Köşe Yazıları

İZMİR, PEMBE RUJLU KADIN VE SEKS

İZMİR, PEMBE RUJLU KADIN VE SEKS
Gökkuşağı Köşesi Banner

Yolda yürüyordum. Henüz sabah saatleriydi ve İzmir’deydim. İzmir… Ah nasıl güzel şehirdir. Yolunda yürümek, havasını solumak bana orada olduğum her zaman özgür hissettirdi. İzmir’de bir müddet yaşamadıysanız, şehrin size sunduğu tutkuyu, yaşam enerjisini, rahatlığı anlamanız oldukça zor. Kulaklığımı takıp işe giderken ya da okulda yürürken kendimi dünyanın en özgür ruhlu hatta belki en vahşi kadını gibi hissetmemek elde değildi. Hayat orada İstanbul’da olduğundan daha farklı bir hızda akıyordu. Zamanla elbette konum, durum veya kişi ne olursa olsun, sana hissettirdiği özgürlük –yahut hissettiğiniz hangi duyguysa- senin en temel sınırın oluyor, özgür hissetme hali sınırla bütünleşip konfor alanına dönüşüyor ve kendini bu konfor alanından çıkaramazsan gelişemiyorsun… İzmir’de hissettiğim özgürlük, kendime konfor alanım olmadığını iddia etmemden güç alarak beni senelerce sınırda tuttu.

Bu sınırın içinde süzüldüğüm sabah saatlerinde yolda yabancı bir şarkı söyleyerek kendimce sabahı selamlıyordum. Benden taş çatlasın on yaş büyük ve oldukça modern bir kadının buz gibi ve ayıplar bakışlarıyla karşı karşıya kaldım. “Yanlış bir şey mi yaptım?” diye düşündüğümü hatırlıyorum. “Acaba çok mu bağırıyorum?” Ben bunu düşünürken bakışlarıyla bana çelme taktı. Çelme takmak yerinde ve yeterli bir anlatım olmadı, beni yok etti bakışlarıyla. Sonra herhalde kulaklığımın birinin takılı olmadığını fark etmemiş olacak, rujunu taşırdığı pembe dudaklarından kısa bir cümle döküldü: “Seks demeye utanmıyor musun?” Ben… Seks demeye utanıyor muyum? Düşündüm. Hayır, utanmıyorum. “Anlayamadım sizi?” dedim. Çok sevgili pembe rujlu kadın, aklımda tonlarca soru işareti ve zihnimde sonradan parlayacak bir aydınlanmayla beni Alsancak’ın ortasında cevapsız bıraktı.

Dünyada her ırktan, her dinden, her kıtadan insanın bildiği fakat üzerine bırakın konuşmayı, yaşamıyormuş gibi davrandıkları bir eylemi farkında olmadan şarkının içinde seslendirdiğim için ayıplandığımı fark etmem yaklaşık üç dakikamı aldı. Yerimden kıpırdayamadım. Kurduğum, yarattığım, inandığım ütopyamı birinin bir cümleyle yıkması ve şaşkınlığımdan faydalanması beni öyle öfkelendirdi ki… Öfkemi şimdi yazarken bile hatırlıyorum. Silkelendim. İçimden sokakta “Seks!” diye bağırarak dolaşmak geliyordu. Elbette yapmadım ve öfkemi boğazımda kalan bir parça ekmekmiş gibi yutkunarak mideme yolladım. Şimdi derin bir nefes alıp önceden yapmam gereken şeyi yapacağım. Yazarak bağıracağım! “Seks. Seks…” İşte söyledim! Hatta bir kere daha söyleyeceğim: “Seks!” Sizin duyacak ve söyleyecek cesaretiniz yoktuysa bile, yaşıyorsunuz sese dönüşmesinden korktuğunuz bu kelimeyi. Yaşıyorsunuz, yaşıyoruz. Havva ve Adem’den beri yaşanılan ve duyulan bu kelimeyi kullanabiliriz. Üstelik bunların hepsi ölüm kadar doğal. Kusmak, acıkmak, susamak, bir bebeğin doğması, hatta bir koalanın ağaca sarılması kadar doğal. Binlerce şair bunu yazdı, binlerce oyuncu “Seks” dedi iyi ve kötü tonlarla. Sevişmek de, bu kelimeyi seslendirmek de korkulacak eylemler değiller çok sevgili okur.

Seksten değil, savaştan korkun… Açlıktan korkun. İşsizlikten korkun. Enflasyondan, evinize gelecek elektrik faturasından korkun. Sevgisizlikten de korkabilirsiniz. Durun, yalnızlık da var. Her şeyi kenara bırakın ve genç bir kadının “Korkuyorum.” demesinden korkun. Genç bir kadının dudaklarından “taciz” kelimesi döküldüğünde bakışlarınız buza dönüşsün, Alsancak’ta içinde seks kelimesinin geçtiği bir şarkıyı söylediği için değil… Şimdi siz de düşünün: “Seks demeye utanıyor musunuz?” Ben hala utanmıyorum. Utanmamakla birlikte ayıplar ve buz gibi bakışlarla karşı karşıya kaldığım pembe rujlu kadına minnettarım. O sabah sayesinde ben de nasıl bir kadın olacağıma karar verdim. Nasıl bir kadın olmak beni mutlu edecek, buna karar verdim.

Bugün beni mutlu eden bir kadın olarak ben, belki yalnız olmanın verdiği rahatlıktan belki de benim dik başlı ve bazı kapıları reddedip yeni ve taze kapılar arayan zihnimden dolayı, seks diyebiliyorum. Gönül rahatlığıyla ve gülümseyerek ‘seks’ diyebildiğimi bildirmek istiyorum size. Çok garip bir dünyada yaşıyoruz en nihayetinde. Bu garip dünyada kulaç atarken durup bir kere benim için “Seks!” der misiniz?

Gürsev Burku AKPINAR

YORUMLAR (4)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

  1. Ayşe Umut diyorki:

    “Elbette yapmadım ve öfkemi boğazımda kalan bir parça ekmekmiş gibi yutkunarak mideme yolladım… ” ” Üstelik bunların hepsi ölüm kadar doğal.” Alıntıladığım ilk cümleyi alkışlamak için alıntıladım:) İkincisini de eklemek istediğim bir şey olduğu için: “Üstelik bunların hepsi ölüm kadar doğal ve “kutsal”…. Burku … çok güzel.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL