Köşe Yazıları

“Hakaret Özgürlüğü”

“Hakaret Özgürlüğü”
Gökkuşağı Köşesi Banner

Günümüzde kansere çare arıyorlar, zaman yolculuğuna kafa yoruyorlar, kılı kırk yarıp atomu parçalıyorlar, Tanrı parçacığının peşindeler, ruhun kaç gram geldiğini ölçüyorlar.

Babam da yirmi bir gram hafiflemiş midir öldüğünde? Aman ne boş işler, ne boş düşünceler! Az bekleyin canım sizde! Aceleniz mi var? “Geç oldu kalkalım artık!” dedikten sonra kapı ağzında yarım saat sohbet edercesine ne önemli şeyler anlatacağım şimdi size!!!

Üniversitede ikinci yılımdı… Babamın ani ölümünü izleyen aylar boyunca, hayata tutunmanın zorluklarını deneyimliyordum. “Ya sağcı olacaksın, ya solcu!” öğüdü kulaklarımda çınlıyordu babamın. Her şey zordu ama taraf seçmek en zoruydu. Önerdiği sağlı sollu yollar ise dikenlerle doluydu. Küçük ağabeyimi büyütürken onun aşırılıklarından ağzı yanmış olan annem, beni üfleyerek büyütmeye çalışmış; babamın aksine “Aman, kalabalıklara girme çocuğum; kavgadan uzak dur çocuğum!” diye diye kulağımı deldirmeden çok önce takmıştı küpeyi kulağıma, öğütleriyle!

Bu öğütler üçüncü bir yol arayışına sürüklemişti beni. En iyi yol, bildiğin yol! Üniversite içindeki kafeler bile babamın öğütlerinin nişanesi gibi ya sağcıların, ya solcuların egemenliğindeydi. O kafelerden kabul alamamış eziklerin arasında, bahçedeki çimenlere oturmuş ders notlarıma bakıyordum.

Üzerime çay dökülünce arkadaşımın o an çantasından çıkarıp verdiği yedek tişörtü üzerime geçirivermiştim sınava gireceğiz telaşı ile. Pazar malı kırmızı bir tişört. Renkler, şekiller ve onların üzerine yüklenen anlamlar zerre umurumda olmamıştır hiç. Önemli olan işlevselliktir. İhtiyacı karşılamasıdır. Nasıl ki gökkuşağı bile fiziksel bir olayken yükledikleri anlamlar sonucu sanki deveye hendek atlatır.

Sınavın olduğu fakültenin kapısından tam içeri girdim ki sorgu melekleri gibi iki zebellah omuzlarımdan tutuverdi. Önüme geçen bir üçüncüsü “O tişörtü çıkar hemen!” diye bağırdı. Tişörtü veren arkadaşa bakacak oldum çoktan tabanları yağlamıştı! “Neden?” diyebildim. Kırmızı tişört üzerinde siyah lekelerden oluşan bir adamın silüeti: Che Guevara! imiş meğer… Vay Canavarına! Koridorlar boyunca bir çığlık atmışım ama nasıl?! Kuyruğu sıkışmış köpek gibi! “Siz kimsiniz, çıplak mı gezeceğim ben okulda? Sınavım var benim. Çok sevdiysen tişörtü al senin olsun, bana da seninkini ver!” Sanki zaman durdu ya da onlar altlarına doldurdu. Uzaklaştılar hemen! Koltuklarım kabardı. Bu muydu annemin kavga dediği? Arkama baktım meğer güvenlikmiş onları kavgadan kaçıran… Ense tıraşları çok muntazamdı, bıyıklarının yarısını kesmeyi unutmuşlardı ama olsun iyi çocuklardı. Tabii canım aynen.

Ders gibi dersti hani! Zamanla öğrendim ben de herkes gibi şekiller, renkler, el hareketleri ve anlamlarını. Faşist kim, liboş ne, nonoş? Bak hepsi boş! İstanbul ve İzmir şivesi gibi gelirdi sonu …ist, …izm ile biten kelimeler… Baş parmağını iki parmak arasına sıkıştırınca ne olur? Bunlara böyle anlamlar yüklemeyi kim öğretti? Kimlerin aklı ile şekillenmiş olduk şimdi?

Aferin bize! El alem gitti aya, biz hala caka satalım anlam yükleyerek anlamsızlıklara… Biraz edep yahu, biraz saygı; İnanmayabilirsiniz dine, sevmeyebilirsiniz Ata’yı, anlamayabilirsiniz yeni kuşakları, rahatsız olabilirsiniz T ve C harflerinden… ama buradasınız! Farklı dalların yaprakları olarak bir ağaçtan alıyorsunuz gücünüzü. Damarlarınızda dolanan kanın rengi esmer de olsan, sarışın da olsan, kızıl da olsan kıpkırmızı! Alnımız ak değil ama ete bürünmüş kemiklerimiz beyaz!

Koca koca açtığınız küfürbaz ağızlarınızı kapatmak zorundasınız! İfade özgürlüğü başkalarının hassasiyetlerine hakaret özgürlüğü değildir. Tırnaklarınızı avuç içlerinizde tutmak zorundasınız! Kaşıyamazsınız kanatacağınızı bile bile her yarayı. Teraziyi dengede tutmak zorundasınız. Sabah hangi taraftan kalktığını bilmediğiniz insanlara yargı ya da ahlak dağıtmayacaksınız bol keseden…

Eleştirmek için konuşmadan; gönlünüzden öyle geçiyor, böyle olmasını istiyorsunuz, diye değil; her ne şartta olursa olsun evrensel yasalara bağlı kalarak, olması gerekenden yana, olması gerektiği gibi ön yargısız, bakmalısınız hayata. Gelecek istasyon: “AN” çünkü. Çok şükür hâlâ AN’dasınız!

NAKHAR

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL