Köşe Yazıları Sağlık

DUYGULARIMIZ İLE AĞRI ARASINDAKİ BAĞLANTI

DUYGULARIMIZ İLE AĞRI ARASINDAKİ BAĞLANTI
Gökkuşağı Köşesi Banner

Ağrı, vücudumuzu gerçek veya olası doku hasarından koruyan doğal bir yanıttır. Birçok insan ağrıyı tamamen fiziksel bir yanıt olarak kabul eder, ancak zihinsel ve psikolojik sorunları olan insanlarda (öfke, anksiyete, depresyon, endişe ve korku gibi) kronik ağrılar oldukça yaygındır.

Ağrı denildiğinde çoğunlukla fiziksel travmalar sonrası ortaya çıkan ve hareketi kısıtlayan, kas ve eklem yapılarının daha çok hasar görmesini engelleyen koruma mekanizması akla gelir.

Bir ayrılık yaşadıysanız, biri tarafından ihanete uğradıysanız veya terk edildiyseniz bununla birlikte gelen duygusal ıstırabın birçok yönden yoğun ve yıkıcı olabileceğini bilirsiniz. Acı o kadar büyük olabilir ki, deneyim sizi fiziksel olarak da etkiler. Buna da ‘duygusal travma’ denir.

Duyguların da fiziksel etkileri olabilir. Yani: endişe, hayal kırıklığı veya korku gibi duygular aslında fiziksel acı/ağrıya da neden olmaktadır.

Vücudunda yaşadığı ağrı nedeni ile değişik tedavi yöntemleri denemesine rağmen beklediği rahatlığa kavuşamayan kişiler için kronikleşmiş ağrı tanımlaması yapılır. Bu tür durumlarda ağrı sadece fiziksel bir nedene bağlı olsaydı yapılan doğru uygulamalar (fizik tedavi, egzersiz, pilates, manuel terapi gibi) mutlaka etki etmeliydi. Etkili olmuyor veya kişi beklediği sonucu alamıyorsa fiziksel travmalar dışında duygusal-psikolojik sorunlar ve biyokimyasal eksikler de sağlıklı olmak için önemli bir yere sahiptir.

Bugünkü konuda biyokimyasal eksiklikleri (vitamin, mineral vb.) bir kenara bırakıp sadece fiziksel ve duygusal travmaların ağrı ve acı üzerindeki etkilerinden bahsetmeye çalışacağım.

Zor duygusal durumlar ya da bilinçaltı travmalar kaslarda ve eklemlerde yorgunluğa ve hatta uyuşukluğa neden olabilir. Ama burada tam olarak ne oluyor, nasıl oluyor da derin bir keder ya da “kırık” bir kalp fiziksel acıya/ağrıya yol açabiliyor?

Nörobiyolojik çalışmalar birçok fiziksel ağrının duygusal stresle ilişkili olduğunu göstermektedir. İnsan duygularının vücut üzerinde olumlu veya olumsuz etkileri olduğu günümüzde batı ve doğu tıbbı tarafından kabul görmüş bir gerçektir. Doktorların tıbbi teşhis koyarken psikolojik ve duygusal stres faktörlerini de göz önünde bulundurması gerekmektedir.

Örneğin: mide ağrısı şikayeti ile gelen kişiye ülser teşhisi konulup ilaç tedavisi uygulamak, bir sonraki kontrolde beklenen sonucun alınamamasına sebep olabilir.

Burada mide ülseri teşhisine sebep olan şey sadece midenin asit/baz dengesinin değişmesi midir? Ya da buna ne sebep olmuştur?

Anksiyete, endişe gibi duygusal stres faktörleri de hormonal dengenin değişmesine, bu da midenin asit/baz dengesinin bozulmasına sebep olmuş olabilir mi?

Aynı şekilde kişinin öncesinde yaşadığı uzun süreli boyun, sırt ve kol ağrıları da (doğu tıbbına göre bunlar çoğunlukla mide meridyeni ile ilgilidir) midenin sempatik/parasempatik dengesinin bozulmasına ve sonuç olarak da mide ülserinin oluşmasına sebep olmuş olabilir.

İnsanlar sıklıkla sırt ağrısı şikayeti yaşamaktadır ve sırt ağrıları öfke, endişe gibi duygular ile yakın ilişki halindedir. Çok sinirli olan veya duygularını uzun süredir bastıran kişiler, acıya karşı aşırı duyarlı olma eğilimindedir. Duygusal acı, fiziksel acıdan daha güçlüdür. Duygusal acılar genellikle daha uzun sürer. Fiziksel acı genellikle geçici olmakla birlikte, duygu ve hislerin neden olduğu acılar yıllarca, hatta bazen bir ömür boyu sürebilir.

Peki ağrı ile nasıl bir mücadele içerisinde olmalıyız?

Aslında kesin bir kaide olmamakla birlikte öncelikle ağrının sebep olduğu fiziksel faktörleri ortadan kaldırmak en akıllı yaklaşım olur.

Her ağrılı durumda tek başına duygusal ve psikolojik stres olmayacağı gibi, kronikleşmiş ağrılı durumlarda da etken tek başına fiziksel travmalar olarak düşünülmemelidir!

Kendi klinik çalışmalarımdan ve edindiğim tecrübelerden yola çıkarak bunu bir örnek üzerinden açıklamakta fayda olduğunu düşünüyorum.

‘Bel ağrısı’ şikayeti ile gelen bir kişiye yapmış olduğum değerlendirme sonrasında en sıkıntılı kasının Psoas kası olduğunu bulmuştum. Psoas kası hareket etmemizde ve postürün dik durmasında görev alan oldukça önemli bir kastır.

Psoas kasını dengeledikten sonra (zayıf bulduğum kasın kuvvetli olması için gerekli düzeltmeleri yapmıştım) tekrar hareket testlerimi yaptım ve hareketi daha iyi olmasına rağmen ağrısı azalmış ama devam ediyordu.

Sonrasında Psoas kasının ilgili omurga segmentlerine baktım ve oralarda da gerekli düzeltmeleri yaptım. Gerekli düzeltmelerden sonra ev egzersiz programı ile bir sonraki randevu için gün verdim. Sonraki randevuya geldiğinde egzersizlerini de yapmışsa daha iyi göreceğimi düşündüğüm danışanımın ağrıları ilk seansa göre iyi olsa da tekrar geri gelmişti.

Yine gerekli düzeltmeleri yaptıktan sonra psikolojik ve duygusal testler de yaptığımda bu tarafın pozitif bulgular verdiğini gördüm.

Doğu tıbbına göre Psoas Kası ‘Böbrek Meridyeni’ ile alakalıdır ve böbrek meridyeninin olumsuz duygusu ”korku”dur. Danışanıma yakın zamanda (bu ağrılardan önce) soyut veya somut korktuğu herhangi bir şey olup, olmadığını sordum. Aldığım cevabın ‘hayır’ olması öncesinde beni şaşırtmadı ama biraz durup düşündükten sonra bilinçaltında olan veya yer etmiş bir şeyin doğru cevabının bilinç düzeyinden gelemeyeceğini düşünerek bu konuda güvendiğim bir arkadaştan destek almayı uygun buldum.

Birkaç seans sonrasında hem fiziksel (kas, eklem, omurga vs.) hem de duygusal travmaların beraber düzelmesi ile kişinin ağrısının ortadan kalktığı, bilinçaltında kalmış, öncesinde bir süre hayatında yer etmiş ama sonrasında unutmuş olduğu (fakat bilinçaltında hala yer eden) korkularından da kurtulmuş olduğunu beraber gördük.

Sonuç olarak fiziksel kronikleşmiş ağrıların altında mutlaka duygusal ve psikolojik bir olayın olduğu gerçektir. Fiziksel ağrıları düzeltmeden, beynin en azından ağrılı uyaranlara vereceği cevabı kontrollü hale getirmeden sadece psikolojik destek ile olayla baş edilebileceğini düşünmek de istenilen sonucu vermez. Aynı şekilde kronikleşmiş bir ağrı durumunda fizik tedavi, manuel terapi gibi uygulamalar ile de mükemmel sonuçlar alınacağını düşünmek mantıklı bir yaklaşım olmaz. Kişinin ilgili hekim/psikolog tarafından destek almasına yardımcı olmak ve doğru yönlendirmek her iki tarafa da fayda sağlayacaktır.

Fzt. Dursun SUMER

dursunsumer.com

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL