Kadın Köşe Yazıları

KADINLAR SÖZLEŞMELİ

KADINLAR SÖZLEŞMELİ

“Önce sizi sevdiklerini söylerler, siz olmadan yaşayamayacaklarını… Sonra sizi öldürürler, yaşatmazlar!”

Canım kadın… Aile içerisinde, iş yerinde, sokakta, toplu taşımada, orada, burada ve her yerde; canını yakan, rızan olmadan oranı buranı ellemeye ve hatta daha da ileri gidip tecavüz etmeye çalışan olursa onun cezasını kendin vermek zorundasın. Vatandaşı olduğun devletin/hükümetin (adı veya sıfatı her ne ise artık); yasalarına, adaletine, savcısına, hakimine, güvenlik güçlerine falan güvenip de kimselerden yardım bekleme. Yakın dövüş eğitimi al. Al ki, bin pişman edesin sana zarar vermeye yelteneni. Biliyoruz ki kendimiz koruyacağız kendimizi. Başımıza bir şey geldiğinde hâkim karşısına çıkarılsa da o iblis, takım elbisesini giydiği için iyi halden nasılsa serbest bırakılacak. Hele ki “Rızası vardı. O da istedi sandım. Mini etek/şort vs. giymişti, memeleri gözüküyordu tahrik etti, bana baktı, güldü, gülümsedi, kahkaha attı,” falan şeklinde ifade verirse zaten sen suçlusun. Kaçarı yok! “Açmasaydın,” diyecekler, “Memelerin ortadaymış, sen de az değilsin hani!” diyecekler… Demeseler de akıllarından geçirecekler!

İç sesim; (Önce zihinlerdeki kadını özgürleştirmemiz gerekiyor!)

Sahi, aklıma geldi; Geçmiş zamanda AKP kurucularından olan Bülent Arınç beyefendi, “Kadın iffetli olacak, herkesin içinde kahkaha atmayacak,” demişti değil mi? Demişti… Dedi evet. Diğer partililer de bu öneriyi onaylamış olmalılar ki sözüm ona milletimin meclis sakinlerinden herhangi bir tepki almamıştı.

O zamandan bu zamana bir arpa boyu yol ilerlemedik, ilerleyemedik! He ama gülmelerimizi de kesmedik. Renk kattık, ahenk kattık… Kahkahalarımız inadına hiç eksik olmadı.

İç sesim; (Kadına Şiddete Hayır… Bir kadına şiddet uygulamak sizin güçlü bir insan olduğunuzu göstermez. Bilakis insan olamadığınızın ispatıdır.)

Cümlelerimi o kadar özenle seçmeye çalışıyorum ki şu an, parmaklarım klavye üzerinde yasaklı ya da eleştirel bir kelimeyi oluşturmasın diye adeta savaş veriyorum. Çünkü bunu yapmaya hakkım yok. Çünkü yazmaya, sesimi çıkarmaya, eleştirmeye hakkım yok. Kadın olduğum halde, hemcinsimle ilgili küçültücü yasalara ve kararlara itiraz etme gibi bir lüksüm yok. İster yazar olun ister gazeteci, isterseniz keyfine sosyal medya kullanıcısı, salt kullanımına izin verilen kelimeleri oluşturup birbirine ulayarak derdinizi anlatmakla yükümlüsünüz.

İç sesim susmuyordu; (Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın. Mustafa Kemal ATATÜRK)

Dün akşam Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in birlikte yer aldığı Basın toplantısını izledim. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan İstanbul Sözleşmesi ile ilgili, konuyu tamamen gündemden kaldırdıklarını ve zaten ülkemizde kadınların yasalar da dahil her şekilde korunduklarını ifade etti… Açıkça söylüyorum ki: YERSEN!

Yani bu konunun üstüne uzunca methiyeler düzmek, içimden geçtiği gibi yazmak isterdim, hatta isyankar bir tavır da takınmak isterdim mesela… Fakat, yasak kardeşim, yasak! İsyan edercesine “Yazmak da, söylenmek de, serzenmek de YASAK!” Hem zaten ağanın sözü üzerine söz olmaz malum.

Geveze iç ses; (Kadına şiddet toplumsal bir HASTALIKTIR!)

Anımsarsanız Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay İstanbul sözleşmesi yerine gelenek ve göreneklerimizi koymayı önermişti. Hangi gelenekler diye düşünüyor insan tabi… Mesela: Ölen kocasının yerine kardeşiyle evlendirilme geleneği mi? Tercihine göre değil başlık parasına göre evlendirilme geleneği mi? “On beşinde kız ya erde gerek ya yerde.” geleneği mi? Bakire değilse çıktığı eve iade edilme geleneği mi? Bakire olduğunu kanıtlamak için pencereden kanlı çarşaf sarkıtma geleneği mi? Karşılıklı kardeşlerin evlendirilmesini sağlayan ‘Berdel’ geleneği mi? “Karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik bırakmayacaksın.” geleneği mi? İkinci, üçüncü, dördüncü eş olma geleneği mi? Eşi olmadan sokağa çıkamaz, kocasının arkasından yürür, saçının teli görünse cehennemde yanar geleneği mi? Namus cinayeti geleneği mi? Evde erkekler yemek yemeden sofraya oturmama geleneği mi? Elbette genele yayamayız bu bahsi geçenleri fakat hali hazırda bu şekilde yaşayan aileler halen mevcut. Gelenek mi, geri kafalılık mı ayırdı size kalmış.

Aslına bakarsanız İstanbul sözleşmesi tam da bunun içindi. Sizin “Türk aile yapısı” dediğiniz “Gelenek ve görenek” dediğiniz gerici, yobaz, ataerkil yapınızdan, kadınları ikinci sınıf vatandaş olmaktan kurtarmak için olacaktı. Olmalıydı… Keşke olsaydı.

Bugünler, saflarımızı daha da sıkılaştırmamız gereken günler. Karanlıklardan ‘zifiri’ karanlıklara sürüklenirken ışığımızı kaybetmememiz, birbirimize omuzdan daha omuz olmamız gereken günler. Biz kadınlar  birilerinin emaneti değiliz, birilerinin hayatımız ve yaşam hakkımız konusunda karar verme yetisine karşı durmak zorundayız.

Ah biz kadınlar,nasıl da yaramazız. Hep bir hoppa tavırlar, hep bir isyankar haller. Anarşik, anarşik cümleler kuruyoruz. Ve fakat kurmaya da devam etmeliyiz!

“Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların, erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” Mustafa Kemal ATATÜRK 

Çevrenizde haksızlıklara karşı sessiz kalamayan insanlar varsa, hayatınızda doğru yol almışsınız demektir. Sistemde çürük çarık tutumlar olsa da ne mutlu insan olmaya çalışanlara, ne mutlu bize!

#KadınCinayetleriPolitiktir #istanbulsözleşmesiyaşatır

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Gülcan PANDORA 

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL