Köşe Yazıları

HEYBEMİZDEKİ NOODLE

HEYBEMİZDEKİ NOODLE
Gökkuşağı Köşesi Banner
  • “Alabildiğini al.
  • Bir hayat kurmaya çalış.
  • Kıyıda bir hayat,
  • Küçük rollerden ibaret.”
  • İç Mekan Çin Mahallesi – Charles YU

-Çok barizdir ki göklerden gelen bir müjde vardır : Ne idiği belirsiz şirketlerin/kuruluşların gizli amaçları için hayatını heba et!-

– Üstel fonksiyonları anlamak için (ortada böyle bir mevzu yokken)

– Biz bankacıları yanlış anlıyorsunuz (ben bir görüş belirtmediğim halde)

– Çalıştığım üniversite deneylerim için pamuk bile almıyor. Pamuk pamuk (doğrudur)!

– Mesleğim gereği sürekli seyahat etmek durumundayım. Çok sık görüşmek istersen bunu yapamam (öyle bir teklifte bulunmadım).

– Terfi almayı beklediğim şu dönemde fedakarlıklar hakkında konuşmak istemiyorum (hal hatır sormak fedakarlık olmuş)

– Ev bulabilirsem kahve içmeyi çok isterim ama tenis antrenmanlarım beni öldürecek (kahve teklifini kendisi sunduğu halde)

– Koronadan çok korkuyorum. Bu yüzden görüşmesek (arada sırada hayalet gibi kaybolup tekrar tekrar ortaya çıkarken)?

– Her şey güzeldi ama ben sahiplenilmek istemiyorum (sahiplenilecek bir kedi yavrusu olduğunu düşünmemiştim)

– İnsanlar neden seyahat ediyorlar ki? Pekala ona harcadıkları para yerine ev alabilirler (bazı seyahatlerim hakkında konu açıldıktan sonra)

– Yeni taşındığım için seninle telefonda sohbet edemem. Uygun olduğumda sana dönerim (konuşmamız için telefon numarasını gönderdikten birkaç saat sonra. Telefonla hiç konuşmadık bu olayın ardından)

Son bir yılda tanışıp bir şekilde sohbet ettiğim, kendilerinden hiçbir beklentim olmayan insanların mesleklerimiz hakkında sohbet konusu açıp, ardından da kişisel duvarlarını aba altından sopa göstermek kisvesi altında önüme serdiği cümleler bunlar.

Görece aynı yaşlarda olduğum bu insanlarla yollarımız bir şekilde kesişti ve hızla da uzaklaştık birbirimizden. Eski ben olsam onları anlamak için kafamda saatlerce mesai harcardım ancak bunun bir anlam ifade etmediğini anladığım dönemimdeyim. Beklentisiz sohbetlere ihtiyaç duyduğum, birbirini tanımanın yüksek kaygı oluşturmadığı iletişimlere hasretim. Evet evet. Hasretim tam olarak bu noktada vücut buluyor.

Büyük bir yanılgıya düşmüşüm. ‘Benzer yaşlardaysak birbirimizi anlayabiliriz’ yanılgısı bu. Hep sayılardan ibaret, niteliği es geçen bir yanılgı. İnsan yaşayıp, kendi hakkında bir gerçeklik inşaa ettiğinde ayırdına varıyor bazı şeylerin. Gerçekliklerin yaşla birbirine yakınsaması gibi bir durum yok ortada. Bir illüzyon içinde debelenip durmanın da bir alemi yok. Anlaşabilmek kendiliğinden gerçekleşen bir eylem. Anlaşamamanın bir suçlusu yok. Ortaklaşılamıyorsa ortada bir katil ya da maktul de yok. Zaten mevcut sistem insanların ortaklaşamamasından besleniyor. Girdiğimiz döngüde de gerçek iletişime ulaşmak büyük bir piyangoyu kazanmak gibi gerçekleşme ihtimali düşük bir ütopya. Mevcut insan ilişkileri ise tam bir distopya konusu.

Bu deneyimlerimin konusu olan o insanları anlıyorum. Kendimin de farkındayım. Bir noktadan sonra mevzuyu daha fazla uzatmanın lüzumsuz olduğunu da çözmüşüm. Duruyorum olduğum yerde. Ne ileri ne de geri. Büsbütün olduğum yerde. İnce bir sızı duyuyorum sadece bazen. Hasret kaldığım o heyecan dolu kendimi ifade etmelere, insanların anlattıklarına heyecan duymalara. Çünkü ben de mevcut sistemin içinde bir şekilde bozuldum, kırıldım, güdükleştim. Mutlaka bir jestim, mimiğim, hareketim tetikledi onları. Onların da bazı cümleleri durdurdu, sığlaştırdı sohbeti.

Ah! Biz yorgun ve görece genç yetişkinler… Ne kadar da umutsuzuz, öyle değil mi?

Umutsuz ve vakur,

Korku dolu ve cüretkar,

Sıkışmış ve kalıbına sığmayan,

Dokunsan ağlayacak gibi ama güler yüzlü,

Kendine hoyrat olmaktan vazgeçmeyi duvarları ardından hayata bakmak olarak algılayan,

Dokunurken bonkör ama hissederken cimri.

Çünkü göklerden gelen bir müjde vardır :

Kendini unutacak kadar çok çalış.

Var olduğunu hatırlatacak her insandan kaç.

Başka türlü faturalarını ödeyemezsin.

Oysa hep ilk sohbetlerde çocukluğumuzun o masum hayalleri hakkında konuşup, doksanlar pop şarkılarına reverans ediyoruz hep. Fakat hayatımızın o kısmını tekrar bir parçamız haline getirmek fersah fersah uzağımızda, sanki onu hiç yaşamamışız gibi.

  • “YAKIŞIKLI ASYALI ADAM
  • Seni arıyordum.
  • GÜZEL ASYALI HOSTES
  • Öyle mi? İşte, buldun beni, söyleyecek neyin var?
  • Yakışıklı Asyalı adam ağzını açar fakat sözcükler çıkmaz.
  • Kadın bir şey söylemesini bekler ama ağzından tek cümle çıkmaz, söyleyecek bir şeyi yoktur.’’
  • İç Mekan Çin Mahallesi – Charles YU

Serhat Emin ALACALI

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL