Köşe Yazıları

“Din-Den-Dön”

“Din-Den-Dön”

Anlar var ki unutulmaz; dolu dolu attığımız bir kahkahanın izidir yüzümüzdeki kaz ayakları. Böyle anlardan bahsetmek lazım çokça. Ağlamak gibi gülmenin de bulaşıcı olduğu bu hayatta en çok neye güldüğünüzü anlatın insanlara. Kahkahanız bulaşsın birbirinize göz yaşınızdan çok…

Arkadaşlarımdan biri tweet atmış geçenlerde: “Otobüste kahkahalarla gülüyorum okuduğum şeye, öyle ki gözlerimden yaş geliyor. Sorum şu: Yüzümde maske varken gözlerimden akan yaşların ağlamaktan mı, gülmekten mi olduğu anlaşılıyor mu dışarıdan bakınca? Hayır, yani ağladığımı düşünsünler istemem.”

Ne kadar da kanıksamışız değil mi, insanın sadece üzüntüden göz yaşı dökebileceğini son zamanlarda…

Yıl 2005, yer İstanbul. Yeni açılmış bir AVM’nin bahçesinde demirlere yaslanmışız. İki arkadaşımla aylak aylak duruyoruz. Tepemizde martılar dolanıyor. O sırada kız arkadaşlarımdan biri sırtımızı dayadığımız demirlerde arkaya doğru kollarını açıp iyice geriniyor: “Hava ne kadar da güz…” işte o anda sesi birden kesildi. Tepemizdeki martılardan biri alnının tam ortasına iki avcumu dolduracak büyüklükte pisledi. AVM’nin bahçesinde tek duyduğum ses kahkahamız ve o kız arkadaşımın “Allah’ım kör oldum galiba, alnımdan vurdular beni” diye gülmekle ağlamak arasındaki çığlıkları oldu. Gördün mü bak? İnsan çamurun ortasında sıçradığında bi̇le, çocuk gibi elinde olmayan sebeplerle kirlendiğinde bile kahkaha atabiliyor. Bak sen şu Allah’ın işine!

Yıl 2011, yer Kocaeli. O zamanlar yeni yapılmış olan iki yanı ağaçlarla dolu yürüyüş yolundayız. Yine üç kişiyiz ama farklıyız. Akşam karanlığı çökmeye başladı mı, şehrin bütün kuşları delirirler ve bir anda yağmur gibi “şıp! şıp!” her yer kuş pisliğiyle dolmaya başlardı. İşte tam bu vakitlerde gülüyoruz, espriler havada uçuşuyor kahkaha atmaktan midemize kramplar girmiş, öldük öleceğiz derken, “şıp!” Ses arkadaşımızın birinin kafasından geldi. O anda yine şu bildiğimiz sessizlik, hasar kontrolü… Zaman durdu. Kız arkadaşım kendi etrafında 360 derece dönüp gözüne kestirdiği bankta oturan yaşlı bir kadının yanına gitti koşarak: “Teyzeciğim peçete alabilir miyim?” dedi. Kadın bir an düşünüp, şaşkın bir ifadeyle çantasını araladı ve bulduğu peçeteyi uzattı arkadaşıma. Yanımıza döndüğünde bir taraftan saçını temizliyor bir taraftan da bizim: “Nereden bildin kadında peçete olduğunu?” şeklinde sorularımıza cevap veriyordu. “Kadın yaşlı ya, kesin peçetesi vardır diye düşündüm.” Hafif bir şaşkınlıkla saatlerce gülmüştük bu duruma da… Gördün mü bak? İnsan başına gelenler karşısında etrafından hesapsızca yardım istediğinde o yardım geliyor. Boşuna değil “arayın bulacaksınız, isteyin verilecektir…”

Kültürümüzde var talih kuşu ile b*k ilişkisi, diken ile devenin aşkı… Bu sebepten ısrarla çalıyorlar kapımızı… Yedin mi son akşam yemeğini, yarına Allah kerim…

Kahkahamızı çaldılar bizden azizim, birlikte geçirmemiz gereken zamanları, bizi geçim telaşıyla mezara kadar yarış atı gibi koşturmaktan geri kalmadılar. Boktan sebeplerle gülebilen, kaynaşabilen, oynaşabilen, ırkını, dinini, rengini umursamadan üreyebilen insanları turnusol kağıdı gibi ayrıştırdılar. Mezarda emeklilikten tutun da, hayatımız boyunca; bir ev, bir araba, eğitim… alacağız diye sabahtan akşama oradan oraya koşuşturdular. Bizi kendi gölgemizden korkuttular, göçmen kuşların rotasını bile bir çırpıda şaşırttılar. İnsan kuşları oradan oraya savurdular…

Konuşulması gereken gerçek sorunları bir kenara atıp kadınların eteğine, erkeklerin şortuna, çocukların masum oyunlarına, insanın rengine, dinine, evde ne konuştuğuna… hatta dünyanın bile yuvarlak oluşuyla bozdular kafayı, at gibi dört nala şirke koşuyorlar azizim. Faiz haktanmış, vergi helal. Şeytanın din-den-dön diye defalarca kapısını çaldığı pörtlek gözlü bir kadının çağrısına uyup insan haklarına sadırdılar yetmedi, müziği bile zapt etmeye kalktılar.

Sanki Pandora’nın kutusu tekrar açılmış da elimizde kalan umut da içinden çıkmış gibi… Önünde sonunda, üç vakte kadar, sen de yarın, ben diyeyim yarından da yakın; oyun oynamayı tekrar öğrenecek çocuklarımız, geçmişiyle ve geleceğiyle barışacak insanlarımız, bir Hıdırellez ateşi yakılacak yeniden. Ateşe atlarken çok daha şen tınlayacak kahkahalarımız… Sen yeter ki açma, her şeyin düzeleceğini fısıldayan kahkahanı yarıda kesip, umudun peşini bırakıp “din-den-dön” diye çalan kapılarını.

NAKHAR

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL