Köşe Yazıları

DÜRDANE TEYZE… KAYBETTİKLERİMİZİN ANISINA!

DÜRDANE TEYZE… KAYBETTİKLERİMİZİN ANISINA!
Gökkuşağı Köşesi Banner

Son bir kez dönüp baktım O’na. Kolunu, güçlükle kaldırıp el salladı bana. Biliyordum ki ben o kapıda durduğum sürece el sallamaya devam edecekti sevgili yengeanneanne Dürdane Teyze. Biraz önce O’na veda ederken, sararmış yüzünü hem sağdan hem soldan öpmüştüm. Sonra da sağ elini, sağ elimin içine alıp öpmüştüm. Gene de tatmin olmayıp kendi vedamdan, bir öpücük de bileğinin hemen üstüne kondurmuştum. Benden birkaç hafta önce-henüz O daha iyiceyken ziyaretine giden ablam ve kız kardeşime, benim ismimle hitap ettiğini duyduğumda vicdanım sızlamasına rağmen, etmem gereken bu vedayı iki hafta boyunca erteledim: Karşılaşma anına dayanamayacaktım- ki şimdi sunduğum bu neden, başka insanlar tarafından ortaya atıldığında beni hep kızdırmıştır. Ne demektir dayanamamak? Nasıl bir bencilliktir bu; nasıl bir kendini “çok” düşünüş ve tabii ki kendini seviş?

Bugün yaptım. Tüm hafta boyunca, artık gitmekte olduğu söylendiği için mi yaptım? Sanırım kendime de kötü davranıyorum bu soruyu sormakla. Bencil olmamak adına, kendine işkence etmek gibi bir şey bu. Kendine işkence ederek, kendini aklamak. İçeri girdiğimde, bulunduğu odaya adım atarken karşı karşıya kalacağım durumu, çok yakından tanıyordum ben: Bir pipet. Kaybettiğimiz sevdiklerimizin son günlerinin simgesidir o pipet.

“Sütlü kahve içiyor annem,” dedi Ülviye Abla. “Sütlü kahve demişler; ama içinde mama da varmış,” diye fısıldadı annem.

Evet, pipet. Pipetle, sütlü kahvesinden birkaç yudum aldı yengeanneanne Dürdane Teyze.

“Tanıdın mı beni? Ben, Ayşe,” dedim. Başını salladı bir aşağı bir yukarı. İlk o zaman eğilip öptüm yanaklarından.

Dudaklarını toparlayıp ileri attı onları, beni öpmek için. Öptü de gücü elverdiğince.

“Çok iyi gördüm seni,” dedim. Lisedeki din derslerimiz geldi aklıma. Yalanın, günah sayılmayacağı durumları sıralıyorduk. Bir tanesi, ölmekte olan kişiye söylenendi. Yalan söylüyordum ve günah değildi. Ne güzel! Günah? Günah??

Yalanımdan sonra, yan odaya geçtik. Televizyon açıktı: kocasını ve karısını paravan ardında bulacağını düşünen “umut peşinde” insanlar. Dürdane Teyze, pipetiyle sütlü kahvesini içiyordu.

Yengem, çay yapmıştı. Hayat olanca sıradanlığında akıyordu, evet: Biz çay içiyorduk, içimiz burkulsa da çayın yanında sigaramızı da eksik etmiyorduk. Ama… Ülviye Abla, biraz önce yazarken atladığım o sözü ikinci kez söylüyordu: “O, benim bebeğim.” (benim duyduğuma göre ikinci kez… eminim dilinde sürekli tekrar ettiğidir bu.)

Dürdane Teyze, Ülviye Abla’nın bebeğiydi nicedir. Anası bebeği olmuş Ülviye Abla’nın. Ateş düştüğü yeri, yaşa başa bakmadan cayır cayır yakıyordu.

“O, benim bebeğim.”

O bebek, pipetiyle sütlü kahvesini bitirdi mi bu akşamüstü, bilmiyorum.

Ben vedamı ettim. Son muydu bilmiyorum ama ben son kez arkama dönüp baktım Dürdane Teyze’ye. Kolunu, güçlükle kaldırıp el salladı bana. Dudaklarını toparlayıp, ileri attı ve bana öpücük… “yolladı” bu kez. Ama gene de kondu o öpücük kalbimin tam ortasına.

Dürdane Teyze.. Dürdane Teyze… Başında beyaz yemeni. Dürdane Teyze. Yengeanneanne Dürdane. Ülviye*’nin bebeği Dürdane. Herkese Ayşe diyen Dürdane Teyze.

(Doğrusu Ulviye’dir ama biz Ülviye deriz.)

Ayşe UMUT

YORUMLAR (5)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL