Köşe Yazıları

“Bisiklet”

“Bisiklet”
Gökkuşağı Köşesi Banner

90’ların başıydı. Gençler bilmez, Demirel diye biri vardı.

Babamın aldığı dört tekerlekli bisikleti henüz kullanamıyordum. Ağabeyim bisiklet kullanmayı öğretmek için elimden tutup çıkardı beni sokağa, annemden izinsiz burnumu bile çıkaramazken daha… Evin önünden bir üst mahalleye bağlanan yokuşun başına çıktık önce. Sonra ne olduysa kendimi bisikletin destek sütununda otururken buldum ağabeyim bağırıyordu: “Sıkı tutun!” Sonrasında yokuş aşağı saldık kendimizi, dört tekerin biri bile değmez mi asfalta! Uçtuk, uçtuk… düştük! Ağız, burun, göz, kafa travması; bisiklet fobisi, üstüne kreması…

Aylarca yattı bisiklet kapıda. “Bir tur versene!” diyen mahalledeki çocukları kıramazdım. Onlar da evden çıkamayışıma güvenir tur üstüne tur bindirirlerdi mahallede. Ben öğrenemedim nasılsa. Korktum bir kere. Anneme de gün doğmuş, yargı dağıtıyordu: “Sözümden çıkarsanız böyle sokağa hasret kalırsınız işte!” Babama göre abartmıştı annem “Çocuk dediğin düşe kalka büyür; madem öyle salmasaymış sokağa o da!” Annem ne yapsındı? Kaşla göz arasında atıyorduk kendimizi sokağa. Asayişi sağlamıştı böylece annem.

2000’lerin başıydı. Gençler bilmez, Ecevit diye biri vardı.

Üniversite ara tatilinde, ablamın işlettiği kafede yardım ederken öğrendim ben bisiklet kullanmayı. Bugün öğreneceksin bunu sürmeyi, diye bağırmasından korktuğumdan. Dengede durmayı öğrendiğim gün, hızlıca çıktığım dört yol ağzında son gaz gelen bir camcı kamyonetiyle burun buruna geldim. Matrix filmindeki Neo’nun kurşunları durdurması gibi elimi uzatıp “Dur!” dedim, ama durmadı… Ya sonra? Ayağım bisiklet altında, bisiklet kamyonetin altında. Bacağım ezildiği için üzülmek yerine, bisiklet kullanacağım diye ikidir asfalta yapıştığım için hayıflanmıştım.

15 yıl sonra, yeniden cesaret bulup aldığım bisikletle oturduğum ilçede bir gruba katılarak uzun bisiklet turlarına dahil oldum. Hatta bazı bazı gözümü karartıp, Beylikdüzü’nden sabah altıda bisikletle yola çıkar, beylikdüzü, Haramidere, Avcılar yokuşlarını geçerek Yenibosna’daki işime giderdim iki saatin sonunda. Yolda demir bariyerlere doğru sıkıştırmaya çalışan, bağırarak dengemi bozmaya çalışan trafik canavarlarına kulak asmamayı öğrendim de zamanla. Çok uzun sürmedi daha düz ayak bir semtine taşınınca İstanbul’un, bisiklet hevesim de zamanla sona erdi.

Gerçekleri gösterip onlar hakkında konuşmak yerine penguen belgeseli izleten kanallar gibi oldum iyice. Şimdi size anatacaklarımı biraz sansürledim.

Rakipleriniz karşısında ya nah(!) ay pardon, nal toplayacaksınız, ya nalları dikeceksiniz. Nasıl bir at ya da ne becerikli bir jokey olduğunuza göre değişir bu işler. Muhalefet halktan bir tur da bize bırakın hükumeti diye izin istiyor sürekli. Yokuş aşağı freni tutmayan bisikletin üstünde, ülkenin ekonomisi tepetaklak gelmeden ne oldum diyemeyeceğiz gibi anlaşılan.

Bisikleti kimin sürdüğünün bir önemi olmamalı, Iktidar hırsından çok daha önemli mevzular var halbuki halledilecek. İşin fıtratına uygun can kayıpları, alınmayan tedbirlerin bir sonucu olan işçi cinayetleri; faili erkek olan şüpheli kadın ölümleri; barınma, beslenme, yaşama uğraşları… Sadece insanlar için değil, üstelik hayvanlar için de durum aynı. Üretemeyen üreticiler, satamayan satıcılar, alamayan tüketiciler. Bütçeden masalcılara aslan payı. Kim ne yapsın eğitimi, sağlığı, kültürü!

“Şişş cevap verme sakın he he de geç!”

“Hakkında konuşma sus”

“Yalan, iftira!”

“Ben kimim biliyor musun?”

Biz kimiz sen biliyor musun? Bir tur daha binelim diye üzerinden inmediğin bisikletin asıl sahibiyiz, bisikletin dişlisini olanca gayretiyle döndüren çarkız biz. Gün gelir feleğini şaşırtır, devrine deveranına, çarkına güle oynaya çomak da sokarız.

Sonrası; öptüm, kib, bye…

NAKHAR

YORUMLAR (1)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL