Köşe Yazıları

“Felsefe ve Dil”

“Felsefe ve Dil”
Gökkuşağı Köşesi Banner

Felsefe, her ne kadar Mantığı araç olarak kullansa da, esasen dil ile yapılır. Dil ise kaypaktır. Yani bir kelime birden çok anlama gelebildiği gibi, kelimeleri cümle içinde farklı sıralamak farklı anlamlara gelebilir. Eski Numenor kralı ve Numenor eski kralı derken birinde Numenor’un, diğerinde kralın eski olduğu anlatılır mesela. Keza Numenor’un eskiliğinin uzun geçmişinden mi, yoksa ortadan kalkmış olduğundan mı, geldiği de belirsizdir.

Mantık da dili bir yere oturtamayabilir. Geçmişte İngilizceyi matematikleştirerek mantıksal kesinlik sağlama çabaları başarısız oldu. Üstelik İngilizcedeki kelime sayısı Türkçenin birkaç katı. Türkçe aradaki farkı kelimeleri birkaç anlamlı kullanarak, eklerle ve tek kelimeyi birkaç kelime ile ifade ederek kapatmaya çalışıyor. Bu durum Türkçenin matematiksel bir kesinliğe oturtulmasını imkansız hale getiriyor.

Mesela “Bir pasta ya çikolatalıdır ya çikolatasızdır..” dediğimizde mantık ilk başta doğru gibi gelir. Ancak “Çikolatalı pasta” diye anılan ayrı bir pasta vardır. Ve muzlu bir pasta da çikolata içerebilir. Dolayısı ile Muzlu Pastaya “Çikolatalı” diyemediğimiz halde, çikolata içerdiği için “Çikolatasız” da diyemeyiz. Bir insan hem evli hem de evsiz olabilir. Evlidir, çünkü bir eşi vardır. Evsizdir, çünkü kirayı ödeyemeyip sokağa atılmıştır. Ve bu durumdaki ifade sorunu Türkçeye hastır. İngilizcede aynı durum Married ve Homeless kelimeleri ile ifade edilir.

Felsefe, doğruya ulaşma çabası olduğu için, doğru anlaşılmak çok önemlidir. Yanlış anlaşılarak, insanlara düşüncelerinizi aktarmak istediğiniz haliyle aktaramazsınız. Ancak dilin bu durumu doğru anlaşılmayı zorlaştırır. Türkçedeki kelime azlığı, kendini doğru ifade etmeye çalışanların yabancı kelimeleri olduğu gibi kullanmasına da yol açıyor. Bu sefer de “Heterodoks”, “Epistemolojik” gibi yabancı kelimeler ve bu kelimelerin karışık bir şekilde kullanımı sonucu uzun bir cümle kurulup, büyük bir kesime hiçbir şey ifade edilemeyebiliyor.

Felsefe tarihinde uzun uzun yazılar yazıp, derdini bir türlü anlatamayan filozoflar vardır. Bunların başında Kant gelir. Kant yazılarında kendi tanımladığı bir çok yeni kelime kullanmıştır. Ancak bunun bir sebebi var. Antik çağda bile filozoflar düşünceleri sebebiyle oradan oraya kaçmak zorunda kalmışlardır. Kant ise doğduğu yerde eceliyle ölmeyi başaran ilk filozoflardan biridir. Çünkü yazdıkları bugün bile net anlaşılamadığı için tartışma konusudur. Buna rağmen dönemin yöneticilerinden yazdıklarıyla ilgili birkaç ihtar almıştır. Kant’ın açtığı bu yol, daha sonra başta Hegel olmak üzere başka filozoflarca da kullanıldı. O kadar ki, felsefi metinler adeta anlaşılmaz hale geldi. Ve kültürlü insan olduğu imajını çizmek isteyenler, bu metinleri anlamış görünmeye başladılar. Geniş halk kitleleri ise, bu metinleri anlamakla uğraşmayı gereksiz gördükleri için felsefeden uzaklaştı.

Bana göre bir felsefi metin, okuyanlar tarafından farklı farklı anlaşılmışsa, ve herkes doğru anladığını kendince ispatlayabiliyorsa, anlaşılmamış demektir. Anlaşılamayan bir metin üzerinde tartışmak felsefe yapmak değildir. Abesle iştigaldir. Çünkü anlaşılamayan bir metnin yazarı yaşıyorsa, ne demek istediği kendisine sorulur. Ama ölmüşse, o metnin doğrusunu anlamak imkansızdır. Bu abesle iştigal sonucu, ne yazık ki, sık sık yapılan Kant ve Hegel sempozyumlarında, dinleyicileri esneyerek otururken, hatta uyuklarken görürsünüz. Oysa rahatça anlaşılan bir metni herkes kendi anladığı şekilde açıklamaya çalışmakla uğraşmaz.

Felsefe aslında, Platon’un kitaplarında Sokrates üzerinden anlattığı gibi yapılır. Gayet açık ve net cümlelerle, fikir yürüterek. Halktan gelen soruları cevaplayarak… Çünkü felsefe her insanın faydalanması gereken bir araçtır. Belli bir kesimin tekeline alınacak ve statü göstergesi olarak kullanılacak bir şey değildir. Felsefenin halka yayılması, herkesin faydasınadır. Ne kadar çok insan, hayata mantıklı bir açıdan bakarsa, özellikle demokrasilerde bu insanların alacağı kararlar da o kadar rasyonel olur. Halk felsefeden uzaklaşırsa, Kant ve Hegel dahil bir çok meşhur filozof çıkaran Almanya gibi, kendi halkının seçtiği bir diktatörün elinde perişan olur.

Bu noktada en büyük görev biz felsefe eğitmenlerine, felsefe öğretmenlerine ve filozoflara düşüyor. Felsefe mutlaka halka inmek zorundadır. Bunun için de anlaşılmalıdır. Gerek eğitimlerde, gerek felsefe yaparken, mutlaka anlaşılır bir dil kullanmak zorundayız. Dilimiz Türkçe yukarıda da anlattığım gibi zor bir dil. Ama imkansız da değil. Yeter ki, zorlukların farkında olup, dikkatli davranalım. Ve felsefe ile uğraşıyoruz diye, abesle iştigal etmeyelim.

Aydın ROZENTAL 

YORUMLAR (1)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL