Köşe Yazıları

BUGÜN DÜNDÜ

BUGÜN DÜNDÜ
Gökkuşağı Köşesi Banner

“Bazen insanın hayatında ne diyeceğini bilemediği bir an olur ya, o an iyi gelir insana. İnsan sadece susup bakmasını bilmeli o durumda. Ama susmalı. Eski zamanların hatırına, masumiyet devrinin hatırasına hürmeten bazen sadece susup bakabilmeli insan.”*

Bugün geçmişi “yaşadığım” bir gündü. Sabah simit yerken, uzun zamandan beri beklediğim olay gerçekleşti. Kıtırt kıtırt! Ben simit çok sert sandım. Simit, kıtırdıyor ya da ben ısırdıkça “kıkırdıyor” sandım. Gülüyordu belki de dedim. Ama değilmiş öyle: O diş inatla tutunduğu yerden çıkıvermiş. Evet, dişim beni terk etti geride birkaç iz bırakarak. Rüyada olsa, ürkerdim ama gerçekte olan hiçbir şey ürkütmüyor beni artık. “Diş gitti” den başkaca anlamı yoktu dişin gidişinin.

Bugün “geçmişi” yaşadığım bir gündü. İlk kahvemi oyunculuk öğrencilerinin mekanında içtim. Ezber yapıyorlardı son kez. Onlardan biri olaydım keşke dedim. Hatırladım sahne aşkımızı, hüzünlendim ve gülümsedim. Onlardan biri olamadım ama keşke hocaları olaydım dedim. Hatırladım, gülümsedim ama hüzünlendim. Ama hüzünlendim. Ama hüzünlendim. Hep amalıyım bu ara.

Bugün geçmişi yaşadığım bir “gündü”. Tekrar, bazen tekrar ettiğin şeyin odağını değiştirdiğinde ve üzerinde düşündüğünde iyidir. İlk dersimi 10.45’te verdim. “How many ve how much”ı önemsettim. Büyüttüm büyüttüm gözlerinde çocukların…. ve yine hatırladım ve yine gülümsedim ve yine hüzünlendim. Kimse anlamadı ve bilmedi. HOW MANY VE HOW MUCH büyüktü… çok büyüktü… kimse görmedi kimse duymadı ve kimse anlamadı benim neyi hatırladığımı; benim gülümsememi: Mahremiyet.

“How many years and how much love…” dedim dedim dedim.

Ne diyeceğimi bilemediğim andı. O an iyi geldi.

Masumiyet devrinin hatırasına hürmeten… sustum. Baktım.. baktım.. baktım: kendime. Sonra yine tekrara başladım:

“Ölürdüm.”

“Öpmeseydim bu dudakları bu akşam ölürdüm.”

“Öptü ve öldüm.”

Yatak, sol yandan duvara cepheli. Adam üstünde uzanmış, sağ kolu yastığa yan düşmüş başını destekliyor. Yatağın özgür diğer yanına bakıyor gözleri. Dudakları gülümsüyor. Odanın ortasında bir telaştır gidiyor. Telaşına gülümsüyor adam o kadının. Kadının ayakları çok rahatmış ‘imajı’ vermek çabasında; geziniyorlar yatak ve pencere arasında. Elinde bira şişesi. Çabucak boşalıyor. İçindeki değişse de bir bira şişesi hep elinde. Biri bitince diğerine geçiyor. Aklında arada bir gelip giden: “Çok mu içtim.. içiyorum?”

“Çok mu içtim… içiyorum?”

“Çok mu içtim.. içiyorum?”

“Çok mu içtim.. içiyorum?”

“Çok mu….”

Yumuşacık sesi adamın: “Haydi…” Kalın gülümseyen dudaklarından çıkan ilk çağrı, kalın dudaklarındaki utangaçlığı saklayan kendi “acemi-şuh” gülümsemesine çarpıyor. Eteği ve “her zaman” içinde kendini kendi gibi hissettiği bluzu. Bluzu. Bluzun orta yerinde çatalı. Botları. Çıkarılmadan bedeniyle birlikte yatağa uzanıyorlar. Adamın yanına. Beyaz yastık, siyaha bulanıyor. Artık başı yastığa düşmüş adamın. Aynı yastığa başını yatırıyor kadın.

Şimdi gözler. Sürmeli. Doğuştan sürmeli gözleri adamın…kalbine giriyor kadının. Orada kalıyor sürmesi adamın. İçine sürülü. Uzun zaman. Sessizlik. Sesler. İz. Boynundan dökülen dokunuşlar. Sahiplenici. Şefkatli. Bazen sahiplenici. Bazen şefkatli.

“Öpmeseydim bu dudakları bu akşam.. Ölürdüm.” Dokunuşu dudaklarının, derinleştiriyor içindeki sürmenin izini.

Boynundan dökülen dokunuşlar. Boynundan dökülen dokunuşlar; kalbinde … duraksıyor. Sessizlik.. Sesler.. Sahiplenici. Şefkatli..

İçinde kalıyor adamın sürmesi.

“Öpmeseydim bu dudakları bu akşam.. Ölürdüm.”

Adam öpüyor ve kadın ölüyor.

How many years.. how much love… Bugün her şeyi yaşadığım bir gündü. Her şeyi susturdum. Bugün dündü. Dünü susturdum. Mahremiyete hürmeten…

*GİZLİ AŞK BU, s. 43, ÖZEN YULA- Şener ve Müjde karşılaşması: Şener’in alnı kırışır. Müjde başka bir diyardan bakar Şener’e.

Ayşe UMUT

YORUMLAR (1)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL