Köşe Yazıları

“Bİ’ ŞEYLERİN YEDİNCİSİ”

“Bİ’ ŞEYLERİN YEDİNCİSİ”
Gökkuşağı Köşesi Banner

-I-

‘’I’ve had enough of all the cliches

Out of sight is out of my mind

I’ve had enough of all the life-changing advice

They invent to pull the wool over my eyes

I’ve had enough of all the cliches

The thought that nothing is even enough

I’m fine until the fears they catch me unawares

Creep up and start to whisper sweet nothings in my ears.’’

Black Sheep – Oi Va Voi

Beşiktaş-Üsküdar vapuru zihninizi temizlemek için yeterince uzun, deniz havasından çarpılmamanız için ise yeterince kısa bir deneyim sunmasıyla meşhurdur.

Beşiktaş’tan Üsküdar’a geçerken bunları düşünmüyordum. Vapurda ne yaptığımı bile hatırlamıyorum. Bir anda Üsküdar’daydım. Bir arkadaşla kahve içecektik. Bazı yanlış anlaşılmaların üzerinden geçip aramızı iyi kılacaktık. Öyle de oldu.

O ne kadar da ben’di, ben de ne kadar da o’ydum aslında. Ayrıldıktan sonra bu düşünce tüm hücrelerimi sardı. İçlerinden birine teslim ettim kendimi düşüncelerin. O düşünceyle bindim bu kez Üsküdar-Beşiktaş seferini yapacak olan vapura.

Kulaklıklarımı taktıktan sonra seçimi telefona bıraktım şarkı konusunda. Şarkı ilk çalmaya başladığında zihnimde bir şey uyanmadı ancak sözlere geçtiği anda kendimi bir anda 2011 yılında buldum. Babam henüz ölmemiş, ben henüz büyük savruluşları yaşamamışken hatırlayabildiğim son ‘’başına buyruk’’ yılım.

Yurt dışında eğitim görmek için bursumu almışım. Blog yazarlığı yapıyorum o zamanlar. Tanıştığım bir çocuk var oradan. Müzik zevklerimizin büyük ölçüde uyuştuğu biri. Zorlu zamanlar yaşamış aynı zamanda. Cesurca yazabiliyor kendisini ve hissettiklerini. Arada da şarkı paylaşıyoruz birbirimizle. O zamanlar paylaştığı şarkılardan biri bu : Oi Va Voi – Black Sheep…

Şarkının oryantal yaylı detayları ardımda bıraktığım Üsküdar’ın kişiliğine uyuyor. Zihnim bu bağlantıyı kurduğu andan itibaren her yer sinematikleşiyor. Şarkı sözlerinin anlamlarını tekrar hatırlıyorum. On yıla yakın bir süredir dinlemediğim bir şarkı, on yıl sonra benimle bütünleşiyor. Vapurun, seyahatin, denizin, akşam serininin tek öznesi benmişim gibi sanki. Sanki bir film ya da dizideki ana karakterin kendisini sorguladığı o ara sahnelerden birindeyim.

‘’I’m sending out this tune

To places I once knew

To all the people I’ve lost’’

İstanbul insana sosyalleşebileceği birçok seçenek sunarken, eve dönüş yolunda ise muazzam enerjisi ve dramatik manzaraları sayesinde yeni sinaptik yollar açıyor insanın zihninde.

Bir kara koyunun ise kendisini tekrar sevmeyi hatırladığı kısa bir yolculuk oluyor bu vapur macerası.

-II-

‘’İnsanın kendi kendini sabote etmesi her zaman alkol ya da uyuşturucu madde kullanarak olmaz. Bazen toplumun ve ebeveynlerin makbul gördüğü şekilde sadece kariyere odaklanarak, gece gündüz çalışarak da kişi kendini dünyadan soyutlamaya çalışabilir.’’

Taylan Baran

Geçen bir haftanın ardından yine deneyimlerimi cümlelere aktarmak için kahvemi demledim ve bilgisayarın karşısına geçtim. İnsanın kendisini bir bütünün küçük parçalarından oluşan karmaşık bir varlık olarak görmeyişi uzun süredir ilginç geliyor bana. Nasıl olur da sadece tek bir durumun içine kilitleyebilir insan kendisini? Ben de bilemiyorum ama hayret ediyorum.

-III-

‘’İstiridyeler dolunayda tam olarak açılırlar, yengeç açık olduğunu görünce istiridyenin içine bir taş ya da yosun atar, böylece istiridye bir daha kapanamaz ve yengecin yemi olur. Bu, ağzını çok fazla açıp kendisini dinleyicinin insafına bırakan kişinin kaderidir.’’

Leonardo da Vinci

İnsaf ancak kendi geçmiş iç muhasebelerini olgunlukla tamamlamış ve onları kabullenebilmiş kişilerin siz kendinizi anlattıktan sonra sunabilecekleri bir erdemmiş. Ancak bu erdemin karşınızdakinde olup olmadığını da konuşmadan, yaşamadan çözemiyormuşsunuz.

-IV-

‘’İstanbul bana hep babanı, onunla geçen yıllarımı ve sanki ‘ne olur kurtarılabilseydi o ilişki’ hüzünlerimi çağrıştırıyor. Hala… Her kentin, bir aşk çağrıştırdığını Nedim Gürsel mi söylüyordu? İstanbul, baban ve babanla yaşanan aşk! Ve ben galiba bütün eski sevgililerini hala seven, garip bir kadınım…’’

İki Yeşil Susamuru – Buket Uzuner

Bir gün bir fanzinin sayfalarını dolduracak bir yaşanmışlık olma ihtimali çok ama çok çekici geliyor anılarımın. Bir yerlerde silik de olsa izini bırakan cümleler… Yarım kalmış her şey yazılmalı ve bir fanzinde eskimeli bir maddi değeri olmadan çünkü.

-V-

‘’Demek ki herkes gibi konuşmalı fakat herkes gibi düşünmemeli.’’

Blaise Pascal

Çünkü başka düşüncelere saygı duymayan modern benciller tarafından tüketilirsin diğer türlü.

-VI-

‘’Yalnızlığı istedim. Çünkü nezaketi zayıflığın bir parçası, hoşgörüyü ödleklik, yücelmeyi böbürlenme fırsatı kabul eden kalabalığın terbiyesizliğinden usandım.’’

Halil Cibran

Bu noktaya gelene değin bir zamanlar insanlardan kaçmak için mesleğimi siper etmişliğim var kendime. Bir dönem çok net hatırlıyorum arkadaşlık kurtaracak beni demiştim. Bazen de hoşlandığım insanların kıyılarında dinlenebileceğime dair yanılsamalar yaşadım.

İnsan yaşaya öğrene kendi yalnızlığında kendisine sarılmanın, kendisini sevebilmenin, kendisiyle barışık olmanın tüm kilitleri açan anahtar olduğunu fark ediyor. Sonrası oluşturduğun enerjiye çekilen her kim varsa onunla yormadan ve yorulmadan yaşamakmış hayatı.

-VII-

TRICOLOR

Merdümgiriz bir köşesine sığındım hayatımın.

Bir begonvil yetiştirdim orada

Ve

Kemirdim onu.

Dilim mor,

Üstüm sapsarı.

Artık kıskanmıyorum Birhan Keskin’in o dürtülen narını.

21.07.2021

Serhat Emin ALACALI

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL