Köşe Yazıları

KENDİ KENDİME/HEPBERABER

KENDİ KENDİME/HEPBERABER
Gökkuşağı Köşesi Banner

‘’Dehşetin fırtınası başladığında verdiğimiz insani tepki, tehlikeden korunmak için bedenlerini birbirine yapıştıran civcivlerinkinden daha gelişmiş değildir. Korkanlara içgüdüsel olarak elimizi uzatırız çünkü dehşete kapılmışların katılaşmış ruhunu eritebilecek tek şeyin, otuz yedi derecelik insan sıcaklığının verdiği güven olduğunu hepimiz sezgisel olarak biliriz. Ama korku geçtiğinde ve aklımızı topladığımızda pek çoğumuzun yaptığı ilk şey, o an ortaya çıkan bu küçülmüş benlikten koşar adım uzaklaşmaktır. Çünkü o görüntümüz selfi albümümüze dahil edilemeyecek kadar zavallı görünür. Sil!’’

Hepberaber – Ece TEMELKURAN

Korkularımla yüzleşiyorum son iki yıldır. Çocukluk korkularım, ergenlik korkularım, sosyal fobilerim, duygusal ilişkilerimdeki çıkmazlarım, benlik algımın üzerine karabasan gibi çöken toplumsal normlar, içselleşmemiş beğeni kalıplarının bedenimin ve zihnimin üzerine yapıştırdığı etiketler, kendimi ifade etme konusunda tetiklenen uzun susuşlarım ya da koşar adım konuşmalarım, kendi korkularım üzerine düşünürken sürekli kendimi eleştirmeyi seçen iç sesim…

‘’Sahi söylüyorum, düzelirim. Yalnızca bir dönemden geçiyorum. Herkes böyle dönemlerden geçer, değil mi?’’

Çavdar Tarlasında Çocuklar – J. D. SALINGER

Bu yolculuğa ilk kez çıkmaya karar verdiğimde bunun bir dönem olduğunu düşündüm.

‘’Geçecek Serhat. Başaracaksın. Her daim pozitif ol.’’

Henüz toksik pozitiflik kavramının benliğimde açtığı yaralardan bihaberdim. Toplumsal olarak güçlü durmaya itildiğimiz bir düzenin içinde, ‘’ağlama’’ ipi saat on iki yönünde, ‘’karşılık verme’’ ipi saat üç yönünde, ‘’hep mutlu anlarını paylaş’’ ipi saat altı yönünde, ‘’uyum sağla’’ ipi ise saat dokuz yönünde çekiştirip duruyordu zihnimi. Sonuç ise aynı yerde, eylemsiz çakılı kalma olarak kendine yer buluyordu hayatımda. Durağan bir ‘’sorun yok’’ hali, en yakınlarım olarak adlandırdığım insanların bile hissedemediği bir içsel çöküşün ayak sesleri…

Aslında kendi içsel yolculuğuma çıkmaya karar verdiğim o an içsel çöküşümün de ivmesinin en yüksek olduğu andı. Hala düşüyordum ve bu düşüş kendini göğsümün sol yanında sürekli kendini hissettiren, muazzam bir sıkışma olarak hissettiriyordu.

Üzerime yüklediğim sorumluluklar, kendimi dinlemeye vakit ayıramayacak kadar çok mesai saatleri, anı kurtaran ve bir o kadar da sığ kahve sohbetleri, bazen sarhoş olmalar, hızlı başlangıçlar ve ‘’tırt’’ bitişler… Gece gelen ağlama nöbetleri ise gündüz aynanın karşısında yüze takılan ‘’tebessüm eden maske’’ ile geçiştiriliyordu.

‘’Her maskeli balo sonrasında insanın kendi maskesi ile yüzleştiği bir an vardır. İnsan ancak o anlarda kime, ne zaman, nerede ve hangi koşullarda maskesini indirebileceğini çözümler. Günümüz dünyasında gerekli olan bu maskeler kendi iç dünyamızda ise bize en büyük yaraları açan silahlardır. Çünkü maskeler ayna değildirler ve bize kendimizi yansıtmazlar. Ve fakat bize doğrultulabilirler.’’

Serhat Emin ALACALI – 28 Aralık 2021

O kadar çok maskeyi üst üste benliğimin üzerine geçirmiştim ki artık aynanın karşısında kendimi görmeye çalıştığımda gördüğüm yüz bana benmişim gibi görünmüyordu.

Bir gece aynanın karşısında, hafif loş ışıktaki yüzümü gördüğüm an bir aydınlanma yaşadım. Aydınlanma muazzam bir kendinden ürkme ve akabindeki tetiklenme ile vuku buldu. Gördüğüm yüzden o kadar ürkmüştüm ki vücudumdaki tüm kılların bir anda dikleştiği, nefesimin kesildiği ve geri adım atabilmek için bacaklarımda derman olmadığını anladığım an kendimi bir içsel fırtınanın içinde buluverdim. Banyoda bacaklarımın üzerine yığılıp ağlamaya başladım. Bu ağlamanın diğer ağlamalardan farkı bir ‘’farkındalık’’ ağlaması olmasıydı. Hanidir sıkışan ve her an bu acıyı bana hissettiren kalbim ağladıkça hafifliyordu. Sorun tespit edilmişti. İçten içe kendini suçlama süreci son bulmuş ve zihin çözüm arayışına girmişti bile.

‘’Sonra yavaş yavaş mantığım değişti. Hatta dünyaya bakışım, eşyayı görüşüm, insanları anlayışım değişti. Vakıa bunlar bir günde olmadı. Hatta çok güçlükle ve adım adım oldu. Hatta çok defa bana rağmen oldu. Fakat oldu.’’

Saatleri Ayarlama Enstitüsü – Ahmet Hamdi TANPINAR

Geçen gün eski dostlarla buluştuk hatta. Hatta onlar buradaki yazarlardan Ayşe ve Gülcan. Sohbetin bir kısmında Ayşe Gülcan’a dönerek ‘’Serhat çok değişti ama.’’ dedi ve Gülcan da kafasını onaylarcasına salladı Ayşe’ye karşı. Kayıtsız ve sakince izledim onları. Hepimiz değişmiştik. Bu değişimi birbirimizden uzak yaşadıktan sonra ilk defa hep birlikteydik, hep beraberdik…

İki gece sonra en yakın dostumla telefon sohbetindeydik. İstanbul’da olmama rağmen görüşememiştik ailece covid (+) olmalarından ötürü. Telefon görüşmesinin bir noktasında ağzımdan dökülenler şunlardı:

‘’Herkesin bir doğrusu var. Farklı gerçekliklerle bir aradayız. Bir şekilde bir arada kalabiliyoruz en mutlu ve en zor anların yüksek enerjisine rağmen. Birbirimize sokulmaktan vazgeçmiyoruz. Biz artık yanlış kararlarımızı gururun maskesiyle gizlemiyoruz. Yanlış anların ardından da kendimizi ve başkalarını suçlamaktan vazgeçtik.’’

Kendimi başkalarına ‘’iyi’’ göstermek için edindiğim maskeler artık yüzümde değil, bir kenarda duruyorlar. Atmadım onları. Onlar da benliğimin bir parçası. Sadece şunu biliyorum artık. Sadece eğlenmek için değil kendimizi rahatça ifade edebilmek ve bizim aynamızda kendilerini görebilmeleri için dostları daha çok dinlemek gerek. Ciddi meselelerden konuşmayı bırakmak kendimizden uzaklaştırıyor bizi. Ardından da hızla sevdiklerimizden uzaklaşıyoruz.

Belki de ülkece/dünyaca geçtiğimiz şu zor dönemde civcivler gibi birbirimize sokulmalı ve bu zor zamanlar atlatıldıktan sonra da bu anıyı hafızamızdan silmemek için, anı her aklımıza geldiğinde birbirimize hatırlatabilmeliyiz onu. En önemlisi de yeni civcivlere yer açmalıyız saflarımızı sıklaştırarak.

Serhat Emin ALACALI

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL