Köşe Yazıları

“HERHANGİ İKİ ARKETİPİN HİKAYESİ – II”

“HERHANGİ İKİ ARKETİPİN HİKAYESİ – II”

-c-

Eğer caz müzikle ilgileniyor ve birkaç basit caz parçasını söylemeyi seviyorsanız ihtiyacınız olan bir piyanist ve bir de bas gitarist arkadaştır. Eğer bu ikisine sahipseniz eğlenceli saatler geçirebilirsiniz.

Özne caz müzik söylemeyi seviyordu ancak onun için sadece bir hobiydi bu. Bu konuyla ilgili herhangi bir hırs taşımıyordu içinde. Hırslarının zihnindeki yıkıcı etkisini deneyimledikten sonra fark ettiği, geçmiş zamanlardan kalma bir mottoya sığınmıştı yıllar önce; Kendini ve başkalarını tüketmeden yaşa.

Şimdilerde ise özenle yaklaştığı insan ilişkilerine, dünyayı anlamlandırma çabalarına rağmen sürekli kırılan kalbinin derinlerden zihnine estirdiği bir öfke rüzgarıyla savruluyor, dışarıdan çok sakin gözükmesine rağmen.

Caz müzikten de uzaktı o akşamüstü. Hardal sarısı berjerinden oturma odasında onu temsil eden dekoratif detaylara göz gezdirirken müzik çalarından odaya Zeynep Özyılmazel’in Zaman Olur şarkısı odanın ahşap döşemelerinden sekip yüksek tavanlı odanın tonozlarına ulaşıyordu.

Yine aynı nakaratla içi sıkışmıştı Özne’nin;

‘’Oysa gözler içi gülsün diye bir ömür bekler

Arar durur aynalar hariç herkesi

Ah, o gözler hafif sulu olur ya, bazen özler

Gece gibi soğuktur oysa sözler

Yorar bizi, avutur da bazen’’

Sisyphos’un sonsuza dek bir tepenin zirvesine yuvarlamaya mahkum edildiği o kaya gibiydi tüm ilişkileri Özne için. Kayanın üzerindeki isim değişiyor ve tam bir şeyler rayına oturmaya başladığında taşıdığı kayanın altında kalıyordu Özne. Ah ne kızgındı ilk zamanlar o kişilere ve dünyaya! Sonra sonra fark etmeye başladı tekrarlayan davranışlarını, azimle ilişkisini kurtarmaya çalıştığı ilişkilerinin bir başka bağımlılık türü olduğunu. İşte kendinde farkına vardığı bu bağımlılığa döndü öfkesi. Zamanla dengeledi kendini, ta ki karşısına Deniz çıkana dek.

Yine kendine yönelen o öfkeyi hissediyordu içinde. Şarkı da sırf kendini kanatsın diye çalıyordu zaten şu an. Bunun da farkındaydı. Belki Deniz gelene dek dinlerse yelkenleri suya inmez ona karşı diye geçiriyordu içinden ama göz göze geldiklerinde içinin yumuşama ihtimalinden de ölesiye korkuyordu. Deniz’in kendince düşmemek için çabaladığı anksiyetenin bir başka türevini iliklerine kadar hissediyordu Özne.

Şarkı bitmiş ve yerine City and Colour’ın Sometimes (I Wish)’i çalmaya başlamıştı. Fizik lisansını tamamladığı aynı yıl kabul aldığı yüksek lisans için taşındığı İsveç’te Omnipollo ile sarhoş olmayı bir şekilde becerebilmiş Filipinli bir lisans öğrencisiyle sohbet ederken öğrenmişti bu şarkıyı. Yüzündeki kederden keyif alan o bakış her klasik duygusal bağımlının yüzüne o ya da bu şekilde peydahlanabiliyordu. Özne, tüm dünyadan ve hatta Deniz’den saklamaya çalıştığı en karanlık yanıyla öpüşüyordu, o gelmeden önce. Çünkü ikisi de birbirinden bir şeyler saklamakta ustaydılar.

O sırada şarkı çalmaya devam ediyordu;

‘’If I was a simple man

I’d own no home,

I’d own no land

Would you still stand by my side?

And would our flame still burn so bright?’’

Şarkı evin tüm odalarına dağılırken kapı zili çaldı. Özne müzik çaları susturmadı ancak sesini kıstı ve kapı otomatiğinin düğmesine bastı.

-d-

Kot ikiye kadar ikişer daireden giriş katın altında iki kat vardı. Deniz zaman kazanmak için asansörü kullanmayacak ve altı katı merdivenleri arşınlayarak çıkacaktı Özne’nin dairesine. Aklına üç kelime geldi tam o anda. Kelimeler köprü, rüzgar ve rezonanstı. Rezonansın anlamını Özne’den öğrenmişti. Aklından hemen çıkardı bu küçük ayrıntıyı. Kelimelerle oynayarak yavaş yavaş çıkacaktı basamakları.

Özne, Deniz’in dakikalarca oyalanarak merdivenleri çıkacağını biliyordu. Bu yüzden şarkıyı başa almıştı. Deniz’in de şarkıyı dinlemesini istiyordu. Şarkı hakkında asla konuşmayacaklarını da -ve hatta birbirlerine hissettirdikleri hakkında da- biliyordu ama Deniz’in içinde yer edeceğinden de emindi.

Deniz şiddetli rüzgarla rezonansa giren köprü videosunu hayalinde tekrar canlandırdı. Yeterince komik bir videoydu onun için. Köprü Deniz’di, rüzgar Özne idi. Rezonans ise aralarındaki şey ne ise oydu. Ama… Bu düşünce nereden gelmişti aklına şimdi? Özne çok şiddetli estiği için rezonansa girmişlerdi işte. Hayır hayır. Köprünün salınımı iyi olmadığı için rezonansa girmişlerdi. Köprü oysa sorun da ondaydı işte!

Ve bir boşluk bekliyordu yetersizliği bir dairenin kapısında. Yetersizlik ise boşluğa doğru ağır aksak yaklaşıyordu merdivenleri tırmanarak. Deniz son merdiven basamağını da adımladığında yüzünü Özne’ye döndü ve göz göze geldiler…

Serhat Emin ALACALI

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL