Köşe Yazıları

GEVŞEK İLMEKLERİN KERAMETİ

GEVŞEK İLMEKLERİN KERAMETİ
Gökkuşağı Köşesi Banner

“Sevgi dolu çocuk,

Mutsuz ergen,

Heyecanlı genç,

Kaçıngan yetişkin…”

Dört dönem birleştiğinde ortaya çıkan otuz beş yıllık hikayenin özeti tam olarak bu. Her dönemin yüzümde oluşturduğu mimiklerin belli belirsiz ortaya çıktığı anlar oluyor. Hepsi benim, hepsiyle benim. Arada ördüğüm duvarların ardından güleç yüzümü göstermek istiyorum insanlara. Bunu yapmak istediğim ilk an içimi bir coşku kaplıyor sebepli sebepsiz. Güleç yüzümü göstermeye çalıştığımda ellerimin sıcaklığı da hissedilsin istiyorum. Duvarın gerisinde kalan ellerim titriyor ama bu görülsün de istemiyorum. Görülmemesini istememde haklı sebepler sunuyorum kendime, kendimce. Tam bu noktada kaçınganlığımla karşılaşıyorum hep. Anksiyete ile korku arasındaki o ince farkı kavradığım otuzlu yaşlarımda bu duyguya çok da kapılmamaya çalışıyorum ya da en azından bu duygu ortaya çıktığında bana ne anlatmaya çalıştığını anlamak için çabalıyorum. İnsan kendini bir başkasının aynasından da görmeye ihtiyaç duyuyor çünkü. En çok yara aldığı kendi türüne ne kadar da teşne aslında. Duvar örerken yıkılsın istiyor, yakınlaştıkça kendine dönmek istiyor. Bunun ahengini tutturabilenlere imrenerek bakıyor. İmrenerek bakıyorum.

‘’Yirmi yaşında, kalıbı, rotası, adı gayet belli bir hayata yazılıydım. Otuz yaşına geldiğimdeyse, bin kapıdan kışlanmış bir tavuk kadar şaşkındım. Ne bir rotam, ne kalıbım, ne de adım kalmıştı artık. Bildiğim, öğrendiğim hiçbir şeyden emin değildim.’’

Tol – Murat Uyurkulak

Bazı çözümlemelerin sonuna geldim artık kendimle ilgili. Bu yolculukta hayatıma giren, hayatımdan çıkan, hayatlarından acı çekerek kaçtığım, hayatımdan kaçtıkları için üzüldüğüm, ölümlerle tamamen kaybettiğim, inişli-çıkışlı iletişimlerle hayatımda tuttuğum, dengeyle hayatıma kattığım, aynı yerde vakit geçirmek zorunda kaldığım, bir miktar anlayabildiğim ya da asla anlayamadığım insanlar oldu; olmaya da devam edecekler son nefesime kadar.

‘’Valizim dolu yine aşklarla, anılarla.

Yola çıktım sonsuz ayrılıklarla.

Öyle bir yalnızlık ki yıllar yoruldu.

Acılar, pişmanlıklar ve ben yollarda.’’

Doug Comerone, Fatma Fikret Şeneş

Hayat insanı her role sokuyor. Her duygu yaşanıyor. Her sıfat bir dönem mutlaka bizim ismimizin önünde kendine yer buluyor-muş bir başkasının dilinde ya da kendi kendimize takıp takıştırarak edindiğimiz. İnsan bu yüzden küçük bir evren-miş zaten. Evrenin sonsuzluğuna olan ilgimiz de buradan geliyor-muş. Bir tanıma sığamayacak kadar çok fazla bileşenden oluşan yıldız tozlarıy-mışız meğer. Fark etmek için bilinç akışımızı sakince takip etmemiz lazım-mış.

‘’İçi boş iltifatlardan yılgın ruhlar duvarlarının arkasında izlermiş hayatı. Kendilerininkine benzer zihinlerle karşılaştıklarında ise duvarları ardından gevşek ilmeklerle arkadaşlığa başlamaları gerekirmiş. Duvarlar kötü bir şey değilmiş. Gevşek ilmekleri görebilmekmiş marifet.’’

Serhat Emin ALACALI

Bazı duvarlarda bazı gedikler açılmalı, bazı anları tekrar yaşayabilme ümidiyle hesapsızca o özneye koşmalı, düşmeli, yaralanmalı ve kalkıp kendini iyileştirmeyi öğrenebilmeliy-miş insan. Yoksa kendi olma sürecine giremiyor-muş. Kendini tanımak evreni tanımak-mış. Hayatın ona sunduğu her insanı iyi hatırlayabilecek bir yol bulmanın ta kendisiy-miş kendin olabilmek.

Affettim ben kendimi. Sevgi dolu çocukluğumun ardından gelen boynu bükük yılları telafi etmek kaçıngan yetişkinliğimi kabul etmekten geçiyor. Mutsuz ergenliğimin yarattığı heyecanlı gencin kırık hayalleri de ancak öyle gerçekleşecek ve her hayal vücut bularak gerçekleşmek zorunda değil.

Serhat Emin ALACALI

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL