Köşe Yazıları

HAYDİ ABBAS VAKİT TAMAM

HAYDİ ABBAS VAKİT TAMAM

Bazı şarkılar vardır ki onlarca sanatçı tarafından seslendirilir ama sadece birisine aşina olur kulaklarımız, ondan başkası tarafından dinlenmek istemez. Çünkü o ses sadece kulaklarımıza değil bütün iç organlarımıza tesir edecek bir sunumla icra eder eseri, sözlerin anlamına bürünüp, sahnede an be an yaşarlar ve müzik ile bütünleştirip biz dinleyenlere sunarlar. Elbette bu bir ustalık işidir ve yeteneğin çok daha ötesinde farklı şeyler gerektirir. İşte o ustalardan biri de 1975 yılında TRT’nin açmış olduğu amatör ses yarışmasında Türk Halk Müziği dalında kazanıp, bugün hâlâ ekranlarda eşsiz sunumuyla boy gösteren ve TRT’nin arşivinde var olan 20 bin şarkıyı ezberinde tutan Mustafa Keser’dir. Başlığımızdan da anlaşılacağı üzere Mustafa Keser’den dinlenmesinin keyfini daima yaşadığım, Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiiri, Hicaz makamında Onur Akdoğu’nun bestelediği “Haydi Abbas, vakit tamam” şarkısıdır.

Bestecisi Onur Akdoğu ve onu en iyi icra eden güzel insan Mustafa Keser’i saygıyla selamladıktan sonra, Cahit Sıtkı Tarancı’ya bu güzel dizeleri döktüren hissiyat denizine dalış yapalım. Bakalım derinlikler neler sunacak bize?

“Yaş otuz beş, yolun yarısı eder” deyip yolu tamamlayamadan 46 yaşında can kuşu bedeninden ucan Cahit Sıtkı Tarancı, edebiyatımızın mihenk taşlarından biridir. Hüznün, yalnızlığın ve romantizmin şairi olan Cahit Sıtkı’nın pek çok şiiri, tıpkı “Otuz Beş Yaş” şiiri gibi zihinlerimizin bir yerine kazınmış ya da adını bilmediğimiz şiirlerin can yakan dizelerinden mıh gibi saplanmıştır yüreğimizin bir yerlerine. İşte şairin o şiirlerinden biri de “Haydi Abbas, Vakit Tamam” şiiridir.

Diyarbakır’ın köklü ailelerinden Pirinççizade’lerin oğlu olan Cahit Sıtkı, iyi bir eğitim alarak büyür. Çeşitli gazete ve dergilerde öyküler, şiirler yazarak giriş yapar edebiyat dünyasına. Eğitim için gittiği Fransa’dan 2. Dünya Savaşının patlak vermesiyle geri döner ve vatani görevini yapmak için Ege’nin küçük kasabalarının birine doğru yola çıkar. İşte bu şiir askerlik döneminin en güzel ürünü olarak kalır kendisinde.

Takvim yaprakları 1941 yılını gösterirken Cahit Sıtkı, Edremit-Ilıca Sahil Muhafaza Taburunda yedek subay olarak başlar askerliğine. O yıllarda yedek subay sayısı az olduğundan her yedek subaya bir emir eri verilmektedir. Birliğine gittiğinde bölük yazıcısından künye defterini isteyen Cahit Sıtkı, kendisine emir eri seçmek için sırayla isimlere göz gezdirirken birden bir isim dikkatini çeker. Abbas oğlu Abbas! Bu isim şairimizi çocukluk günlerine götürür ve büyük annesinden dinlediği bir masalı anımsatır.

Askerliği bittikten sonra 1944 yılında Cumhuriyet Gazetesine yazdığı bir yazı, Türk şiirinde efsane olacak şiirinin yani “Haydi Abbas” şiirinin özüdür aslında. Çocukken büyük annesinden dinlediği bir masaldan söz ederek başlar yazı:

“Vaktiyle, bilmem ne memlekette hüküm süren bir padişahın oğlu, ancak rüyada gördüğü servi boylu, sırma saçlı, mavi gözlü, son derece dilber bir kıza âşık olur ve sevgilisini bulmak ümidiyle yollara düşer. Bütün aşk masallarında olduğu gibi başına bir sürü felaketler gelecektir, pek tabii değil mi? Aşk demek imtihan demektir. Ancak serden geçip yardan geçmeyen muradına nail olur. Bereket versin, daha ilk adımı bizim sevdalı şehzadeye uğurlu gelir. Bir kuyunun yanından geçerken, takatten düşmüş, ak saçlı bir ninenin kuyudan su çekmeye uğraştığını görünce dayanamaz, koşar, ninenin suyunu çeker. Buna son derece memnun kalan kadıncağız, şehzadenin sırtını okşar ve saçından kopardığı iki teli ona vererek der ki: Oğlum, başın darda kaldığı zaman bu iki kılı birbirine çakarsın; bir dudağı yerde, bir dudağı gökte bir Arap çıkar karşına! Korkmayasın. Adı Abbas’tır. Karnın mı acıkmış; Abbas, demen kâfi. Derhal sana mükellef bir sofra kurar. Yırtıcı hayvanlar arasında mı kaldın? Abbas’tan başka kimse kurtaramaz seni. Uykusuz gecelerde yârin hicranı ile mi yanıyorsun? Abbas ne güne duruyor? Sevgilini ne kadar uzakta olursa olsun, alıp getirir seni şad eder. Bu iki kılı iyi muhafaza et oğlum. Onlar sayesinde selamete çıkacaksın…”

Cahit Sıtkı büyük annesinden dinlediği ve etkilendiği bu masalı hiç unutmamıştır. Olayın devamını gazetedeki yazısında şöyle anlatır şairimiz:

“Bölüğü içtima ettirip gözüme kestirdiğimi seçmeye gönlüm razı olmadı. Bölük yazıcısından künye defterini istedim. Şu Anadolu’muz ne zengin memleket yarabbi! Pötürgeli Hasanlar, Aksekili Ömerler, Akçaabatlı Hakkılar, Malatyalı Osmanlar, Erzincanlı Mehmetler, neler de neler! Kim bilir, bu Anadolu uşaklarının her birinde ne cevherler vardır! Yaprakları çevirmeye devam ederken, Abbas oğlu Abbas ismi gözüme ilişti. Durdum, bu sahifeye daha muhabbetle eğildim. 331 doğumlu, Midyat’ın Cobin köyünden. Masaldaki Abbas aklıma geldi. İçimden: ‘Acaba?’ dedim ve kendi kendime gülümsedim. Vakit öğleydi. Bölük talimden dönmüş olmalıydı. Nöbetçi çavuşu çağırttım, yemekten sonra, Abbas oğlu Abbas’ı bana göndermesini tembih ettim.”

Öğle saatlerinde kapı çalınır. Karşısında civan mert, yiğit biri selam çakıp, “Abbas oğlu Abbas, emret komutan!” der. Aslında sakat eli yüzünden çürüğe ayrılmış bir askerdir Abbas. Aralarında şöyle bir konuşma geçer:

“Nerelisin?”
“Memleket Mardin, kaza Midyat komutan.”
“Sen benim emir erim olur musun?
“Sen bilir komutan!”

Askere eşyalarını toplamasını ve kendi evinin altındaki boş yere taşınmasını söyleyen şairimiz, zamanla Midyatlı bu askerin zekiliği ve sıcaklığından etkilenir. Abbas her sabah erkenden kalkar Cahit Sıtkı’nın tüm ihtiyaçlarını ondan herhangi bir istek gelmeden düşünüp yerine getirir. Zamanla aralarında komutan-asker ilişkisinden daha güçlü bir dostluk bağı oluşur. Bu saf ve temiz Anadolu çocuğundaki sadakat ve temiz yürekten çok etkilenen Cahit Sıtkı, zaman zaman karşısına alıp dertleşir onunla ve bu Anadolu çocuğunun ruhundaki gizli şeyleri keşfeder.

Akşamları çilingir sofrasını kurup en güzel kızartma ve mezeleri hazırlar Abbas, komutanına. Aralarındaki duygu bağları iyice güçlenir. Yıldızlı bir yaz gecesinin bir keyif sofrasında, çakır keyif Cahit Sıtkı’nın aklına önce İstanbul, sonra da Beşiktaşlı sevgilisi düşer.

“Sen İstanbul’u bilir misin Abbas?”
“Bilir komutan.”
“Orada bir Beşiktaş var bilir misin?”
“Bilir komutan! Ben orada acemi birlikteydim.”
“Orada benim bir sevgilim var. Sen bana kaçırıp onu getirir misin?”
“Elbet komutan!”

Bu arada şairin: “Bu meltemli geceler/ Su sesi, ay ışığı/ Uzayan türküleri/ Cırcır böceklerinin. / Bu cümbüş, bu muhabbet/ Bu tatlı uykusuzluk/ Hep senin şerefine/ Esmer güzeli yârim…” dediği Beşiktaşlı sevgiliden de bahsedelim:

Cahit Sıtkı’nın “Beşiktaşlı sevgili” dediği, şiirindeki sevgilinin de yazdığı aşk mektupları gibi hayali olduğu söylenir. Ancak Cahit Sıtkı’nın teyzesinin oğlu, avukat Reşid İskenderoğlu 1993 yılında yayımladığı anılar kitabında, yıllar sonra “Beşiktaşlı Sevgili”nin izini bulduğunu, kendisi ile görüşmek istediğini, ancak olumsuz yanıt aldığını anlatır. 2004 yılında 93 yaşında hayata gözlerini yuman, anne tarafından şairin akrabası olan Vedat Günyol’un anlattığına göreyse Cahit’in yıllarca gönlünde bir sır gibi sakladığı Beşiktaşlı sevgili meğerse kendisinin kız kardeşi Mihrimah Hanım imiş… Bunu, yıllar sonra, bir gün birlikte Paris’te dolaşırlarken Cahit Sıtkı bizzat Vedat Günyol’a itiraf etmiş. Vedat Günyol o gün çok
hayıflanmış; “Ah Cahit, keşke o zaman söyleseydin, seni kız kardeşimle evlendirmeye çalışırdım…” demiş.

Biz tekrar Cahit Sıtkı ile Abbas’a dönelim, o keyif akşamının ertesi gününe… Sabah olur Cahit Sıtkı bakar ki Abbas yeni asker kıyafetleri giymiş, tıraş olmuş hazırlanmış. Cahit Sıtkı sorar:

“Hayırdır Abbas neden böyle hazırlık yaptın?”
“Ben İstanbul’a gidecek komutan!”
“Ne yapacaksın sen İstanbul’da?”
“Sen söyledi bana. Ben gidecek sana sevgiliyi getirecek!”

Gözlerindeki hüznü ve gözyaşlarını gizlemek istercesine arkasını dönüp kapıyı çarpar ve çıkıp gider Cahit Sıtkı. Fakat bu mert askerin, yüreği sevgi dolu Anadolu çocuğunun samimiyeti ve sıcaklığından duygulanır. Akşam olur. Ağaç altında rakı sofrası kurdurur yine ve Abbas’ı karşısına oturtur. Birlikte yer içerler ve Cahit Sıtkı o meşhur şiirini kâğıda döker!

Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.

Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.

Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana.

Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan…

(Cahit Sıtkı Tarancı)

Mehmet Ali GÜNEŞ

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL