Köşe Yazıları

İSTANBUL’UN ARDINDAN

İSTANBUL’UN ARDINDAN
Gökkuşağı Köşesi Banner

Evimdeyim. Kedimle, kitaplarımla, seyahat sonrası üstüne İstanbul sinmiş giysilerimle… Yeni aldığım limon sarısı kazağım turunçgil kokuyor mesela. Öyle atıyorum çamaşır makinesine onu. Yeni aldığım kitapları kitaplığıma yerleştiriyorum. Hepsi ayrı ayrı sahip olmayı istediğim, bendeki ‘öğrenmeye aç’ birkaç yanımı besleyecek kitaplar. Yaşadıklarım var zihnimde. Biriktirdiğim güzel insanlar, yeni tanıştığım insanlar, dinlediğim yeni hikayeler… Benim dışımda yaşanmış hayatlara o kadar ilgiliyim ki; otuz yaş ortalarındaki ben’i sırf bu yüzden çok ama çok seviyorum. Kendimi en çok sevdiğim dönemimdeyim. Biraz halsiz, biraz yorgun ama keyif doluyum. Anı, yoğun bir şımarıklıkla değil de en ufak saniyesini bile sevgi ve merakla ve hatta kendimi çok da ciddiye almadan yaşıyorum.

Bu kez İstanbul’dan dönerken ilk defa evimden ayrılıyormuş gibi hissettim sırf bu yüzden. Sırf bu yüzden sanki gurbete gidiyor gibiydim. Özlem daha otobüs koltuğuna oturduğum an başlamış gibiydi. Şimdi bu satırları Edirne’deki evimden yazarken özlemin acıtmayan yanıyla birlikte baş başayız. Başını omzuma yaslamış, ılık nefesini veriyor sağ kulağıma. Özlem uzun bir aradan sonra ilk defa tatlı tatlı gıdıklıyor içimi.

Hüsnü Arkan Hatırla şarkısını söylüyor arka fonda;

Hatırla kalbim
Bi’ daha olmayacak şeyler
Yeniden olacak şeyler
İyi ki olmuş şeyler…

Soru : Ne oldu, ne değişti de böyle oldum?
Cevap : Değiştik Serhat’ım.

Elif Şafak’ın Siyah Süt’ünde kendi içinde konuşan ve yine aslında kendisi olan karakterler için “oysa hepsi bendim” dediği noktadayım.

İçimde konuşup duran Serhat’lara hep aynı cevabı veriyorum bu gece : “Değiştik Serhat’ım.” Gülüşüp duruyorlar papağan gibi aynı repliği attığım için onlara. İçlerinden biri empati gücümü temsil ediyor. O fark ediyor durumu ve içimi titreten o cümleyi kuruyor :

“Bize ilk defa Serhat’ım dedin.”

İlk defa söylemişim onlara sahiplik ekiyle isimlerini. Ben de farkına varıyorum bu durumun. Çünkü eskiden hep resmiydim onlara karşı. İnsan tanımadığına resmi oluyor ya hani; tam olarak öyle. İnsan kendini tanımayınca da kendine resmi oluyormuş. Neyse ki o dönem ardımızda kaldı.

Hatırlıyor empati yönümü temsil eden Serhat: “Aç bakalım Siyah Süt’ü… Neler not ettiğini merak ediyorum.”

Julia Cortazar’dan bir alıntı iliştirmişim kitabın ilk sayfalarına. Şöyle diyor;

Onları seviyordum,
Hala da çok seviyorum onları.
Yalnız hiçbir zaman,
Onların basit dünyalarına giremedim…

O dünyaların hepsi birleşiyormuş ve basit olan her şeyin ahengi küçük tuğlalarmış. Ayrıca onlarla örülüyormuş bize ait olan dünya. 2007’den bu yana değişen her şey Siyah Süt kitabını açıp, bu alıntıyı okuduktan sonra daha da netleşti. İçimdeki diğer tüm Serhatlarım gibi onurla baktı yüzüme empati gücümü temsil eden Serhat. Gülümsedi sadece. Çok da fazla söze gerek yoktu.

Hüsnü abi de arka fonda devam etti;

…kilitli sır küpü evler,
Kim bilir ne incindiler…

Artık bir küçük asma kilitle insanı insan şerrinden sakınmaya çalışmıyoruz içimdeki Serhatlarımla. Çünkü biliyoruz ki zaman geçip gidiyor. Bu yüzden kilitli kapılar ardındaki acıları da biliyor ve aynı acıları çoğaltmamak için kapı eşiklerine kadar yıkıyoruz sınırları.

Şebnem Ferah da diyor ki;

Avuçlarında hissetmek varken
Birinin ellerini
Sıkıca tutup sevmekten
Güvenmekten korkar olmuşuz

Soru : Bunlar için hayat çok kısa değil mi?
Cevap : Ha şunu bileydin!

Tek bir ağızdan veriyorlar bu cevabı içimdeki Serhatlarım.

Serhat Emin ALACALI

YORUMLAR (1)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

  1. Ayşe Umut diyorki:

    Elliye dayanınca da otuzların ortasında olduğun zamana ait yazılarına dönüp bakacaksın, daha da iyi yazılar yazacaksın çünkü eminim o vakitte içindeki Serhatlar daha da çoğalmış olacak. Güzel yazı…

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL