Köşe Yazıları

“BAYRAM MI, TATİL Mİ?”

“BAYRAM MI, TATİL Mİ?”
Gökkuşağı Köşesi Banner

Bugün şeker bayramı… Yazıma başlamadan önce bütün inananların bayramını canı gönülden kutluyorum.

Dünkü haftalık aile görüşmemde annemlere “Yarın ben işte olacağım, ancak akşam arayabilirim, merak etmeyin” dedim. (Hollanda’da yaşadığım için bana resmî tatil günü değil) Malum büyüklerimiz için bayramların ayrı bir önemi var. Telefonu kapattıktan sonra kendi kendime eskilere dalıp gittim. O zamandan bu zamana yaşadığımız bayramları ve geçirdiğimiz değişimleri anımsadım, biraz da içim burkularak…

Araştıran, düşünen eleştiren, sorgulayan insanlar için değişim sadece bedeniyle kalmıyor. Düşüncesi, fikirleri hayata bakış açısı, hatta bayram kutlamaları ya da inanışı bile değişiyor. Bu değişim hayatlarımıza bazen olumlu, bazen de olumsuz bir şekilde yön veriyor. Bunun analizi tabii ki kendimize ait.

Eskileri hatırladım, eski bayram kutlamalarını ve coşkusunu.

Fakirdik ama gönüllerimiz zengin, ufkumuz kirlenmemişti. “Fakirin gözü bol olur,” derdi büyüklerimiz. (Cömert olur manasına gelir bu cümle). Gözümüz bol’du, gönlümüz alabildiğine geniş… Birkaç gün öncesinden heyecanlanırdık bayramlar için. Çünkü bizim çağın, bizim köyün çocuklarına bayram demek, aynı zamanda şeker yeme zamanıydı. Eğer alım gücün yeterliyse hediye olarak ‘bayramcalık’ adı verilen yeni elbise-ayakkabı (yazlık) alınırdı. Sabah erkenden kalkılır, günlerce saklanan bayramcalıklar giyilir, önce annenin babanın eli öpülür birlikte yenilen yemeklerden sonra: dedelerimize, anneanne-babaannelerimize (yaşıyorlarsa) gidilir, sonrasında hala, dayı, amca, teyze konu komşu gezilirdi. Daha sonra aynı şekilde diğer akrabalar, komşular sırasıyla bizlere gelirlerdi. Çocuklar bir yerde toplanır, türküler-şarkılar söylenir, halaylar çekilir, salıncaklara binilir ve türlü oyunlar oynanırdı.

Büyüdükçe bu geleneklerden biraz biraz uzaklaşmaya başladık. Köylerden şehirlere göçler büyüdü ve zaman içinde birçok köy yazlık haline geldi. Kentler bizlere bilmediğimiz dünyaların kapısını araladı. Köyün toprak yollarına atılmış gazete parçalarını haftalarca okuyan çocuklardık, şimdi televizyonlardan, çevremizden: kitapların, gazetelerin sayfalarından bilmediğimiz her şeyi öğreniyorduk. Tabii ki bu olumlu ve güzeldi ama aynı zamanda arada kalan kuşaklardık artık. Çünkü büyüklerimiz kendi gelenek ve göreneklerini sürdürmek isterken, sonradan gelen nesil, okudukça öğrenen, öğrendikçe sorgulayan, sorguladıkça yaşadıkları doğruların doğruluğunu mikroskop altına alan bireylerdi. Biz eski kuşaklar ise ister istemez bu iki kuşağın geleneklerine ayak uydurmak zorunda kalıyorduk.

Artık bayram demek büyüklerimiz için hatırlanmak, çoluk çocuğuna torununa kavuşmak, onlarla buluşmak, zaman geçirmek demekken: gençlik için tatil demek, dinlenmek, sosyalleşmek demek oluyordu. (Herkes için geçerli değil tabi). Aile büyüklerine ziyaretlerin yerini telefonlarla kutlamak alıyordu. Eski bayramcalıklar bile değerini kaybetmiş, tarihin tozlu raflarına kaldırılmıştı.

Oysa bayram demek bize öğretilen yönüyle “Küslerin barışacağı, büyüklerin hatırlanıp gönüllerinin alınacağı, sevginin saygının bütünlüğün pekiştirileceği, düşkünlerin elinden tutulacağı” günlerdi.

Bu güzelim duyguları artık yaşayamaz olduk. Hem inanç farklılığı, hem maddi zorluklar, hem de insanların kutuplaştırılması bütün bu güzel inanç, gelenek ve göreneklerimizi mazide bıraktı.

Bugün biraz da eskiye özlemle bu konuya değinmek istedim. Bu vesile ile yeniden inanan herkesin bayramını en içten dileklerimle kutluyor, maddi manevi her dertten kurtulmuş, birlik, beraberlik ve barış içinde yaşanacak nice bayramlar diliyorum.

Sağlıcakla kalın…

Birgül SOLMAZ

YORUMLAR (2)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL