Köşe Yazıları

BU HAYAT TOPLUCA BİR ÖZRÜ HAK EDİYOR

BU HAYAT TOPLUCA BİR ÖZRÜ HAK EDİYOR

Bugün Dilek Cesur isimli arkadaşa ait bir yazı okudum. Çok etkilendiğim için sizlerle de paylaşmak istedim. Yazı kısaca söyle; Küçük bir kız çocuğu annesiyle birlikte komşuya oturmaya gidiyor. Anneler cay içip sohbet ederken küçük kız da komşunun oğlu ile onun odasında oynuyorlar. Ama oğlan dışarı top oynamaya çıkıyor ve kız odada oyuna devam ediyor. Bir süre sonra cam kırılması sesleri arasında bir top odaya kızın ayağının dibine düşüyor. Kız topu alıp dışarı atmak isterken sesi duyan anne içeri geliyor kızının elinde topu görünce o yaptı diye bir güzel dövüyor kızını. Hem de ne olduğunu sormadan. Birkaç dakika sonra oğlan içeri gelince durum anlaşılıyor ama anne içeri geçip sohbetine kaldığı yerden devam ediyor. Komşusu ‘‘Keşke bir özür dileseydin kızından, yazık oldu” deyince de ”Kendi doğurduğumdan özür mü dileyeceğim?” deyip geçiştiriyor.

Bu kızımız tabii ki büyüyor ama içinde annesine duyduğu kızgınlık, kırgınlık hiç bitmiyor.

Evet, bir özürle haksız yere yenilen bir dayağın acısı hafifletilecekken, umursanmayıp kırk yıl sonrasına taşınan bir acı olarak kalıyor.

Ne çok yaralarımız, ne çok örneklerimiz var bu konuda. Ne çok haksız yere itelediklerimiz, ötelediklerimiz var toplum olarak, insan olarak. Ne çok haklarını yiyip arkamızı dönüp gittiklerimiz. Burnumuz niye hep dikine? Niye bu koca dünya bir tek bize aitmiş gibi davranıyoruz? Niye bizden başkası önemli değil? Bazen, aman hayvan işte diyoruz, bazen aman ot, çöp… Bazen “Aman çocuk unutur,” diyoruz. Bazen de “Bize dokunmayan yılan bin yaşasın”. Oysa bir özür kırılan kalbe bir dokunuş, bazen kanayan bir yaraya bandaj olacak. Belki bir özür öfkeli bir ateşe su olacak. Belki bir özür birikmiş bir kinin, nefretin küllenmesine neden olacak.

Bu özrü oyun alanı bile bırakmadığımız çocuklarımıza borçluyuz. Bunu geleceklerini umutsuzluğa boğduğumuz gençlerimize borçluyuz. Bunu dişini tırnağına takıp bize bir hayat sunmuş emeklilerimize borçluyuz. Bunu yaşama alanı bırakmadığımız hayvanlara borçluyuz. Bunu bize dünyanın en temiz havasını sunan ormanlarımıza, dağlarımıza, ovalarımıza borçluyuz. Bunu eril zihniyetin köşeye sıkıştırdığı kadınlara borçluyuz. Bunu süt kokan tenleriyle topraklara koyduğumuz kuzulara borçluyuz. Bunu ötelediğimiz halklara borçluyuz. Bunu Dersim’e, Maraş’a, Sivas’a, Roboski’ye ve daha nicelerine. Çıplak ayak okula giden çocuklara borçluyuz. Üstüne beton dökülen yüzü kara madencilere borçluyuz. Tarlasını ekemeyen çiftçiye, işe gidemeyen babaya, boşuna akıp giden dereye, çaya yani kısacası hunharca kullandığımız, yasadığımız bu dünyaya koca bir ‘ÖZÜR’ borçluyuz….

Birgül SOLMAZ K.

 

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL