Köşe Yazıları

Bİ’ ŞEYLER

Bİ’ ŞEYLER
Gökkuşağı Köşesi Banner

Geçen bir hafta içinde kendi gündemlerimi aforizmalar ve içimdeki izdüşümleri ile bölümlendirerek yazdım bu hafta. Böylesi üstü kapalı gibi duran ama akışına kapıldığınızda ne demek istediğimi anlayacağınız haftalıklar paylaşacağım bazen. Bazen paylaşacağım bu haftalıkları çünkü kimseye bir şey paylaşmak istemediğim haftalar da gelip geçebiliyor ömrümden. Merkür ve Venüs retrosuna yengeç dolunayının da eşlik ettiği bu haftada yine de yaşadıklarımızın gezegenlere bağlı olmadığını kabul ettiğimiz bir hafta olsun. Buyrunuz o zaman geçmiş bir haftamın özetine:

-I-

Eski dünyanın yangınından kurtardığımız

Birkaç parça eşya bizi biz yapıyor

Hepsi yalan

Eski Dünya Yangını – KALBEN

Kahve makinemin üzerindeki lekelerde tanıdık bir his arıyorum. Bulamıyor gibiyim. Buna kafayı takmış olacağım ki kalkıp ıslak mendille üst kapağındaki tozları alıyor ve hemen akabinde ısıtıcısının etrafına dökülen çekilmiş kahve çekirdeği parçalarını temizliyorum. Makine eve ilk geldiği günden beri yerleştirildiği aynı yerde. Hediye. Birinden. Birinden işte. Çok da önemli değil ismi.

Kitaplığımdaki kedili kahve kupaları gözüme takılıyor. Geçenlerde hediye edildiği metal kutunun içinden çıkartmaya karar verdim onları. Çalakalem çizilmiş iki kedi figürü siyah ve beyaz kahve kupalarından gülümsüyorlar. Annem çok beğeniyor beyaz kupayı. Almasını istiyorum. Kabul etmiyor. Bende kalıyor kupalar. Atamıyorum da onları. Hediye. Birinden. Birinden işte. Çok da önemli değil ismi.

Küçük Prens’in Sumru Ağıryürüyen çevirisiyle Mavibulut Yayınları versiyonu kitaplıktan göz kırpıyor bana. O kadar çok versiyonu var ki elimde. Ama en farklısı o hala. Fransızca orijinalinden bile daha çok seviyorum onu. Kitap gibi değil de bir obje olarak sergiliyorum onu kitaplıkta. Sağ kolumda dövmesi, zihnimin çocukluğuma dair en güzel anısı, sözde aradığım aşkın en renkli dışavurumu. İdealize edilen aşkın köşeli kıvrımları büyüdükçe kanatmış içimi yıllarca. Bunların yansıması bir kitap kendisi. Hediye. Birinden. Birinden işte. Çok da önemli değil ismi.

Hala duvara asmakta imtina ettiğim karakalem bir geyşa portesi. Xbox’ımın üstünde, televizyonumun sağında duruyor. Neden asamadığımı çok düşündüm onu bir duvara. Sonunda içimden bir cevap geldi. Burası evin değil senin! Tapusu üstünde ama kalbinde değil. O da hediye. Birinden. Birinden işte. Çok da önemli değil ismi.

-II-

762

“Nesneye konuşup insana susmayı öğrendim. Öfkem dindi!” 

Başak BUĞDAY

Öfkem dindi mi; bilmiyorum. Bundan pek emin değilim. Bazen hala yolda yürürken beni öfkelendiren insanlarla içsel konuşmalar yaşıyorum. ‘’Evet!’’ diyorum, ‘’Ne güzel cevap verdin be Serhat!’’ İçimi soğutmuyor bu cevaplar ama. Geçmişte söylenenler (söylenemeyenler), yaşananlar (yaşanamayanlar) bir anda hissettirdikleri ne varsa kalbime çörekleniveriyorlar. Öyle bir ya da iki kişi de değil. Kişiler de değil sorun. Zamanında verilmeyen tepkiler, ifade edilememiş duygular…

Nesnelere konuşuyorum böylesi zorlu yürüyüşlerin ardından, evime varınca. İnsana susmayı nasıl becerebildim, bilmiyorum. İnsana konuşamıyorum. Konuşabilsem de eh işte. Birkaç kuple. Bir kahve sohbeti için yeni tanıştığım bir arkadaşla buluşuyoruz. Görece kalabalık bir sokaktaki kafeye oturmamızı teklif ediyor. Reddediyorum. Kalabalıklardan ürktüğümü söylüyorum. Gözüne hiç öyle bir insan gibi görünmediğimi söylüyor. İçimde bir ses genç adamın haklı olduğunu söylüyor. Susturuyorum içimdeki sesi. Evde bir nesne vasıtasıyla konuşuruz içimdeki o yirmili yaşlardaki Serhat ile nasılsa. Genç adamın anlatacakları var. Onları dinlemek lazım. Hikayeleri ne güzel insanların. Di mi?

-III-

Ah, açık zihin, açık

Geri dönemez

Ah, açıl kafa açıl, ah

Kıyıya yüzemez

Herkes normal, normali fırtına aldı

Her şey geride kaldı ve dünya yandı

Kuşgözü – KALBEN

İçimdeki istiflenmemiş kırgınlıkları kronolojik olarak düzenledim zihnimde. Durduk yere tetiklendiklerini düşündüğüm tepkilerimin isimleri varmış ve öyle durduk yere falan da palazlanmıyormuş avazları. Öğrendim. Bu yüzden daha mutlu, daha suskun, daha olgun, daha kırgın, daha yalnız, daha yorgun. LA LA LA LA! LAVİNYA! Candan Erçetin’den Feridun Düzağaç’a kısa mesafe koşusuyla yetişiyorum. Usain Bolt’un rekorunu yineliyorum. Kimsenin umurunda olmuyor. Bu da benim hoşuma gidiyor. Arka planda Kalben çalıyor. Yeni albümü bi’ harika dostum!

-IV-

Dolaşma.

Bahçeni ek.

Voltaire

Nasıl da ihtiyaç duyuyorum günahlarıma bir ortak bulmaya. Günahtan kastım teolojik değil asla. Hayatta olduğunu hissettiren ve bir paydaşa ihtiyaç duyduğun o güzel anların hepsi günah değil mi işte. Heh! Ondan bahsediyorum ben. Kıpır kıpır oluyor içim sözde olumsuz kelimelerin biçimleriyle oynayınca. Onların da canı var ya hu! Canları sıkılıyor hep aynı gözle bakınca insanlar onlara. Yazıktır günahtır. Etmeyin!

Günahlarımın en nadide ortağı kendimim. Evet. Biliyorum biliyorum. Kendimi seveceğim en başta. Aldık o dersi. Tamam. Tamam ama ruhuna eş günahkarlarla çok daha güzel hayat. Hadi patlatalım konfetileri! Bahçemde karnaval var.

-V-

Sen öyle umarsız uyusan da bir köşede

İşte bu yüzden sırf bu yüzden işte

Yaşamdan çok iflasa yakın olduğu için

Seni bu denli yıktıkları için Fatalite

Yaşamımın gizini vereceğim sana

Destina – Lale MÜLDÜR

Etrafındaki insanlar tarafından bir miktar sevilen ama bolca da korkulan iki karakteriz biz Alev ile. Sanırım bu öngörülemeyen karakterlerimizin aşinalığı yakınlaştırdı bizi birbirimize. O, sanıyorum ki hayatının en gerçekçi içsel iflaslarından birine yakınsıyor. Ben ise birkaç içsel iflasın ardından kendi içimde oluşturduğum IMF’in kontrolünde dalgalı kur politikası izliyorum. Hem de kapitalizm çökmeye yüz tutmuşken. Cesarete bak: Dalgalı kur!

Ben hem rose şarapla ilgili mahkuz talihimi kırabilmek hem de geçmiş hesaplaşmalarımdan bunalıp suçu retrolara atmamak için Alev’i aradım. Bir solukta evinde buldum kendimi. Şarap bende ertesi gün muazzam bir baş ağrısı yapıyor ama o kadar umurumda değil ki.

Çocukluğunun en güzel yanı judoymuş Alev’in. Anılarını anlatırken parlayan gözlerine odaklanıyorum. Gözleriyle çok fazla şeyi aynı anda anlatabilen kadınlardan Alev. Güçlü duygularıyla etrafına ne kadar muazzam bir enerji yaydığını henüz tam olarak idrak edememiş olsa da; bu, onun suçu değil. Kendi güzelliklerine ayna olan insanları hayatına aldıkça parıldayacak. Eminim ben ve de bolca mutluyum.

Gecenin sonunda ben kanepede, o da yatağında muhtemelen bambaşka insanları düşünerek uyuyoruz. Gündüz o işe ben de evime gidiyorum. Kendi hayatlarımıza karışıyoruz. Edirne’deki en büyük özgürlüklerimden biri o. O da bir gün özgür olacak. Biliyorum.

Serhat Emin ALACALI

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL