Köşe Yazıları Yaşam

HELVA VAR YERSEN

HELVA VAR YERSEN
Gökkuşağı Köşesi Banner

Hareket alanımız daraldıkça paslaşmalar da kısalıyor. Düşünme becerisi zayıfladıkça fikirler kısırlaşıyor, konuşmalar yozlaşıyor ve yaşamdan alınacak keyif bölüne bölüne… 

Ne için gelmiş olabilirsiniz bu dünyaya? Hükmetmek için, hizmet etmek için, yardım etmek için, yaşamak için… Ölmek için! Niçin?

Babamın giydiği kıyafetlerin birçoğunu ondan sonra ben de yılarca giymeye devam ettim. Boyumuz, kalıbımız birdi babamla, sadece kalıplarımız değil huyum da çekmişti birçok yönden babama. İnsanlara yardım etmeyi, onları desteklemeyi bana miras bırakmıştı… Bu huyunu ve üzerine “hitabet” şeklini de.

Babam başarıdan başarıya koşup maddi manevi yol almıştı kendi dünyasında. Bense manevi doygunluğa ulaşmış ama henüz bir arpa boyu yol alamamıştım maddi anlamda. Günlük yaşamak dışında fazladan üç kuruş koyamadım kenara. Hoş kendine yetsindi insan da, gerisi önemli değildi.

Babamın eşe dosta, yoldaki yabancıya yardım etmişliği çoktu. Yolda bir taş görse o taşın altına elini mutlaka koyardı. Ardından bir şey gelecek mi diye bakmadan; eli açık, paylaşımcı, bonkör biriydi. Önce gücü azaldı sonra yaşadığı alan daraldı. En sonunda da bir buçuk metrekare bir alanda ebedî istirahate yattı. Helvasını da binlerce insan yedi, iyi mi? İyi ne kelime mükemmeldi! Kimisi de “Bir tabak daha alabilir miyim, ölmüşün canına değsin?” deyiverdi.

Üniversite okurken bir yandan marketlerde çalışır, mezuniyet dönemlerinde tez yazardım ücreti mukabilinde. Sıra kendi mezuniyetime gelmiş, kendi yazdığım tezden millet 100 alırken ben 95 ile yetinmiştim. Hele ki bir sınavda arkadaşım da geçsin diye uğraşırken “Kopya verdin!” diye yarım dönem uzattım son senemde. Üniversitedeki danışman hocamın “Yeteneklerini başkalarına yardım etmek için kullanacağına kendin için bu kadar uğraşsan daha başarılı olurdun!” dediğini anlayabilmem için babamın hatalarını deneyimlemem gerekiyormuş meğer. İnsanlara yardım etme hastalığım var babam gibi ama “babam değilim” diyerek başladım bir yerden.

Aklımı okuyordu ya da algıda seçici davranıyordum, mesela şunu gördüm önce:

“Kendi ayaklarının üzerinde durmak denildiği zaman sadece maddi güç geliyor ya aklınıza, gelmesin. Fizyolojik, psikolojik, sosyolojik ve nicesinde de kendi ayaklarının üzerinde durabilir insan. Mesela sınır çizerek, “hayır” diyerek, ben zamanları yaratarak, karar vererek falan…”

(İdil Cemre Öztep)

İşgüzarlık edip aldığım sorumlulukları bir bir bırakmaya başladım aldığım yerlere. Elimde bir dinamit gibi tuttuğum tüm bu sorumlulukları, eteğine bırakıverdim sahiplerinin. Yavaş yavaş sınırlar belirmeye başladı çevremde. Sınırlar iyidir, sınır koymak daha da iyidir.

Sonra sonra “Ölümlü dünya çok güzel” Polyannacılığı oynadım bir süre. Onu yine gördüm son düzlükte: “Seni küçük aptal, durma! Koş…” diyordu.

“Bir gün öleceğim ve bunun ne zaman olacağı hakkında hiçbir fikrim yok. Bu süreyi düşünerek, oturarak, kıpırdamayarak, kontrol altına alamam. Ancak yaşayarak, eyleme geçerek, bu süreyi istediğim gibi istek, arzu ve ihtiyaçlarıma sahip çıkarak geçirebilirim. O hâlde ne duruyorum?”

(İdil Cemre Öztep)

Helva yapalım helva! İlk önce, kendimiz doyalım ama…

NAKHAR

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL