Köşe Yazıları

“BABA VE PICH*”

“BABA VE PICH*”
Gökkuşağı Köşesi Banner

İnsan kendini var ederken üç baba kavramıyla çatışma yaşar. İlki en yakındaki kendi babası (ailedeki baba figürü). Bu çatışmayı çözemediğinde ilişkileri zarar görür, bir yere saplanıp kalarak hayatını kendi eliyle cehenneme çevirir.

İkinci baba devlettir (sosyal cemiyet). Bu kavramla ergenliğinde çatışmaya başlar cevaplarını bulamazsa ideolojik takıntılarla aşırılaşır, iletişim biçimi ideolojik çatışmacı hâle gelir. Burada da toplumsal hayatın cehennem fırınını harlar.

Üçüncü baba ilahi olan tanrıdır. İnsan bu kavramla çatışmasında hayat amacını bulmaya çalışır, bulamazsa saldırgan bir tanrıtanımaz (ateist) ya da yobaz dediğimiz türden aşırıcı biri olup çıkar.

İlkokula giderken ısrarla sorardı babam: “Paran var mı?” Utanırdım “Vaaar!” derdim, bilirdi olmadığını.

“Göster bakalım ne kadar var? Birazını bana ver eve ekmek alayım!”

Elimi ceplerime atar boş astarlarını dışarı çıkarır: “Yoook!” derdim bu kez. Karnım gibi, gözüm de toktu hep, çünkü babama güvenirdim ben çocukken. Babama var desem de olmadığını omuzlarımın kalkıp inmesinden anlardı. Para istemekten utanmayayım diye de iş buyurur, ya “Bir su getir bakalım,” der ya da beni sahip olduğu restoranın fırınında çalıştırırdı tatil günlerinde. İsteyenin yüzü olmalıydı…

“İyi insanlar, güzel atlara binip, çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın……” diye devam eder Yaşar Kemal. Babam iyi adamdı… Bir gün güzel bir ata binip gitti. Ondan öğrendiğim hayat derslerini yeri geldikçe hayatıma entegre etmeye devam ediyorum kendimce.

Bir konuda fikir sahibi olabilmek için kırk fırın ekmek yemek deyimini çok yanlış anlamışız biz. Öyle ki kırk fırın ekmek yese gerçekleri anlamayacak, göremeyecek insanlarla imtihan ediliyoruz. Alım gücünü artırmak yerine maaşları şişiriyor devlet babanın işgüzar oğulları. Hayy’dan gelen, Hu’ya gidiyor hâliyle. Ayın ortasında ellerimizi cebimize atıp astarını çıkarıyoruz dışarı. Omuzlarımız düşüyor… Kaşıkla vereceklerini iddia ettiklerini de kepçeyle çoktan almış oluyorlar bizden. Vermek için almak istiyorlar önce, zam ve vergilerle!…

İsterdim ki devlet baba da anlasın biyolojik babamın omuzlarımın hâlinden anladığı gibi bizi. Vereceği en azından denk olsundu alacaklarına. Ülkemizin her bir köşesinden çıkan müjdelerin ocağımızı yakması, tenceremizi kaynatması, nefes aldırması gerekirdi oysa. Onun yerine koskoca ülkenin fırın gibi cayır cayır yakılıyor olmasına göz yumuluyor her yaz mevsimi. Ülkenin ciğerleri is doluyor.

Bu güzel insanlar, ülkede metaneti, refahı, üretimi olduramıyorlarsa eğer koltuğu bırakarak, o güzel atlara binip gitmeliler belki de bir an önce. Babalarımızı üzmenin, insanları infiale sürüklemenin, devlet babayı iflasa itelemenin, tanrıyı kıyamete zorlamanın kimseye bir faydası olmayacak günün sonunda…

İnsanlığın dünyaya gönderilmesindeki amacı mercimeği fırına verip üremekti, medeniyeti geliştirmekti, emir ve yasakları anlamaktı, birlikte değerli bir yaşam sürdürmekti. Onun yerine babalara geldik iyi mi?

NAKHAR

*İngilizce “Pich” kelimesi fırın anlamında kullanılır.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Gökkuşağı Köşesi Banner
Gökkuşağı Köşesi Banner

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL