Köşe Yazıları

“HAKİKAT” (Şeyh Bedreddin)

“HAKİKAT” (Şeyh Bedreddin)
Gökkuşağı Köşesi Banner

Merhaba sevgili okur, bu yazımda sizlere geçtiğimiz günlerde izlediğim “Hakikat” (Şeyh Bedreddin) adlı filmden bahsedeceğim. Aslında “Şeyh Bedreddin Nasıl Anlatılamaz?” olsaydı filmin adı belki de cuk otururdu.

“Hakikat” filmi İMC YAPIM tarafından ismiyle müsemma olup ‘imece’ usulü kolektif bir şekilde çekilmiş, gerek konu ve anlatılan kişi bakımından doğru bir seçim evet, buna diyecek bir lafım yok. Emek vermişler, ellerine sağlık. Fakat gel gelelim bu kadar zengin bir konu ancak bu kadar zayıf anlatılabilirdi.

Akışta uyutacak kadar ağır, içerik olarak yüzeysel hızlılıktaki, sadece fragmanına özenilmiş bir film gibi geldi bana açıkçası. İzlerken henüz başında koptuğum için buradaki eleştirilerim DE haliyle aklımda kalanlar kadar olacaktır.

Filmde giriş ortadan, gelişme ise damdan düşer gibi bizlere gösteriliyor. Sonuç yerine, yakın geçmişe üç satırla göstermelik bir Nazım göndermesiyle, Sunay AKIN tarzında bitiriliyor. Ne dönemi tam olarak, ne de tarihi koşulların Bedreddin’in öğretisiyle ete/kemiğe bürünmesini algılayabiliyoruz. Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal’in hangi koşullar altında yoldaşlaştığını ve zulme karşı hakikat mücadelesinin nasıl halkta vücut bulduğunu anlayamıyoruz. Seyirci olarak zulmü yeterince gördükten sonra: “Yeter artık halk isyan etsin!” duygusuna girmeliydik aslında. Ve düşününce bunun için özel bir kurmacaya da gerek yok, elimizde yeterince döneme ilişkin bilgi var idi zaten. Bizi, zulmedenlere karşı bileyleyemiyor ki katledilen ‘hakikat savaşçılarına’ bir damla göz yaşı dökelim, onlarla duygudaş olalım. Savaş sahneleri bile sansürlü. Kellesi kesileni kılıç havaya kalkıp indiğinde görmüyoruz, kameraya her seferinde stop denmiş belli ki. Hepsinde göstermek zorunda değilsin tabi ama bari birinde göster değil mi ama? Oysa Cüneyt ARKIN filmlerinde bile kellenin yuvarlandığını gördüğümüz sahneler olmuştur. O dönemdeki teknolojik imkanları ve bir de günümüzü karşılaştırır mısınız lütfen?

Börklüce Mustafa, asker kökenli bir isyancı… Sadece savaşçılarına nutuk söyleyen, niteliğini sesinin gürlüğünden anlayabildiğiniz bir tip. Torlak Kemal ise dönemin tiki’si gibi konuşan, bir tek ağzında sakızı eksik heyecanlı bir savaşçı. Bedreddin’i ise sadece ölürken doğru dürüst bir kaç kelam eden Varidat eserini yazmış bir teorisyen olarak görüyoruz. Filmde geçen Bedreddin’in “Yârin yanağından gayri, her yerde, her şeyde, hep beraber,” sözü ise slogandan öteye gidememiş.

Nazım’ın “Şeyh Bedreddin” destanında anlattığı şu sona bile uysanız daha çarpıcı ve gerçeğe uygun bir son olurdu. Duygulanır ve tarihin gerçeğiyle yüzleşmenin yarattığı etkiyle belki de öfkelenerek çıkardık o salondan.

“Yağmur çiseliyor.

Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.

Ve yağmurda ıslanan,

Yapraksız bir dalda sallanan Şeyh’imin çırılçıplak etidir.”

Dizelerinde hissettiğimiz, hayalimizde oluşan görüntü bizi daha çok etkilerdi.

Filmde gördüğümüz ise darağacında sallanan fakat donu ayıp olmasın diye çıkarılmamış olduğu aşikar bir mizansendi. Suavi’nin şeyini görmeye meraklı değilim ama bir şiiri bile resmedememiş film izledim. Hâlbuki asanların niyeti onu çırılçıplak soyup halkın karşısında onurunu, saygınlığını ortadan kaldırmak değil miydi? Tabi ki koca Bedreddin’i iki saatte anlatmak kolay değilse de, bu konunun dizisinin çekilmesini eksik anlatılmasından daha doğru bulurum.

Yani özcesi: Bu filmin, Bedreddin’i yeni tanımak isteyenlerin merakını uyandıracak veya araştırmaya sevk ettirecek bir yapıya sahip olmadığı kanaatindeyim.

Özellikle genç kuşağın bu kadar biçimsel ve yüzeysel bir anlatıma ilgi duyacağını da sanmıyorum. Beni tatmin etmediğini, Bedreddin’in mücadelesini ve felsefesini anlamak için yeterli bir çalışma olmadığını üzülerek belirtmek isterim. Tabi ki herkesin gönlünde bir Bedreddin var, fakat bir deyimle tanımlayacağım: özetle herkes ‘Fil’i tuttuğu yerden’ anlatıyor. Geç kalınmış değil… Yine de Öğrenmek ve bilmek isteyenlere: Erol TOY’un “Azap Ortakları”, Radi FİŞ’in “Ben de halimce Bedreddin’em” kitaplarını öneririm. Hakça bir düzen için bedel ödemiş devrimci Bedreddin’i daha iyi anlayacaksınız buna eminim. Ki, anlamak da gerekli diye düşünüyorum.

O’nun, bugünümüz için çokça anlamlı olduğunu düşündüğüm sözüyle bitirelim yazımızı:

“Ay ve güneş herkesin lambasıdır, hava herkesin havasıdır, su herkesin suyudur. Ekmek neden herkesin ekmeği değildir?”

-Bedreddin-

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Eray SARGIN

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL