı. Geri dönebilmenin tek yolu buydu. Önündeki kapıyı aşıp, yolun sonuna varsa da, yine bu duvara hapsolup kalacaktı.

Yüzünü duvara döndü. Duvardaki tuğlaları yokladı. Sağlam bir harçla tüm tuğlaların birbirine kenetlendiğine kanaat getirdi. Etrafına bakındı. Duvarı kıracak hiçbir şey yoktu. Adama sorsa, o neyi bilirdi ki doğru dürüst! İçinde öfke peydahlandı birden. O hışımla duvarı tekmeledi. O kadar sert bir tekme atmıştı ki duvara; ayak bileğindeki künt ağrı saniyesindeki kafasının tepe noktasına ulaştı.

Bu kez yüzünü kapıya döndü. Elini kapı koluna uzattı adamı yok sayarak. Yokladı kapı kolunu. Kapı kilitliydi. İçine çöreklenen öfke bir kez daha kabardı ancak bu kez bir şey yapmadı. Öfke daha önce de ona zarar vermişti. Kalbinde gurura dair minik hareler uyandı. Kendini iyi hissetmişti. Çünkü geçmişten bir ders çıkarmıştı kendine. Hareler, suya atılan taşın etrafında oluşanlar gibi genişleyerek silikleştiler ve yok oldular bir süre sonra. Az önceki iç huzurunun esamesi bile okunmuyordu artık yüzünde.

Zihni önündeki kapıdan ardındaki duvara zıplayarak, sürekli yer değiştiriyordu. Ancak kendine benzeyen adamı yok sayma konusunda ısrarcıydı…

Zihni içindeki iki duvar arasında sıkıştığı zamanlar gerçek hayatındaki otuzlu yaşlarının sonuna tekabül ediyordu. Oysa geçmişinde ardında bıraktıklarına ne kadar değiştiğini gösterebilmek için çıktığı bu yol yaşına ne kadar da yakışıyordu. Tam bir aydınlanma yaşı! Ama aydınlanmak yerine, gerçek hayatta hiçbir şey hissedemediği o karanlık dönemi başlamıştı.

Yıllar yılları kovaladı ve bir ömür böyle geçiverdi. Gerçek hayatta son nefesini verirken, zihnindeki kendine benzeyen adam da cebinden bir anahtar çıkardı. Kapının kilidini açtı. O metruk alandan çıktı. Ölü bedenin ölü zihninin üstüne de kilit vurmayı unutmadı giderken.

Belki zaman varken konuşsaydı o adamla, onu kapıyı açma konusunda ikna edebilirdi. Birlikte çıkabilirlerdi belki de dışarı. Ancak bunu öğrenebilmek için artık çok geçti.

‘’Aldım, yaktım bir yanımı herkesin gözü önünde. Ama filizlenen diğer yanımı kimseye göstermedim.’’

Serhat Emin ALACALI

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL