Gündem Kültür-Sanat Röportaj

DÜŞ VE DÖNGÜ – BİR CİNAYETİN ANATOMİSİ

DÜŞ VE DÖNGÜ – BİR CİNAYETİN ANATOMİSİ
Gökkuşağı Köşesi Banner

(Konu: 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü) 

“Cinayet öznesinin kadın olduğu ve bunun adına da ‘Kadın Cinayetleri’ denmesi, cinsiyetçi ve politik dilin olağanlaşmasıdır…”

“Savunmasız bir kadının öldürülmesinin haklı hiçbir gerekçesi yoktur bence…”

“Aslında hepimiz üç maymunu oynuyor gibiyiz. Gören de, duyan da, bilen de biziz…”

Vahap AYDOĞAN

-“Düş ve Döngü” adlı tablonuzda kadın cinayetini konu alan bir yaşam, biyografi çizdiniz… Kadın cinayetleri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Vahap AYDOĞAN: Cinayet öznesinin kadın olduğu, adına da Kadın Cinayetleri denmesi bile cinsiyetçi ve politik dilin olağanlaşmasıdır…

Sizlerde takdir edersiniz ki kadının değersizleştirildiği, psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kaldığı toplumların tümü erkek gücünü özellikle ön planda tutan toplumlardır.

Erkeğe erk olarak yüklenen sorumluluk ne kadar fazla ise erkeğin yaşayacağı yetersizlik o derecede derin olacaktır. Yetersizlik hisleri öfkeye, öfke şiddete dönüşmeye devam edeceği için bu tür toplumlarda, erkek doğduğu anda ona: ‘aileye bakacak, soyu devam ettirecek’ en önemli varlık gözü ile bakılır…

‘8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ anısına İnsan Hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal alanda hayatın her basamağında yer alması gerektiğini özellikle vurgulamak istiyorum.

Son zamanlarda ülkemizde yaşanan hem cinayetlerin hem de çocuk istismarlarının artmasının temel nedeninin suçun ceza karşısındaki orantısızlığı olduğu kanısındayım. Bazen Öyle hukuki kararlar alınıyor ki, cinayeti işleyenin maalesef hukuki olarak bir caydırıcılığı olmadığı gibi, başka cinayetlere de davetiye çıkarıyor gibi bir algı oluşuyor toplumda…

-8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününe ve cinayetlere dikkat çekmek adına çizdiğiniz tablo, gerçek bir cinayet hikâyesi mi?

VA: Evet… Yedi ay önce üzerinde ciddi anlamda düşündüğüm, ama çizmeyi düşünmediğim bir çalışmaydı. Yıllar öncesine ait bir dosya… Hukuki olarak son bulmuş bir cinayetin anatomisine farkındalık adına ışık tutmaya çalıştım.

Sosyal medya ve TV’lerde o kadar çok kadına yönelik cinayet haberleri vardı ki, hem çizmem için yoğun istek aldım, hem de konuya dikkat çekmek adına böyle bir çalışma yaptım… Yani insan biyografisi, kitap, şiir gibi konularda çalışmıştım ama gerçek bir cinayeti çizmek benim için ilk ve son deneyim olduğu şüphesizdir.

-Eserinizin 8 Mart’a denk gelmesi farkındalık açısından dikkat çekmiştir elbette, peki siz cinayeti çizerken kimler ile konuştunuz, hikâyeyi kimden duyarak çizdiniz? Hangi duygular içinde çizim yaptınız?

VA: Benim kimi ve hangi olayı çizdiğim elbette bende kalan bir durumdur. Ama hayatta olmayan bir insanın yaşamını, geride bıraktığı çocukları ve karnında çocuğu ile hayatına son verilen bir annenin yaşamındaki izleri çizmek, gerçekten günlerce etkisinden çıkamadığım karanlık bir alandı.

Hem cinayetin çarpıcı ayrıntıları hem de cinayeti işleyen kişinin düşünceleri bende çok derin yaralar açtı. Özelikle cinayeti gerçekleştiren kişinin soğukkanlılığı ve derin pişmanlığın verdiği utancı yüzünden ve ruhundan atamadığını gözlemledim… Böyle bir cinayetin arkasında bıraktığı izler de uzaktan seyrettiğimiz üçüncü sayfa haberlerine benzemeyen, duyarsızlaştığımız bir magazin haberi olmadığı tokat gibi insanın yüzüne çarpıyor maalesef…

Cinayeti gerçekleştikten kişinin “Benim haklı gerekçelerim vardı,” demesi, itiraf etmem gerekirse geçici bir travmaya yol açtı. Savunmasız bir kadının öldürülmesinin haklı hiçbir gerekçesi yoktur bence!

Ama erkek egemen toplumun Ortadoğu ve 3. Dünya ülkelerinde özellikle Erk’in kadın üzerinde hem fiziksel, hem de psikolojik etkisi bir itaat, bir sömürü aracına dönüşmüş durumda. Sahiplenme ve aitlik duygusu sadece duygusal bağlamdan kopmuş Erk’e kadın üzerinde her türlü tasarrufta bulunma hakkını vermiş gibi bir izlenimi görmekteyiz maalesef.

-Genel olarak sizin tablolarınızda ilk bakışta göze çarpan kadın portrelerinin ifadeleri olmuştur. Siz bu portrelerin tamamı hayal, ama hayatlar gerçek dediniz. Neden gerçek yüzleri yansıtmadınız?

VA: Sanatın çok yönlü oluşunun kanıtı sorunun kendisinde zaten. Sanat gökkuşağının tüm renklerini çeşitliliğini içinde barındırır. Sanat güçlü mesajlar veren, çok yönlü bir iletişim dilidir aynı zamanda… Bu yüzden çalışmalarımda özellikle vurgulamak istediğim, duygu ve insan yaşamından kesitleri imgeler yoluyla gün yüzüne çıkarmaktır. Biyografisini çizdiğim kişinin beklentisi, kendi yüz ifadesi olmadığını hep hissettim.

Aslında kişinin yaşamı, psikolojisi ve duygu dünyasının bana yansıyan yönünün portresini çiziyorum.

Kişinin aynada gördüğü değil de anlattıklarının bendeki yansımasını çiziyorum… Bu nedenle hayatlar daima gerçek, karakterler ise hayalidir tablolarda…

İnsan yaşamının izlerini imgeler ile ifade etmeyi portreye tercih ettiğimi söyleyebilirim… Ruha ve duygu dünyasına yönelmiş bir karakterim. Herkesin gördüğü etten kemikten var olan yüzdeki çizgileri stilize etmek yerine, kişinin duygu dünyasına inerek, hayatı ve insanın kendisini başka bir karakterde görmesine imkân verdiğimi söyleyebilirim. Yüzeyselliği seçmek yerine, psikolojik bir derinliği kişiye sunmayı daha doğru buluyorum.

-8 Mart Dünya Emekçi kadınlar günün Anısına yaptığınız Eserin yanında dünyada var olan savaş hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

VA: Öncelikle şu an devam eden savaşın ve silahlanma yarışına girmiş olan, barbar emperyalist liderlerin açtığı derin yaralar, birbiriyle dost olabilecek dünya halklarının, sadece farklı uluslardan oluşması bile birbirlerine düşmanlık beslemelerine neden olacak. Bu da çok üzücü ve sonuçları yüzyılları bulan çözümsüzlükleri kendisi ile beraber getireceği şüphesizdir.

Özellikle çocuklar ve milyonlarca insan üzerinde yıkıcı sonuçları olacağından, “savaşın da bir cinayetten farksız olmadığını” düşünüyorum…

Savaşların derinliğine bakıldığında kazanın da,  kaybedenin de kardeş halklar olduğu gerçeğinden uzaklaşmadan, dünyadaki tüm savaşların sona ermesi ve kardeş halkların barış ve huzur içinde yaşamalarını temenni ediyorum!

-Sıra dışı çalışmalar yapan bir sanatçısınız, sergi açmayı düşündünüz mü? Ayrıca sizden başka biyografi çizen ressam bilmiyorum, özellikle biyografi çizmenizin bir nedeni var mı?

VA: Türkiye’nin birçok merkezinde onlarca sergi açtım aslında. Ama biyografi çalışması başlı başına özel bir alan. Yani çalışmasını yaptığınız kişinin hayatını sergilemek haliyle farklı sonuçlar doğurur. Kişinin kendi izni olmadan yayınlamakta bile sıkıntı çektiğimi söyleyebilirim. Ama şu an da yirmi kişinin izni dâhilinde onların yaşamını biyografilerini çizip sergi açmayı planlıyorum. Hem organizasyonunu, hem de planlamasını şimdiden yapmaktayım.

Neden biyografi çizdiğim konusuna gelince; insanı merkeze alan, insan psikolojisini ve tarihini merak ederek sürreal çalışmalar yapmaktayım. Son yıllarda sürreal çalışmaları bu temele dayandırarak ilerledim. Ben istediğim için bu yolu kendim seçerek girdiğimi söylersem bir yanılgıya düşmüş olurum, 20 yıllık bir sanat serüveninde geldiğim nokta biyografileri sürreal olarak tasarlamak oldu… Bir tercih değil, bir sonuçtur biyografi çizmek!

Etken Medya ekibi olarak Ressam Vahap AYDOĞAN’a bu kıymetli çalışmasını bizimle paylaştığı ve bize değerli vaktini ayırdığı için teşekkür ediyoruz. Başarıları daim olsun.

Röportaj; Gülcan PANDORA

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL