Köşe Yazıları

gevşeme

gevşeme
Gökkuşağı Köşesi Banner

yürürken yahut ayakta dururken biri bizi arkadan itti diyelim. düşmemek için bir adımımızı öne atarız değil mi. kaslarımız geriliverir, bacaklarımızı gövdemizi sıkarız. yürürken ya da ayakta dururken bizi kimse itmedi fakat birinin bizi iteceğini düşündük diyelim. itildiğimizdeki kadar olmasa da gene kaslarımız gerilir, kendimizi sıkarız. yaşadığımız bu gerginliğin sebebine endişe diyelim. en çok da biz şehrin insanları endişeyle kendi kendimizi ite gere yaşar gideriz. daha kahvaltı ederken, kahvaltıdan sabah ilk dersteki sınava doğru iter bizi endişe, akşam eve dönüşte, evde ne yiyeceğimize ne yapacağımıza doğru iter. o endişe değişik durumlarda hafifler güçlenir, yaratıklaşır evhama dönüşüp de bize hiçbir ânı, durumu doğru dürüst yaşatmaz olur, elimizi ayağımıza dolaştırır, dilimizi damağımıza yapıştırır; ensemizi sertleştirir, başımızı ağrıtır; suratımıza aptal (ufka bakar, burnu yukarda gururlu) bir ifade verir; kramplar, kaşıntılar vesaireler imal eder. peki nasıl kurtulacağızdır bu endişeden, o evhamdan, falanca korkudan. öncelikle piyasanın çeşitli ambalajlarda pazarladığı gevşeme ürünlerine, setlerine, fikirlerine yüz vermeyeceğiz. gevşemek için kendimize uygun dozlarda gerilim kullanacağız. gerilime antrene bir beden, içindeki endişenin yol açtığı gerilimlerle daha kolay başa çıkar. yani bedene bilinçli ve düzenli olarak olağan dışı gerginlikler yaşatacağız. beden böylece olağan durumlarda endişenin yarattığı gerilimlerle daha kolay savaşacak. peki istenmeyen gerilimleri yaratan endişeyi ne yapacağız.

endişe geçmişin kederi, geleceğin kaygısından doğar. ondan kurtuluş için de en pratik çözüm olana dikkatimizi vermek, olmayandan yani geçmiş ve geleceği kafaya takmaktan kurtulmak gibi görünür. yaşama pratiği içinde bu öneri her ne kadar işlevli görünse de yaşamın bütününde bir türlü özlendiği gibi çalışmaz. çünkü şimdide olanın içinde, geçmiş ve gelecek yani olmayan, istesek de istemesek de vardır, yaşamaktadır. olan, olmayanların da içinde bulunduğu inkâr edilemez bir bireşim ve de bileşimdir. sorun herhalde olanda capcanlı yaşayan olmayanları nasıl algıladığımızdır. esasen olanı kuran da bu algıdır. olanda kaynayıp durmaktaki olmayanları sadece keder ve kaygı yönleriyle algılamak, şimdide olanı da kederli ve kaygılı yapacaktır. yok eğer onları üzerlerinde titizlikle düşünülmeye değer şeyler olarak algılamaya başlarsak olanın niteliği de değişir. aslında yakın gözlüksüz okuyamayan birinin yaptığı gibi, okuyabilmek için şimdide olanı, olmayana doğru uzaklaştırırız; şimdiyi geçmiş ve gelecek bileşenleriyle anlamaya çalışırız. endişe, tasa, kaygı, keder, korku, evham yerini anlama faaliyetine terk etmek zorunda kalır. olan olmuştur ama nasıl olmuştur; anlamak için olmuş olanı yeniden yeniden kurgularız. olan olacaktır ama nasıl olacaktır, olasılıkları tek tek tartarız. bu bir felsefecinin, bilim insanının, sanatçının işidir, biz bunu  gündelik hayatta nasıl başaralım. burada başarı esas değildir. esas olan anlama faaliyetidir. anlama faaliyeti yavaşlatır, tepkileri geciktirir, yoktan çıkan kavga gürültüyü temizler vs. sonuçta anlayamasak bile anlamaya yaklaşırız. karınca hacca varamasa da hac yolunu tanır en azından.

bilinen en eski yazılı endişe kalıtıdır gılgamış destanı. özetle: yenilmez, şehirdeki her şeyin sahibi gılgamış bir gün ölüme yenilecektir. bunu trajik bir biçimde fark ettiğinde ölüm korkusuyla ölümsüzlük arayışına yönlenir. destan, belki kendi de bilmeden, bize şöyle der: surlarla çevrili şehir ve tabi içinde yaşayanlar her zaman ölüm korkusu yaşar. surlarının dışında ise böyle bir endişe yoktur. sadece olana göre yaşanır. ölüm yaklaşırsa ondan kaçılır, acıkınca yenir, üremek için çiftleşilir, güvenlik için barınılır vb. şu an bu yazıyı okuyanların ekserisi büyük olasılıkla şehirli. ne yapalım burda doğduk, büyüdük. hatta belki gidecek bir köyümüz bile yok. hoş, artık köyler de birer küçük şehir sayılır ya, neyse. elimizde bir tek şey var tabiata ait: bedenimiz. ona köpek, zihne de alfa lider diyelim. çıkaralım bedenimizi dışarı gezdirelim, yürütelim, koşturalım, sulara, çamurlara sokalım, ıslatalım. onu steril diye pazarlanan virütik mekânlardan kurtaralım. beden denen hayvan zihinle bütünleşsin. ondan bir dere yapalım aksın, bir ağaç yapalım dursun, bir bulut yapalım şekilden şekile girsin. endişe, evham daha çok, durmaktan, katılaşmaktan, sabitleşmekten mamül şeyler; bedenin ve zihnin durarak ayrışmasıyla gelen şeyler yani.

oh! sonunda başlığa geldik. gevşeme hem bir isim hem de bir emir olarak içiçe okunabilir. kadim doğu şöyle der, gövden bir ağaç gövdesine benzesin, boynun, omuzların, kolların, ellerin dallara, yapraklara. uyku dışındaki hallerde kendini bırakmak, salmak, bir koltuğa yığmak da bunu istemek de gerilimden başka bir şey getirmez. son olarak hatırlayalım zevk aldığımız şeyleri: dans etmek, yürümek, sevişmek, satranç-tavla oynamak, kayak kaymak, yüzmek, dağa tırmanmak, meditasyon, ibadet… hepsi mebzul miktarda gerilim içeriyor.

cüneyt uzunlar

YORUMLAR (1)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL