Köşe Yazıları

“BEN, KENDİM VE HASSAS TERAZİM”

“BEN, KENDİM VE HASSAS TERAZİM”
Gökkuşağı Köşesi Banner

Yazanlar bilirler: yazmanın en zor kısmıdır içinde birikmişlikleri kağıda dökeceğin zaman ilk cümlenin nasıl başlayacağını bilememek… Şu an ben de bilmiyorum ve bu yüzden iki dost arasında geçen tanık olduğum bir diyalogla başlamak en doğrusu olacaktır.

Diyor ki: “Dostum, benim ne kadar param olduğunu hesaplayacak matematiğim yok. Hatta seçim yapmakta bile zorlanıyorum… Hangi ülkeyi gezsem, neler alsam, hangi arabaya binsem? Sahi sen nasıl oluyor da 8 katlı bir apartmanın güneş görmeyen 3. katında yaşayabiliyorsun?”

Ve o anda hayatımda duyacağım en anlamlı cevap geliyor diğer adamın ağzından: “Ben,” diyor “Paris’te en lüks mekânlarda yemek yedim, Amerika’nın en lüks otellerinde kaldım, Katar’da, Dubai’de krallarla oturup, kral dairelerinde konakladım ama, Anadolu’nun köylerinden birinde, bir ahırda da uyudum… Şimdi desen ki seçim yap ‘o kral daireleri mi, yoksa o ahır mı?‘ inan seçim yapamam… Çünkü gözünü kapatıp uykuya daldığında duvarları görmüyor gözün, her yer uyanana kadar aynı oluyor, yani anlayacağın benim için nerede uyuduğun değil, asıl önemli olan kimle uyuduğun, uyandığın…”

Güzel bir tanım olmuştu benim için bu yanıt. Hayatını anlamlandıranlarla, sana hayat olanlarla uyumak demek: ha samanlık, ha lüks bir daire fark etmiyor, her yer cennete eş değer oluyor çünkü.

Bana sorarsanız hiç anlatılan durumda “Uyudun mu?” diye, tavşan uykusu sayılır benimki biraz, “Ya rüyaysa, ya uyanırsam korkusu” yaşarım çünkü. Biraz da, o uyurken onu izlemenin hazzı ile çok da uyumak istemem derin, derin.

Zaman hızlı geçiyor malum… Bilmem kaç sene geçmiş üzerinden, ‘unuttun mu?’ diye soruyorlar, bense unutmaya çalıştığımı unuttum açıkçası…

Kötü bir adam olmadım hiç ama, çok iyi biri de sayılmam. Hemen her insan gibi eksilerim/artılarım, iyilerim/kötülerim, doğru ve yanlışlarım oldu elbette.

Hatalarımı ve doğrularımı teraziye koydum, payını paydasına böleyim diye, lakin beceremedim… Hoş beni tanıyanlar bilir, okulda da matematiğim iç açıcı değildi.

Aslında hatanın payı da, paydası da belliydi ya, asıl hata: en başında konuşmam, danışmam ve fikir almam gereken kişiyle, yani kendimle küsmüş olmamdı yıllar önce…

Barıştım ama kendimle, bu iyi haber! Artık soruyor ve cevap alıyorum… Ben ve kendim, olmayışını değil, neden olmadığını sorguluyoruz.

Terazi pek dengeli olmuyor haliyle… Ehh, ben kendimi, kendim de beni savunuyoruz ama olsun, en azından suçu üzerine boca edecek bir suçlu aramıyoruz!

Kimin ne dediğine bakmıyoruz artık… Savaşmıyoruz da! Korkmaktan değil, yorulduğumuzdan… Kimseye de sormuyoruz. Çünkü birine sorunca illa ki bir haklı ve bir haksız arıyorlar cümlenin hemen sonunda. Biz basit olanı yapıp karşıdaki kişiyi de suçlamıyoruz… Sonuçta herkes kendine göre haklı, öyle değil mi? 

Hem ülkede dahi adelet taraflıyken, benim adaletim beni nasıl suçlasın?

Kıssadan hisse sevgili okurlar: duygularınızda adaleti ararken, benliğinizin adaletini mutlaka bir kenara koyun. Yoksa terazinin ibresi hep sizi haklı çıkarır. Unutmayın ki: daima haklı olunmaz, orada bir sorun vardır!

Benim sizlere naçizane önerim: Vazgeçmeyin en güzeli… Vazgeçmekten vazgeçin sadece…  Savaşın, peşini bırakmayın. İsteyin, daha çok isteyin! Eğer terazinizde hakkınız varsa, ibre sizi bir şekilde bulacaktır. Sabır, inanç ve istek: bu üç kardeş her daim aklınızda, benliğinizde ve bedeninizde olsun…

Sizi sizden iyi anlayan da, dinleyen de olmaz. Kendinize küsmeyin!

İstediğiniz yerde, istediğiniz nefesle uykuya dalmanız dileği ile.

Sağlıcakla.

Sarp Uğur YILGIN

 

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL