Köşe Yazıları

BOŞLUK

BOŞLUK
Gökkuşağı Köşesi Banner

Yazıda çalan şarkı: “Kül olur kalbindeki zamanla.” Yana yana yana yana…” (Cem Adrian-Mark Eliyahu)

Dün bitirdiğim dizide kadınlar en mutlu oldukları anları anlatıyordu. Kadın dayanışması ortamı: travmalı kadınlar yaşadıkları haksızlıkları, istismarları değil de umut adına mutlu oldukları detayları birbirleriyle paylaşıyorlardı. Anlattıkları mutlu anlar genellikle çocukluğa ait henüz dokunulmamış ve bozulmamış hatıralardan ibaretti. Dizinin ana kahramanı ve bu paylaşıma öncülük etmiş kadının mutlu anısı elbette ki en sona saklanmıştı-dizinin doruk noktası. “Benim en mutlu anım henüz yaşamadığım an,” dedi. Tam olarak böyle demediğini biliyorum. İzlediklerimiz ya da okuduklarımızdan hafızada ne kalıyorsa, benim kadının sözleri olarak aktardığımda da o kadar doğruluk var muhtemelen. Birkaç yıl önce bir arkadaşımla mutluluktan bahsederken, “Hep mutlu olmanın peşinde olmamız acınası bir durum,” demişti. Gençliğimizi birlikte yaşamıştık. Çok şey paylaşmış ve çok şeyde birbirimizi yüreklendirmiştik. Kurduğu cümle yüreklendirme miydi yoksa kabul etmem gereken bir gerçeğin olduğuna dair bir uyarı mıydı? Üzerinde çok düşünmemiştim ama o zaman bile sonraları düşüneceğim bir cümle olduğundan emindim. Söylenenlere ve olanlara inanamama ile başlıyor hayattan kopuş ve sonra kendine inanamama ile biten bir boşluğa dönüşüyor. Öyle ki hayattan koptuğunuzu da fark etmiyorsunuz.

Sıradan insan davranışlarını izlemekle geçti şu ana dek olan yaşamım. Bir cafede oturmuş sohbet eden arkadaş topluluğu, tek başına sigarasını tüttüren çayını yudumlayan bir amca, bir mağazanın dışında askılarda asılmış giysileri eliyle ayıra ayıra seçen kadınlar, adamlar. Otobüste kitap okuyan ya da kulağındaki kocaman kulaklıkla müzik dinleyen gençler, telefonda babasına kendisini bir arının soktuğunu anlatan kız, akşama annesine ne yemek yaptığını soran genç adam, maç akşamı bir araya gelen bira içip karşı takıma küfürlü şarkılar söyleyen taraftarlar. Hayatına son veren bir arkadaşım, hastalığının daha iyi bir döneminde, “O kadar özlüyorum ki.. ben de bir maç öncesi coşayım. Maç izleyeyim. Sıradan olayım, eski günlerdeki gibi” demişti. Sıradan yaşam dediğimde hep O’nu anarım. Sıradan yaşam ve eski günler. Biraz önce güzel yaşadığım hiçbir eski günümü yeniden yaşamak istemediğimi söyledim kendime. Güzel günler yaşanmıştı ve yeniden yaşamaya gerek yoktu. Sanırım güzel yaşananlarla kötü yaşananları karşılaştırmak hastalığından dolayı hayatın kıymetini bilemiyoruz biz. Mutlu olmak için deli bir çabanın içine girmemiz gerçekten de acınası. Geçmişte yaşanan mutlulukları tekrar etmek istememiz acınası. Sıradan bir yaşamı kabullenmektense geçmişin cesur adımlarını yineleyerek mutlu olacağımızı sanmamız da acınası. Sıradan bir yaşamı sürdürebilmek en büyük başarı mutluluğa dair. Bunları yazarken bunun böyle olduğuna kendimi ikna etmeye çalışıyorum. Bugüne dek içinde yaşadığım hayatta da hep “büyük” “büyük” şeyler oldu. Henüz yaşım büyük bir geçmişi biriktirmiş yaşlardan olmasa da yaşadıklarım hep sıra dışı idi. Ölümlerle ve aşkla sıradanlığın dışına çıktım. Cesaret isteyen şeyler yaptım. Saat 21.49. Büyük büyük laflar edecektim tam. Matkap sesi başladı. “Şimdi pencereden ‘Abi yazımın içine ettin!’ diye bağırsam!; sonra da geri gelip laptopa bu anı yazsam. Okuyan inansın diye önce bağıracağım sonra da bunu yaptığımı yazacağım.” Bağırmadım ama yazdım😊 Matkap sesi sıradanlığın sesi: “Yazı mı yazıyordun sen, al bakalım yaz şimdi!” Mutlu mu olacaktın sen, çook olursun 😊 Mutlu olmadım mı ama? Oldum oldum. Sıradan bir matkap sesi yazının içine giriverdi. Matkap sesinden rahatsız olan sinirli bir kadın oldum. Oysa biraz önce kendi hayatı hakkında bir şeyler söyleyecek heyecanlı bir kadındım. Yazıya başladığında sözcükleri kucaklayan; onlarla oynamaktan keyif alan bir kadından, bu yazıyı nasıl bitireceğini bilemeyen birine dönüştüm. Bence hayat da bize bunu yapıyor. Sıradan olduğumuzu kabul ettiriyor ve böyle mutlu olunması gerektiğini kafamıza kafamıza vuruyor. Matkap sesi hala devam ediyor.

“Söylenenlere ve olanlara inanamama ile başlıyor hayattan kopuş ve sonra kendine inanamama ile biten bir boşluğa dönüşüyor.” Boşluk. Matkap. Deliyor matkap: Boşluk.

“Kül olur kalbindeki zamanla.” Yana yana yana yana…” Mırıldanıyorum ve gözlerimi kapıyorum; bir denize açılıyor boşluğum. Ufukta rengarenk bir resim, umudu anlatan. Olamaz mı? Olur. Olur:

Ayşe UMUT 

 

YORUMLAR (7)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

  1. Nakhar diyorki:

    “Olur mu hiç öyle şey” değil, neden olmasın… Nefesimiz yettiğince umudumuz var, soyadını sayıkla… O sana hatırlatır!

    Sonra gel soframıza ekmeğimizi bölüşelim… Umut bizim ekmeğimiz ne de olsa!

  2. Sema Bahçeci diyorki:

    Belki de boşluğumuz hep boşluk olarak kalmalıdır ki; bazen anılarla demlenmiş bir çay içimiyle gelen o sıradan mutlulukla, bazen de yana yana geçen mutsuzlukla dolsun. Kaleminize, yüreğinize sağlık…

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL